Materyalizmin kalbinden Doğunun mistisizmine ulaşan yolcu: Hermann Hesse

Sayı 79 - Mart-Nisan 2018

Hermann Karl Hesse, (1877- 1962)  Almanya’da doğmuş İsviçreli yazar ve ressamdır.

  1. yüzyılınen önemli yazarlarından biri olan Hesse, roman, öykü, şiir, deneme alanlarında çok sayıda eser vermiştir. Yazar, 1946’da Nobel Edebiyat Ödülü, 1954’te de bilim ve sanat alanında Pour le MériteÖdülü’nü kazanmıştır. Bozkırkurdu, Siddharta, Peter Camenzind, Demian, Narziss ve Goldmund, Çarklar Arasında ve Boncuk Oyunu romanları yazarın tanınmış edebî eserleridir.[1].

Yazarın eserleri incelendiğinde, önce içinde bir huzursuzluk olduğu fark edilir, zamanla bu huzursuzluk, yazar tarafında çözümlenir: İçindeki boşluk buna sebep olmaktadır. Sonraki eserler incelendikçe, yazarın sırasıyla bu boşluğu kabullenemeyişi, arayışları, sancıları ve en sonunda boşluğun içine dönüp arayışı kendinde bitirmenin izleri görülür. Hesse’nin geçirdiği bu manevî yolculuk, pek çok insanın yaşadığı varoluşsal sıkıntılarla tetiklenen ve insanı sonu gelmez bir arayışa iten arzunun mistisizm ile huzura kavuşmasının bir örneklemesidir. Modern insanın kendi içindeki intiharına çare olabilecek en iyi yol, benzer bir dünyada bu buhranları geçirmiş birinin mistik yolculuğunu incelemek ve kendi yolunu çizme gücünü kazanmak olacaktır.

Annesine ve babasına, onları yetersiz gördüğünü anlatan mektuplar yazması, Hesse’nin içindeki yalnızlığı göstermesi açısından önemlidir. Bu durum, genç Hesse’nin ruhunda duyduğu eksikliğin ve etrafındakilerin onun zengin ruhunu beslemedeki yetersizliğinin ilk göstergeleri denebilir.

Ailesiyle girdiği tartışmaların etkisiyle intihar düşüncesine sürüklenen Hesse,1892’de tedaviye gönderildiği enstitüde Carl Jung’un öğrencisi Lang tarafından tedavi edilmiştir. Bu nokta, Hesse’nin Carl Jung’un dünyasıyla tanıştığı ve psikanalizi keşfettiği zamandır. Psikanalizle tanışması, kendi içine derinlemesine bakmaya başlamasının sebebi olarak gösterilebilir. Böylece Hesse’nin mistik yolu, başlamıştır.

Zamanla ruhbilime, Budizm’e ve teozofiye duyduğu ilgi artan Hesse’nin 1911’de Hindistan’a yaptığı yolculuğun Hesse’ nin içinde bulunduğu dünyadan gelen anlayışını sarstığı ve geleceğinde seçeceği yönü etkilediği söylenebilir. Siddhartha, Hesse’nin bu seyahatten edindiklerinin etkisiyle 1922’de yazılmıştır.1927’de ise Bozkırkurdunu tamamlamıştır.

Bozkırkurdu ve Siddhartha, Hesse’nin yolunun başını ve seçtiği yolda ilerleyişini net bir şekilde sunması açısından önemlidir. Bu iki eser, birbirini takip eder, iki kitabın birlikte analizi ise önümüze örnek bir yol teşkil etmeye başlar, nereden başlayıp nereye gittiğini görebildiğimiz bir yol, kendi yolumuza örnek oluşturabilir.

Hesse’nin Doğu mistisizmini ve özellikle Budizm’i ele alış şeklinde, içinde yetiştiği Batı dünyasının etkisini yoğun olarak hissetmek mümkündür. Otobiyografik etkileri olan romanlarında, özellikle Bozkırkurdunda mistisizme giden yolun öncelikle kişisel inzivada olduğunu görmek mümkündür. Bu, materyalizmin kalbinde yetişen ve materyalizmin en güçlü zamanında Avrupa’da yaşayan Hesse’nin, materyalist baskıdan kaçıp sığınabileceği yerin kendisi olduğunu gösterir bize; o, inzivayı kendine çekilmekte bulmuştur. Seçtiği öğretinin uygulanması, onun inzivaya çekilecek bir yer aramasına mı sebep olmuştur, yoksa kendinde inzivaya çekilmek isterken Budizm ona bu fırsatı mı vermiştir? Özellikle Bozkırkurdunda, etrafındakileri devamlı sorgulayan ve zamanla kendi içine derinine sığınan bir adam görürüz. Hesse’nin mistisizme yönelişi, dışarıda yaşadığı yalnızlığı içine dönerek gidermeye çalışan ve bu içe dönüşte mistisizmin yoluna kapılan bir adamın yolu izlenimini vermektedir. Onun Doğu mistisizmini ele alış biçimi, Batılı dünyasıyla özdeşleşmiştir, seçtiği yol materyalizmin kalbinden mistisizmin kalbine uzanmaktadır.  Siddharthada, Budizm öğretisinden edindiği yaşam şeklinin izleri henüz yoktur, çünkü Siddharthadaki Hesse, henüz bu öğretiyi özümsemiş değildir, henüz yolunun başındadır.

Hesse’nin yaşadığı dönem, Avrupa’da büyük bilimsel ilerlemelerin olduğu ve insanların Tanrı ve yaratıcı fikirlerinde uzaklaşıp tek gücün bilim olduğunu kanıtlama çabasının bilimin temel amacı olduğu günlere rastlar. Hesse, etrafındaki bu materyalist ve pozitivist baskı içinde yalnızlaşmış ve bu yalnızlığı gidermenin yolunu içine kapanmada bulmuş olabilir mi?  Siddhartha, Hesse’nin kendini adayacağı yolun tarifine benzer, bir şeyi yakından anlamak için önce kendi kendinize tarif etmemiz gibi. Bir oyunun içine girmeden önce anladığınızdan emin olmak için içimizden kuralları saymanın vücut bulmuş hali. Siddhartha, Hesse’nin, Budizm’i kendine anlatış biçimi, öğretiyi ezberleme metodudur. Öğrenmek için hikâyeleştirdiği bir öğreti, yola giden demetlerin öyküleştirilerek kolay anlaşılır hale getirilmesi süreci. Siddhartha da bir bütünleşmeden çok, bir hikâye görürüz, bir tanışma, ilk temastır Siddhartha. Edebî bir eser olmaktan ziyade bir öğretinin kendi kendine tekrarlanmasıdır.  Siddharthadaki Hesse, etrafındaki dünyada değer verilen şeylerin söylendiği kadar önemli olmadığı gören Hesse’dir, uyanış yolundaki Hesse. Tutunduğu yoldan emin olmaya çalışan, kendini ikna etmeye uğrasan Hesse. Zamanla, kendisiyle birlikte okuyucuyu da ikna edecek, onları da kendi mistik dünyasının yoluna çekerek okuyucularının da kendi yollarına savrulmalarının önünü açacaktır.

Bozkırkurdunda gördüğümüz Hesse, öğretisini içinde oturtmuş, yolundan emin olmuş, o yolun ışığında geçmişine dönmüştür. Kendini ve inzivasını, inzivasının gerekliliğini görmeye başlamıştır uyanmış Hesse, yeni uyananların yapacağı ilk büyük gelişimin başlangıcına adım atmıştır, bu, geçmişinin tahlilidir. Belki de yolunun Hesse’ye gösterdiği, tahlil edilmemiş ve yolun ışığıyla aydınlatılmamış bir geçmişin üstüne parlak bir gelecek kurulamayacağı olmuştur. Hesse de mistik yoldaki her yolcu gibi, hatıralarını tahlil ihtiyacını duymuştur. Yasadıklarımı neden yaşadım? Neler beni bu yola itti? Bu noktaya nasıl geldim? Her şeyin bir nedeni olduğunu öğreten Budizm, onu yola getiren olayların analiz edilmesinin, gelecekte ona gelecek ve yon verecek durumların doğru yorumlanması için önemli olduğunu göstermişti belki de.

Bozkırkurdunda ise durum farklılaşmıştır, artık bu yolun içinde olan kişi, geçmişine söner, içine aynasını çevirir ve yansımaları Budist öğretinin içinde olan yeni Hesse olarak analiz etmeye ve anlatmaya başlar. Bozkırkurdu, Hesse’nin kendine dönüşünün ve aynayı kendisine çevirmesinin, kişisel tahlilinin hikâyesidir. Siddharthayla başlayan yolculuk, onu iyice kendine dönmeye itmiştir, insanın kendine döndüğünde düşeceği en son nokta, hatıralarının başlangıcıdır, fiziksel dünyasını etkileyen hayatına yön veren detaylara, unutulmuş olaylara dönmeye başlar. Bu belki de Hesse’nin yolunda ilerlemesi için geçmesi gereken ilk aşamadır, kendine dönme ve inziva yolunda karşısına çıkan ilk duvar, kendi hatıralarıdır. Kişi önce hatırladığı kadar derine iner, sonra varlığının hatırladığı kadar derine iner, en son da herhangi bir sonun olmadığı noktaya kadar iner. Bozkırkurdunda, Hesse’nin ilk engeline geldiği noktadaki yolculuğuna şahit oluruz.

Siddhartha bir başlangıç, bir giriş, Bozkırkurdu ise yolun içinde kendini ve geçmişini tahlil sürecidir. Hesse her ne kadar kendi yolunu da iki eser de tam manasıyla bir edebî eserin yapması gerekeni yapmaktadır: Okuyucunun manasını uyandırmak ve ona örnek bir yol göstermek. Bu açıdan, Hesse’nin eserleri, uyanmaya çalışanlara bir başlangıç noktası olarak hizmet edebilmektedir.

 

 

Kaynakça:

Hermann Hesse | Biography, Facts, & Books. (2017). Encyclopedia Britannica. Retrieved 12 November 2017, from https://www.britannica.com/biography/Hermann-Hesse

 

[1] Hermann Hesse | Biography, Facts, & Books. (2017). Encyclopedia Britannica. Retrieved 12 November 2017, from https: //www.britannica.com/biography/Hermann-Hesse