Makrobiotik

22 Ekim 2016
Sayı 01 - Haziran 2010

Makrobiotik nedir?

Makrobiotik, beden tipi, yaşam koşulları, zamanlar, istekler ve besin enerjilerinin uyumlanması sanatıdır. Sanatıdır diyorum; o kadar çok değişken var ki, bunları analitik olarak bir araya getiremezsiniz. Mutlaka uyarlamanız, yorumlamanız gerekiyor. Yani, günün belirli bir saati belirli bir hapı almak ya da sürekli aynı yemeği belirli bir saatte yemek gibi yapılabilecek bir çalışma ya da bir tedavi değil. Bütün yaşamınıza yayılması beklenen bir şey. Mutfağınıza girdiğinizde mutfak kültürünüzün bu bilinçle yenilenmiş olduğunu görmelisiniz. Makrobiotik, yapacağınız seçimlerde en yüksek faydayı ve en az zararı görmenize yardım edecek bir bilinç sunar size. 

Ninelerimizin yaptığı gibi koklayarak, rengine bakarak seçim yapamaz mıyım?

Sadece duyularımıza güvenerek besinlerimizi seçebileceğimiz günler sona erdi. Mesela, kısa bir zaman öncesine kadar, sera gıdalarının kokusu yoktu. Hemen koku eklediler. Şimdi sera gıdaları organiklerden daha kuvvetli kokuyor. Hangi duyunuza güvenebilirsiniz ki? Artık karşınızda al yanaklı köylü değil, devasa bir sektör var. Ve bu sektörün tek hedefi büyümek. 

Makrobiotik kaç yaşında?

Binlerce yıllık bir öğretidir ve temellerini Tao felsefesinden alır. İnsanlar, ilaçlardan ya da bitki özlerinden çok daha evvel, besinlerin sağlıkları üzerindeki tesirini keşfetmişlerdi. Bin yıllar içerisinde bunu ayrı bir ilim olarak geliştirdiler, bu ilim ustadan çırağa aktarılarak devam etti. 1920’lerde George Ohsawa adında bir Japon üstat tarafından önce Fransa’ya sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne tanıtıldı. Oradan da bütün dünyaya yayıldı. Son 80 yıl içinde Avrupa ve ABD’nin beslenme ve yaşam koşul ve ihtiyacına göre şekillendi. Birçok aile bu beslenmeyi benimseyip çocuklar yetiştirdi. 

Neler yasak makrobiotikte?

Hiçbir şey yasak değil. Her şey yeri, zamanı ve kişinin durumuna göre kullanılır. Bu bir ressamın hangi rengi kullanması yasak demek gibi bir şey. Ancak bazı renkler bazı resimlerde uyumu bozar. Grotesk resim yapıyorsanız o başka, ancak kimse yaşamını grotesk bir resme çevirmek istemez. Zira deformasyon yaratır. 

Neler deformasyon yaratır?

Ölçüsüz kullanılan her şey. 

Ölçüyü nasıl bilebiliriz?

Öncelikle bedeninizi hem bir miktar tanımalı hem de ona karşı duyarlılığınızı arttırmalısınız; semptomları anlamak yardımcı olacaktır. Mesela, şişmanlık en belirgin semptomlardan biridir. Ancak insanlar bunu problem olarak görürler. Halbuki bu sadece problemin, yani asıl sebebin, yani dengesizliğin kendini ifadesidir. Tabii biz burada standart bir kilo hesabından bahsetmiyoruz. Kilo insan tipine göre değişir, bazı beden çok daha ince bazı bedense daha kemikli, daha kaslı yaratılıştadır. Bütün bunları iyi görmek gerek. 

Ölçü armoniden çıkar. Yaşamınız uyumlu hale geldiğinde, ölçü sizin için doğru demektir.  

Ölçüyü hesap için aletiniz nedir?

Yin ve Yang karşıt enerjilerin denge ya da dengesizliği ve bu dengelenme sırasında oluşan 5 element olarak da bilinen dönüşüm noktaları. Bunları mevsimler, doğadaki elementler, suyun süreçleri ya da bir insanın doğumundan itibaren yaşadığı adımlarda ve hatta bir günün içinde ya da bir sebzenin oluşumunda ya da pişiminde gösterebiliriz. Ürün süreci içerir. Dolayısıyla, biz bir lokmayı yediğimizde onun tüm sürecini, yetişim ve pişim dahil, yemiş oluruz ve bu süreç bizim beden sürecimizle ilişkisinde dirilir, bunun sonuçlarını görürüz. 

Makrobiotiği nasıl öğrenebiliriz?

3 yerde (Thelifeco Akatlar, Safir, Petek Erim Atölyesi Levent ve Büyükada) ve farklı uzunluklarda (6 gün 3’er saat ve 3 gün 6’şar saat) Makrobiotik derslerimiz devam ediyor. www.makrobiotik.in sitesinden konuyla ilgili bilgi alabilirsiniz. 

Bize bugün hangi yemekten bahsedeceksiniz?

Her gün kullanabileceğiniz bir yemek olsun. Fevkalade faydaları olan Miso çorbası: 

Her kase için 5 cm kadar wakameyi suda en az 1 saat kadar bekletin.

Sebzeleri küçük parçalar halinde kesin. (soğan, mantar, mevsim sebzeleri)

(Sebzeleri sertlik sırasına göre pişirmenizi öneririm. Sert ve uzun sürede pişecek sebzeleri daha ince kesin ve önceden katın.)

Sebzeleri tencereye yerleştirin, üzerini örtecek kadar (ya da biraz fazlası) su katın, sebzeler yumuşayıncaya kadar kaynatın.

Ateşi kısın.

Wakame yosununuzu çorbaya katın. 5 dk. kadar kısık ateşte pişirmeye devam edin.

Misoyu kendisinin 3 katı kadar soğuk suda eritin, çorbanın altını kapatın ve misonuzu çorbaya katıp karıştırın. Kapağını kapatıp 10 dk. bekletin ki demlensin, miso tüm çorbaya nüfuz edebilsin. 

Kullanacağınız misonun kalitesi çok önemli, uzun zamanda fermente olmuş (2- 3 yıl) misoların kan temizleyici etkisi büyüktür. Özellikle radyasyon tesirlerinden koruduğu ve bu tesirleri bedenden uzaklaştırdığı bilinir. Atom bombası sonrası Hiroşima mağdurlarının bu çorbayla beslendiğinde daha çabuk iyileştiği ve radyasyonun yan tesirlerini diğer hastalara göre çok daha hafif atlattığı gözlenmiştir. Kısaca, bağışıklık sistemini güçlendirir. İçindeki enzimlerin tesiri büyüktür. Dolayısıyla, enzimlerin ölmemesi için soğuk suda sulandırılmış misoyu, ateşi kapattıktan sonra katmayı unutmayın.

Wakame deniz yosunu ise özellikle tiroit problemlerinde dengeli bir iyot alımı için önerilir. Ancak metabolizmayı ayarlayıp yağların enerjiye dönüşmesine katkıda bulunarak kilo vermeye yardımcı olur ve tabii yağ ve aşırı protein birikintilerinin erimesini sağlayarak cildi de güzelleştirir. Özellikle Japon kadınlarının pürüzsüz cilde sahip olmalarının sebebi wakame yosunu olarak gösterilir. Wakameyi çorbaya sona doğru katmamızın hikmeti ise, vitaminlerinin tamaman ölmemesi, zira suda eriyen vitamin açısından da zengin bir yosundur.

Hem misoyu hem de wakameyi Türkiye’de bulabilirsiniz. Koza Gıda bu iki malzemenin ithalatçılarından biri, Tünel’deki 40 Ambar ise satıcısı. 

Not : Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede yosunlarımızı ithal ediyor olmamız üzücü. İleride tertemiz denizlere ve bize hayat veren Karadeniz, Marmara ve Akdeniz yosunlarına kavuşmak dileğiyle. 

“Besinleriniz şifanız, şifanız besinleriniz olsun.”