Oruç Üzerine

26 Ekim 2016
Sayı 15 - Ağustos 2011

Oruç sözcüğü kökenbilim olarak Farsça’dan alınmış ‘rôcik’ sözcüğünün Türkçe’deki söylenişidir. Kuran’da savm ve sıyam olarak geçmektedir.

Oruç, Kuran’a göre, “Niyetlenip, gündoğumundan önceki alacakaranlıktan (tan yeri ağarmaya başlamasından) günbatımından sonraki alacakaranlığa değin katı-sıvı hiçbir şey yememek ve içmemek” demektir. [Bakara Suresi, 187]

Ramazan ayına girdiğimiz bugünlerde üç sevgiliden; Lütfi Filiz, Muhiddin Gür ve İsmail Emre’den oruç kavramını anlattıkları sohbetlerinden birer pasaj paylaşmak istedik:

Sevgili Lütfi Filiz Efendi, Noktanın Sonsuzluğu’ndaki sohbetlerinden birinde oruç kavramını şöyle anlatıyor:

Biz orucu sadece şeriat orucu olarak biliyoruz. Hâlbuki orucun pek çok çeşidi vardır. Beden orucu, kâinat orucu, ilim orucu bunlar arasında sayılabilir. İnsanın esas tutması gereken oruç ise, benlik orucudur. Çünkü insan boyuna “Ben, ben” diyerek şeytanlığını ortaya çıkarırken, istediği kadar aç kalsın, bu açlığın ona bir faydası olmayacaktır.

…Benlikten uzaklaşamayan oruç tutmamış demektir. Oruç, konsantre olup benlikten sıyrılmak ve Allah’ta yaşamak demektir ki, ancak bu yapılabildiğinde insan bayram yapmaya hak kazanır.
Gerçek anlamıyla oruç, güneşin doğuşundan batışına, yani doğumdan ölüme kadar kötü ahlaktan ve o ahlak ile yapılacak kötülüklerden sakınmak ve o kötü ahlaka bir daha düşmemek olarak algılanmalıdır.

Sevgili Muhiddin Gür Efendi’den oruç kavramı:

İslam’ın şartının birisi de oruç tutmaktır. Oruç, herkesin bildiği gibi, senede bir ay sabahtan akşama kadar bir şey yiyip içmeden insanın beklemesidir. Belki deyimde oruç budur. Ama gerçekte oruç nefsin olumsuz hallerinin tümünü terk edip nefsi arzuların hepsinden feragat etmesidir. İnsanın eline, diline, gözüne, kalbine, yani bedeninin her ilkesine insancıl biçimde hâkim olması demektir.

İnsancıl biçim nedir denilirse, deriz ki insancıl biçim imanın 32 farzının içerisinde açıkça anlatılmıştır. Evet, oruç budur. İnsan, doğruluğu, yalan söylememeyi, tevazulu olmayı, benlikten sıyrılmayı, her haliyle nefsin olumsuz hallerini frenlemeyi, hatta hiçbir olumsuzluğa geçit vermemeyi ve bedenin tüm uzuvlarını Allah’ın istediği şekilde çalıştırmayı kendisine ilke edinebilirse bu adam gerçek oruç tutmuş olur. Ben bunları derken dünyadaki oruç tutanlara bir şey demek istemiyorum. Ben yalnız tasavvufi yolda, yani Allah’a gitmeyi, Allah’ı kendinde bulmayı arzu eden kişilerin ne şekilde davranabileceklerini anlatmaya çalışıyorum.”

Sevgili İsmail Emre her daim neşesiyle oruç ve bayramla ilgili tefekküre bir meselle davet ediyor bizi:

Vaktiyle avcının biri büyük bir tuzak, bir kapan kurmuş. Kapanın ağzına da büyük bir dilim peynir koymuş. Tilkinin biri peynirin kokusunu almış, gelmiş. Fakat bunun bir tuzak olduğunu da anlamış. Kendi kendine, “Ne yapsam acaba, Ya Rabbü’lâlemîn?” deyip dolaşırken, bir ayı çıkageliyor. Tilkinin yüzü gülüyor.

Ayıya, “Gel ayı kardeş, sana çok güzel bir yiyecek göstereyim,” diyor. Aç ve ahmak ayı tilkinin peşine düşüyor, kapanın yanına geliyor. Bakıyor ki güzel bir peynir. Fakat biraz şüpheleniyor.

Tilkiye soruyor: “Sen niye yemedin?”

Tilki hemen cevap veriyor: “Ben orucum.”

Ayı, “Eh öyleyse, ben oruç değilim,” deyip elini nasıl uzatırsa, kapan “tırak!” diye ayının koluna yapışıyor, peynir de tilkinin önüne sıçrıyor. Ayı can derdindeyken, tilki peyniri yemeğe başlıyor.

Ayı tilkiye, “Hani sen oruçtun?” diyor.

“Oruçtum ama şimdi hesap ettim ki Ramazan bitmiş, bugün bayrammış!”

İşte fâni şeyler de bizi böyle avlıyor. Avlanırsak tilki bayramı eder. Bayramı da herkes bir türlü anlar. Hayvanların bile bayramı vardır. Onların bayramı, arzularının yerine geldiği zamandır. İnsanlarınki mevsim mevsim… Ariflerin bayramı ise her gündür, ebedîdir. Çünkü onlar ‘arefe’yi akıllarıyla yapıp gözleri ve gönülleriyle bayram etmişlerdir.” 

Kaynaklar:

Oruç kavramı, Vikipedi

İsmail Emre, İç Kaynak Dergisi, Sayı 6, Ekim 1957

Lütfi Filiz, Noktanın Sonsuzluğu, 3. Kitap, s. 460-467, Pan Yayınları

Muhiddin Gür, Sohbetler, Feyyaz Yalçın Özel Arşiv