Layık mıyız Çocuklarımıza?

İnsan Hakları - 2019

Çoğumuz yetişkin yanlışlarızdır aslında

Katı, güvensiz, kibirli

Çocuklar yaşar yanı başımızda

Geleceğin gözüpek öncüleri

Masum bir meraktır taşar içlerinden

Yanıtsız çoğu kez ve hazır bağışlamaya

Soralım kendi kendimize bazen

Layık mıyız çocuklarımıza?[1]

Çocuk, bebeklik çağıyla erginlik çağı arasındaki gelişme döneminde bulunan kişilere verilen isimdir (Türk Dil Kurumu ve Dil Derneği, 2018 ). Çocuk kavramı yirmi birinci yüzyılda herkes tarafından aynı algılansa da, tarih boyunca kültürden kültüre ve dönemin getirdiği zorluklara göre değişiklik gösterir.

Çocuk Antik Çağ’da, Ortaçağ’a nispeten toplum tarafından daha kabul gören bir imgeye sahip olmuş; eğitilmesi gereken küçük bir yetişkin olarak görülmüştür. Ortaçağ’a gelindiğinde, Antik Çağ’ın aksine oldukça sert davranılan çocukların hayvanlarla eş tutulduğu, hata yaptıklarında işkence ve ölüm gibi ağır cezalara çarptırıldıkları dikkati çeker. Feodal toplumda lorda bağlı serflerde çocuk imgesi bir malın, mülkün parçası olmaktan ibarettir (Elkind, 1987, s.8). Bu dönemdeki olumsuz çocuk imgesinin önemli bir nedeni, çocuğun ne üretime ne de üremeye katkısının olmasıdır (Shahar, 1997). Bir diğer nedeni ise kilisenin çocuğu “ilk günah” olarak görmesidir. Ayrıca doğum oranının yüksek olması da çocuğu değersizleştirmiştir (İnal, 2007).

Aries (1962), çocukluk kavramının on beşinci yüzyıldan önce pek var olmadığını, kelime olarak da “bebek”, “çocuk”, “ergen” kavramlarının birbirinin yerine kullanıldığını belirtmiştir. Çocuk daha çok yetişkinlerin minyatürü, çocukluk ise fazla önemi olmayan ve hızlı geçen bir süreç olarak kabul edilmiştir. Çocukluk kavramı kendine uygun görülen tam anlama Rönesans dönemiyle beraber kavuşmuş olsa da, Antik Çağ’da Platon’un, çocukların farklı yeteneklere sahip olduklarını ve farklılıklarının dikkate alınarak eğitilmeleri gerektiğini savunduğunu ya da Comenius’un çocuğun bireyselliğinin, ilgi ve yeteneklerinin tanınması gerektiğini vurguladığını görebiliriz (Yavuzer, 2000).

Çocuğa verilen değer Rönesans döneminde artmaya başlamış; John Locke ve Jean-Jacques Rousseau gibi düşünürler çocukların iyi ya da kötü olarak doğmadıklarını, onlara sunulan ortamlarla şekillendiklerini sık sık ifade etmişlerdir. Elbette ki hiçbir dönemde tüm çocukların aynı koşullara sahip olduğu söylenemez. Çocukluk imgesi ve kavramı her yüzyıla özgü belli genel algıları içermekten ziyade, her yüzyılda farklı bölge ve sosyoekonomik kesimlerde değişiklik gösterir. Yani hiçbir dönemde tüm kategori ve katmanlarda geçerli tek bir çocukluk kavramı olmamıştır, dolayısıyla eskiden tamamen değersizleştirilmiş bir çocuk algısı olduğunu düşünmek de doğru bir bakış açısı olamaz (Onur, 2007). Özetle çocuklar, insanlık tarihi boyunca yetişkinlerden daha değerli ya da değersiz olduğu dönemler yaşayagelmişlerdir. Başlangıçtan bu yana insanlık tarihinin farklı dönemlerinde farklı çocuk ve çocukluk değerleri olmuştur; günümüz dünyasındaysa ilgi zirveye oturmuştur. Son yüzyıllarda çocuk kendini devam ettirmek, neslini sürdürmek için itici güç imgesidir; umut ve zamana meydan okumanın bir yoludur. Bu yüzdendir ki çocuğa verilen değer son beş yüzyıldır olumlu yönde değişmekte, son iki yüzyıldır altın çağını yaşamakta ve bugünlerde çocuk “her şey” anlamına gelmektedir (Gelis ve Philip,1986).[2]

Kuşkusuz ki çocuğun kişiliği, şiddetten uzak ve yaratılışına uygun olarak ortaya çıkmadıkça, çocuğa böyle bir ortam hazırlanmadıkça, değişimin evrenselliğine inanan, kişiliği bağımsız çocukların oluşturduğu bir toplum var olmadıkça, ülkede ve dünyada gelişme ve ilerleme olamaz.[3]

Çocukların erişkinlerden farklı fiziksel, fizyolojik, davranış ve psikolojik özellikleri olduğu, sürekli büyüme ve gelişme gösterdiği bilincinin yerleşmesi, çocukların bakımının bir toplum sorunu olduğu ve bilimsel yaklaşımlarla herkesin bu sorumluluğu yüklenmesi gerektiği düşüncesi 20 Kasım 1959’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca “Çocuk Hakları Bildirgesi” ile kabul edilmiştir.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesi, pozitif hukuk yanında doğal hukuk açısından da anlamlıdır. Çünkü bu bildirgenin düzenlediği ve garanti altına aldığı çocuk hakları, genel olarak insan hakları kavramından ayrılamaz. İnsan hakları; birey toplum ve devletler bakımından yaşamsal öneme sahip bir kavramdır. Özellikle demokrasi penceresinden bugünden geleceğe özlemle bakılması, bu kavramı daha da önemli hale getirmektedir. Çünkü en yalın anlatımla, demokrasinin özünde hak ve özgürlükler vardır. Ancak demokratikleşme bağlamında, bireysel ve toplumsal sorunlarımızın çözümüne katkıyı amaçlıyorsak, öncelikle insan haklarına ilişkin temel ve analitik bilgiye sahip olmalıyız. Bir başka anlatımla çocuk hakları; yaşam, eğitim, sağlıklı yaşam, kişi güvenliği, adil yargılanma gibi insan haklarının, çocuklar bakımından güvence altına alınmış özel biçimlerini yansıtırlar. Dolayısıyla genel olarak doğal hukuk bakımından yapılan insan hakları açıklamaları, çocuk hakları için de geçerlidir. Bir başka anlatımla, insan haklarının doğuştan geldiği, devredilemezliği, vazgeçilemezliği ve ticari meta konusu olamayacağı gibi özellikler, çocuk hakları bakımından da geçerlidir. Doğal hukuk anlayışı, gerçekte BM Çocuk Hakları Bildirgesi’nin önsözünde yer almıştır.[4]

On ilkeden oluşan bu bildirge aşağıdaki gibidir:

 1. Tüm dünya çocukları bu bildirgedeki haklardan din, dil, ırk, renk, cinsiyet, milliyet, mülkiyet, siyasi, sosyal sınıf ayrımı yapılmaksızın yararlanmalıdır.

2. Çocuklar özel olarak korunmalı, yasa ve gerekli kurumların yardımı ile fiziksel, zihinsel, ahlaki, ruhsal ve toplumsal olarak sağlıklı normal koşullar altında özgür ve onurunun zedelenmeyecek şekilde yetişmesi sağlanmalıdır. Bu amaçla çıkarılacak yasalarda çocuğun en yüksek çıkarları gözetilmelidir.

3. Her çocuğun doğduğu anda bir adı ve devletin vatandaşı olma hakkı vardır.

4. Çocuklar sosyal güvenlikten yararlanmalı, sağlıklı bir biçimde büyümesi için kendisine ve annesine doğun öncesi ve sonrası özel bakım ve korunma sağlanmalıdır. Çocuklara yeterli beslenme, barınma, dinlenme, oyun olanakları ile gerekli tıbbi bakım sağlanmalıdır.

5. Fiziksel ve zihinsel ya da sosyal bakımdan özürlü çocuğa gerekli tedavi, eğitim ve bakım sağlanmalıdır.

6. Çocuğun kişiliğini geliştirmesi için anlayış ve sevgiye gereksinimi vardır. Anne ve babasının bakımı ve sorumluluğu altında her durumda bir sevgi ve güvenlik ortamında yetişmelidir. Küçük yaşlarda çocuğu annesinden ayırmamak için bütün olanaklar kullanılmalıdır. Ailesi ve yeterli maddi desteği olmayan çocuklara özel bakım sağlamak toplumun ve kurumların görevidir. Çocuk sayısı fazla olan ailelere devlet yardımı yapılmalıdır.

7. Genel kültür ve yeteneklerini, bireysel karar verme gücü, ahlaki ve toplumsal sorumluluğu geliştirecek ve topluma yararlı bir üye olmasını sağlayacak eğitim hakkı verilmelidir. Bu eğitimde sorumluluk önce ailenin olmalıdır. Eğitimin ilk aşamaları parasız ve zorunlu olmalıdır.

8. Çocuk her koşulda koruma ve kurtarma olanaklarından ilk yararlananlar arasında olmalıdır.

9. Çocuklar her türlü istismar, ihmal ve sömürüye karşı korunmalı ve hiçbir şekilde ticaret konusu olmamalıdır. Çocuk uygun bir asgari yaştan önce çalıştırılmayacak, sağlığını ve eğitimini tehlikeye sokacak fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişmesini engelleyecek bir işe girmeye zorlanmayacak ve izin verilmeyecektir.

10. Çocuk ırk, din ya da başka bir ayrımcılığı teşvik eden uygulamalardan korunacaktır. Anlayış, hoşgörü, insanlar arası dostluk, barış ve evrensel kardeşlik ortamında enerji ve yeteneklerini diğer insanların hizmetine sunulması gerektiği bilinciyle yetiştirilmelidir.[5]

Çocuğun insan hakları: İnsan hakları, insanın insan olmak nedeniyle doğuştan kazandığı, vazgeçilemez, devredilemez, zaman aşımına uğramaz nitelikteki hakların tümüdür. İnsan hakları ile çocuk hakları aynıdır ancak seçme ve seçilme, memur olma gibi mahiyeti gereği çocuğa uygun olmayan haklar, çocuk hakları değildir. Mahiyetine aykırı düşmedikçe insan hakları ile çocuk hakları arasında fark gözetilemez. Bir başka deyişle insana verilen tüm haklar, çocuk da insan olduğuna göre, çocuğa da verilmek zorundadır. İnsan haklarından hiçbiri çocuğa eksik olarak verileme, hatta yerine göre örneğin okullarda sınıf temsilciliği seçimi gibi alanlarda oy hakkı, başka uygun alanlarda sözleşme yapma özgürlüğü olmalıdır. Çocuk hakları insan haklarıdır. Mahiyetine ters düşmedikçe çocuk hakları ile insan hakları aynı şeylerdir, farklı değillerdir. Örneğin çocuğun doğal olarak milletvekili seçme ve seçilme hakkı yoktur, çünkü henüz 18 yaşını bitirmiş değildir. Ama yaşama hakkı çocuklar dâhil olmak üzere herkes için kutsaldır, hatta çocuklar için daha da önemlidir.[6]

“Çocuklar Ağlaya Ağlaya Büyür” diyor atasözü

Fakat bir çocuk ağlayışı duymaya göreyim

Çevremdeki dağlar yasa batıyor sanki 

Öylesine ağrıyor yüreğim 

Anımsıyorum uğursuz savaş yıllarında

Kan içinde kaçan çocukları, yanıp yıkılmış yollardan

Tüm evren ağlıyormuş gibi geliyor bana

Bir çocuk ağlayışı duyduğum zaman[7]


[1] Ataol Behramoğlu, Bir Çocuğa Layık Olmak, İstanbul, Tekin Yayınevi, 2016. Kaysın Kuliyev (Çev: Ataol Behramoğlu), Bir Çocuğa Layık Olmak, İstanbul, Tekin Yayınevi, 2016.

[2] Elif Erol, Çocukluğa Tarihsel Bir Bakış, Çocuk Psikanalizi Yıllığı, İstanbul, Berkman Padar Yayın Grubu, 2018.

[3] Hasan T. Fendoğlu, Çocuk Hakları Hukuku, Ankara, Yetkin Yayınları, 2014.

[4] Fatih Karaosmanoğlu, İnsan Hakları, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2011.

[5] https://cocukmeclisi.ibb.istanbul/çocuk-hakları-sozlesmesi

[6] Hasan T. Fendoğlu, Çocuk Hakları Hukuku, Ankara, Yetkin Yayınları, 2014.

[7] Kaysın Kuliyev (Çev: Ataol Behramoğlu), Bir Çocuğa Layık Olmak, İstanbul, Tekin Yayınevi, 2016.