Musahiplik Cemi

30 Ekim 2016
Sayı 25 - Haziran 2012

“Kardeşine kızan her adam hükme müstahak olacaktır; ve kardeşine hakaret ederse, icma-i ümmetin hükmüne müstahak olacaktır. Ve kim “ahmak” derse, cehennem ateşine müstahak olacaktır. İmdi, takdimeni Allah’ın huzurunda arz ederken, tam o esnada kardeşinle aranda olan bir husumet hatırına gelirse, takdimeni orada mezbahın önünde bırak ve git önce kardeşin ile barış ve o vakit gel, takdimeni arz et…” (İncil, Matta 5:22–27)

Gerçek bir hikâye. Âdem’in toprağı Anadolu’nun, Erzurum ilinden…

Heyecanlı bir dostun, hasret ile, insanlığın hasreti ile anlattığı ibretlik bir öykü.

Musahiplik cemi için bir araya gelen canlar, dizlerinin üzerine çömelip Ehli Beyt’i taşıdıkları kalplerini sağ elleriyle örtmüşler. Başparmakları ise her daim olduğu üzere dimdik durarak vechullahı göstermekteymiş. Öyle ya kim kendi vechini kendi halk eylemiş ki? Bütün sûretler Allah’ındır. Allah ise her sûretten ayrı ayrı âyan…

Cem, bu idrâk ile bir araya gelmeye denir. Cem ancak Allah rızası içindir.

Musahip olabilmenin önemli bir şartı rızalıktır. Eğer birisinden razı olunmaz ise, o kişi kimseye yoldaş olamaz. Kim razı olmadığını sevip sayabilir ki? Sevgi, saygı ile tecelli eder ve saygı, rıza ile hak olur…

Birbirine yoldaş olma niyeti ile dâra duran canlar için cemin pîri rızalık istemiş. Hiç olmaz böyle şeyler sanılır ama bir ses razı olmadığını söylemiş kurulan musahiplik erkânından. Gerekçe olarak da dâra duran tâliplerden birinin falan zamanda filan köydeki bir köpeği tartakladığını iddia etmiş.

(Önemli bir husus: Cem meclisi Hakk’ın meclisidir! Dâra duran kimin huzurunda olduğunu bilir. Orada yalan söz söylemek, Allah’ın sûretinde halk olunmuş insan evlâdına men edilmiştir.)

Dâra çekilen genç başını öne eğince erkânın pîri durumu anlayıp hükmü vermiş; köpeğin rızası alınmadıkça musahiplik cemi sürmeyecektir. Meğer tâlip bir vakit köpeğe taş atmış. Köpeğin bacağına isabet eden taş masumun canını pek yakmış.

Söylendiğine göre Erzurum’da kış ayı imiş. Gecenin bir vakti, hava buz gibi soğuk, kar bel hizasında. Erkân ise durmuş, tâlipler musahiplik niyetinde olan gencin yüzüne bakmaktalar. Oradan dönmek Allah’ı inkârdan beter. Öyle ya Allah insanı affeder, Allah Gafurdur. Peki ya insan kendini affedebilir mi? Hak bildiği meclisten dönüp, huzurlu kalabilir mi?

Tâlip genç, bir şahit ile yola koyulmuş. Vakit geceyi bulduğunda söylenilen köye anca gelebilmişler. Aranmış, taranmış ancak mağdur köpek bulunamamış. Biçare köye geri dönülmüş. Ceme gelen canlar ibadet sonlanmadan dağılmadıkları için, meclis hâlâ orada imiş. Erkân bozulmamış…

İbadeti Hakk üzere edâ edene geceymiş, soğukmuş, yorgunlukmuş bunlar kapıdan içeri giremezler. Sabaha kadar erkân bozulmamış. Sabah olunca yeniden yola koyulup köye gitmişler ve bu sefer köpeği bulmuşlar.

Köpek bulununca önce temizlenip karnı doyurulmuş. Ardından başı okşanıp, taşın isabet ettiği bacak öpülmüş, yara olan yere yüz sürülmüş. Nihayetinde köpeğin rızalık hakkı alınmış. Hatta şahidin söylediğine göre oradan ayrılırlarken köpek ağlamış ve gençleri ön ayağını kaldırarak yolcu etmiş.

Gençler geri döndüklerinde şahidin ikrarı ile cem devam etmiş. Meclis tâliplerden, tâlipler de birbirlerinden razı olmuşlar. Pîr de: “Ben de sizden razıyım, niyaz ederim Allah da sizden razı olsun,” diyerek erkânı tamam etmiş.

İnsanın insana, insanın insanlığına saygısının yittiği günümüzün akılcı, modern dünyasında, Erzurum’un kar altında bir köyünde, Allah’ın her yarattığını bir can sayan “eğitimsiz” köylüler, en yaman cehaletin kendinden gafil olmak olduğunu böyle anlattılar nefsime…

Allah onlardan razı olsun…