Lâle Üzerine Notlar…

27 Ekim 2016
Sayı 10 - Mart 2011

Batı kaynaklarına dayalı mitolojide lâle çiçeğinin, güneş ve bitki Tanrısı olan Adonis’in (Tammuz) can verdiği sırada akan kanlarıyla sulanan toprakta yeşeren bitki olduğu söylenir. Güneş ve bitki Tanrısı’nın adı olan Adonis, İbranice’de ‘efendi’ anlamına gelen Tammuz (Temmuz) adının Yunanca karşılığıdır. (3) 

Sümer ve Hitit kaynaklı söylenceye göre Adonis, 6 ay Afrodit’in yanında, yani yeryüzünde; 6 ay ise Persephone’nin yanında, yani yeraltında yaşayan bir Tanrıdır. Adonis yeraltına girdiğinde yaz biter, kış başlar; yeryüzüne çıktığında ise toprakların bereketi tekrar gelir ve ilkbahar başlar. (4) 

Lübnan dağlarında, Nehr-i Adonis’te (Nehr-i İbrahim), aşk ve güzellik Tanrıçası Venüs gezegeninin temsilcisi olan İştar’ın (Astarte/İnanna/Afrodit) büyük bir tapınağı vardır. İştar bir gün bu tapınakta Adonis’e âşık olur. İştar’ın Adonis’e olan aşkını kıskanan tanrılar, Adonis’in üzerine bir yaban domuzu salarlar. Domuzun saldırısıyla yaralanan Adonis, İştar’ın tapınağında kan kaybından can verir. Adonis’ten akan kanlarla sulanan toprakta, Manisa lâleleri denen bahar çiçekleri biter. Lübnan dağlarından çıkan Nehr-i İbrahim, ilkbaharda kıpkırmızı aktığı için “Adonis’in kanıyla akıyor,” denir. Nehrin yamaçlarında bulunan lâleler de Adonis’in simgesi olur. Adonis’e saldırıldığı sırada, sevgilisinin yaralandığını haber alan ve yardımına koşan İştar’ın yolda ayağına dikenler batar ve vücudunda yaralar açılır. Aşk Tanrıçası İştar’ın yaralarından akan kanlar, civarda bulunan beyaz gülleri kırmızıya boyar: Tanrıçanın çiçeği olan beyaz gül, kırmızı güle dönüşmüş olur. Böylece, kırmızı lâle Adonis’in; kırmızı gül de Afrodit’in temsilcisi olarak görülmeye başlanır. (4) 

İran mitolojisine göre, bir yaprağın üzerindeki çiğ tanesine yıldırım düşmüş ve alev alan yaprak o haliyle donup kalarak lâleye dönüşmüş…

Lâlenin göbeğindeki siyahlık da, yıldırımdan kalan yanık izidir. (1) 

Ters lâle, Hıristiyanlıkta Hz. Meryem’i temsil eder ve Ağlayan Gelin olarak anılır. Söylenceye göre, Hz. Meryem, Hz. İsa çarmıha gerilirken iki katre gözyaşı akıtmış ve gözyaşlarının toprağa düştüğü yerden bu çiçek bitivermiştir. Hazreti İsa’nın çarmıha gerilişi sırasında boynunu büktüğüne inanılan ve Hıristiyanlar tarafından kutsal sayılan ‘ters lâle’, Müslümanlar tarafından da hüznün sembolü olarak mezarlıklara dikilir. Ters lâle üzerine araştırmalar yapan Yrd. Doç. Dr. Şevket Alp, ters lâlenin aslında bir Anadolu kültürü olduğunu belirterek, şöyle demektedir: 

Hem kutsallık, hem de kültür motifi açısından önemli bir yere sahip olan ters lâle, Anadolu’dan 16. yy.da Fransız bir botanikçi tarafından Batıya götürüldü. Batılılar, kendi kültürlerini oluşturup efsaneler üretti. Ters lâlenin Hazreti İsa çarmıha gerildiğinde ağlayıp hüzünlendiği için boynunu büktüğü ve ağladığı söyleniyor. Ama gün geçtikçe bunun bir Anadolu motifi olduğunu görüyoruz. Eski köy ve mezarlıklarda ters lâle var. Anadolu çok eskiden beri bunu genellikle mezarlıklarda hüzün çiçeği olarak kullanmış. Boynunu büktüğü ve nektarları döküldüğü için ‘ağlayan lâle’ olarak da adlandırılıyor. Sevdikleri öldüğünde yakınları mezara ters lâle dikerek hüzünlerini böyle paylaşmışlar. Van’ın ve Hakkâri’nin birçok mezarlığında ters lâleyi görmek mümkün.”(2, 12)

Lâle kelimesinin kökenine baktığımızda, Prof. Dr. Ahmet Kartal, Klâsik Türk Şiirinde Lâle adlı eserinde, Batı dillerinde, lâlenin ‘tulip’ adını, sarık manasına gelen Farsça ‘tülbend’ kelimesinden aldığını söylemektedir. Halil Nihad (Boztepe) ise hazırladığı Nedîm Divânı’nın sonuna eklediği ‘Lügatçe’ kısmında, lâlenin, kırmızı ve kırmızılı bir çiçek olduğu için, Farsça kırmızı anlamına gelen ‘lâl’den türediğini söylemektedir. Lâle kelimesi, Süleyman Uludağ’ın Tasavvuf Terimleri Sözlüğü kitabında ise şöyle geçer: “Lâle (Farsça): 1. Marifetlerin neticesi olan temaşa. 2. Sevgilinin, âşığını yaralayan gül renkli çehresi.” (5, 13) 

İslam tasavvufunda lâlenin, Allah’ı; gülün ise Hz. Muhammed’i remzettiği söylenir. İslam tasavvufunda Allah’ı remzeden lâlenin mitolojide de adı ‘Efendi’ manasına gelen Güneş Tanrısı Adonis’i remzetmesi bir tesadüf değildir. Mitolojideki güneş Tanrısı Adonis ile tasavvuf geleneğindeki, ilâhi aşkla yanarak etrafına ziya saçan, can veren, bir güneş (şems) olan ‘Efendi’ arasında çeşitli açılardan benzerlikler kurulabilir. Adonis, bir tanrıça değil, tanrıdır; yani erkektir. Dölleyerek hayat kazandırandır. Tasavvuf geleneğinde de güneş ile remzedilen Efendi, Adonis gibi, ‘er’ kişidir; yani dişinin (döllenebilir / hayat bulabilir olanın) karşısındaki erkektir (dölleyici / hayat verici olan). 

Adonis bazı kaynaklarda Afrodit’in oğlu olarak da geçer. Buna göre, Aşk (Afrodit), Güneş’i (Adonis’i); diğer bir tabirle, dişil olan (Afrodit), eril olanı (Adonis’i) doğurur. Başka bir deyişle de Afrodit, kendi kanından -yani canından- olana âşık olur, diyebiliriz.  

Adonis söylencesinde dikkati çeken bir diğer nokta, Adonis’in güzelliği ve etrafında -aşk tanrıçası da dâhil- âşıklarının olmasıdır. Tasavvuf geleneğinde ise benzer şekilde, Efendi’nin güzelliği dillere destandır ve peşinde kendisine hayran âşıkları vardır. Âşıkların, mâşukları olan Efendi’ye kavuşmak için düştükleri yolda sıkıntılara katlanmalarını sağlayan tek şey, aşklarıdır. Bu durum, Afrodit’in Adonis’e kavuşmak için koştuğu yolda gül dikenleri tarafından yara bere içinde kalmasına rağmen aşkının verdiği güçle yola devam etmesine benzer. 

Nasıl ki Adonis’in gelmesiyle bahar gelir ve Adonis baharın müjdecisidir; lâle de doğada baharın, yani yeniden dirilişin müjdecisi olan çiçektir. Efendi de bu açıdan lâleye benzer: Gelişi, hem kışın bitişinin hem de baharın dirilişinin müjdecisidir. Ve Efendi de lâle gibi, eksi derecelerden etkilenmez ve donmaz. 

Tasavvuf geleneğinde, İnsan-ı Kâmil, yani Efendi, Arap harfleri arasında Elif harfi ile remzedilir. Arap harfleriyle lâlenin yazılımı ile Allah kelimesinin yazılımı aynı harflerle yapılır: 1 Elif, 2 Lâm, 1 He.  Elif harfinin ebced değeri 1; Lâm harfinin 30; He harfinin ise 5’tir. Buna göre, lâle ile Allah kelimelerinin ebced hesabıyla sayı değeri 66 eder. Bu sebepten, İslam tasavvufunda lâlenin, Allah’ı ve O’nun birliğini ve güzelliğini simgelediği düşünülmüştür.  

Lâle, Arap harfleri ile yazıldığında (             ) tersten ise Hilâl, yani Ay (               ) kelimesi çıkar.

Dolayısıyla burada kalb sanatı yapılmaktadır. Kalb sanatı, bir sözcüğün harflerinin yerlerini değiştirerek yapılan cinastır. Ancak, bu yolda ortaya çıkan yeni sözcüğün anlamlı olması gerekir. 

Kalb sanatı iki ayrı şekilde yapılır. Bunlardan ilki, bir kelime tersten okunduğu zaman yine anlamlı bir kelimenin çıkmasıdır ki buna kalb-i kül denir: (5) 

Hilâl:                   /  Lâle: 

İkincisi ise bir kelimenin harflerinin düzenli olarak değişmediği sanattır ki, buna da kalb-i ba’z denilir: 

Allah:              /  Lâle: 

Lâle harfinin tersten okunduğunda Hilâl kelimesini oluşturması oldukça manidardır. Hilâl mitolojide, Venüs gezegeninin simgesinde erkeği temsil etmektedir. Babil kaynaklarında da, canlılığın erkek ilkesi olarak Adonis ve dişi ilkesi olarak da Astarte (İştar, Aştart) gösterilmektedir (6). Dolayısıyla bu durum, lâlenin eril olanı temsil ettiğine dair düşünceyi güçlendiren bir kanıt niteliğindedir.

İştar’ın temsil ettiği Venüs gezegeninin simgesinde, üstteki hilâl erkeği, alttaki artı işareti kadını, halka ise her iki yanında birbirini dengeleyen birer cinsiyetin bulunduğu bireyi temsil eder. Yunan mitolojisinde Hermes ve Afrodit, Hermafroditus adını verdikleri bir çocuk sahibi olurlar. Bu çocuk, hem erkek hem kadın organlarına sahip olan bir çocuktur. (7) 

Lâle, klasik Türk edebiyatında, özellikle de şiirde renginden dolayı, kan, mum, şarap, yanak, yara, taç, kadeh, sevgilinin yüzü gibi unsurlara benzetilmiştir. Bunlarla birlikte, hizmetçi, insan, maşrapa, mızrak gibi kelime ve kavramlarla da birlikte düşünülmüştür (8). Anadolu’da, lâleyi şiirlerinde ilk kez kullanan kişi Hz. Mevlâna Celâleddin Rumi’dir (9). Beyitlerinden bir örnek olarak: “Sevgilinin, yüzlerce ilkbaharın gül bahçelerine benzeyen yüzünü görmezsem, lâle gibi gönlüme ateş düşer yanar, kararırım.” (10)

Lâlenin açtığı çiçek 6 yapraklıdır. Allah’ın zâti sıfatları 6 tanedir; insan 6 yönlü bir varlıktır; Kâbe 6 yönlü bir geometrik yapıdır; Arapça’da velâyeti sembolize eden Vav harfinin ebced değeri 6’dır, lâlenin ebced değeri 66’dır, Allah’ın ebced değeri 66’dır. 

Lâle, “sevgilinin, aşığını yaralayan gül renkli çehresidir”; lâle Elif’tir, lâle Efendi’dir; lâle Hakk cemalidir. 

12. yy.dan itibaren Anadolu’da yapılan mimari eserlerde ve çinilerde lâle motifi değişik renklerde ve sık sık kullanılmıştır. Lâle motifleri ile dikkat çeken bir mimari eser de, II. Selim’in emriyle Mimar Sinan tarafından Edirne’de yaptırılan ve yapımı 1568-1575 yılları arasında tamamlanan Selimiye Camii’dir. 

Selimiye Camii’nden önceki kubbeli yapılarda, asıl kubbe, kademeli yarım kubbelerin üzerinde yükselmesine rağmen, Selimiye Camii tek bir kubbe ile örtülmüştür. Büyük kubbenin tam altındaki Hünkâr Mahfili, 12 mermer sütunludur ve 2 metre yüksekliğindedir. Selimiye’nin öncesinde ve sonrasında rastlanmayan biçimde, kubbenin tam altına, caminin merkezine yerleştirilen Müezzin Mahfili kendi başına bir mimari eserdir. (11) 

Müezzinler Mahfili’nin Selimiye’nin içindeki sembolik yeri, altındaki şadırvanı ve kalem işi süslemeleri ile benzersizdir. Yüksekliği 18 m. boyutları ise 6×6 olup 12 mermer ayak üzerine kondurulmuş bir ahşap yapıdır. Müezzinler mahfilinin kuzeydoğu yönünde, köşedeki mermer ayağında, küçük bir ters lâle motifi bulunur. 

Müezzinler mahfilindeki ters lâle dâhil, Selimiye çinilerinde değişik boy, renk ve biçimde 101 ayrı türde lâle motifi kullanıldığı tespit edilmiştir (11). Müezzinler mahfilinin, camiinin tam ortasına inşa edilmesi ve boyutlarının 6×6 olması Kâbe’yi; 12 ayak üzerine oturtulması 12 imamı; altındaki şadırvan ilmi ledün suyunu; ters lâle motifi ise İnsan-ı Kâmil’i çağrıştırmaktadır. 

İşlenen ters lâle motifinde, lâle bitkisinin 4 yaprağı vardır ve lâlenin kökleri yukarıdadır. 4 yapraklı olup da kökleri üst tarafta bulunan canlı, insandır. İnsanın 4 yaprağı vardır: 2 el + 2 bacak ve insanın yaşamını sağlayan kökleri de üst tarafta, yani başında bulunur ki bu da beynidir. 

Kökleri ve soğanı arşta; çiçeği ve meyveleri ise arzda olan lâle, İnsan-ı Kâmil’dir; secdeye varmış insandır.

KAYNAKÇA

1- Hakverdioğlu, M.  (2008).  Lâle Devri ve Lâle İsimleri. Turkish Studies International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic. Sayı 3 / 4. 26 Kasım 2009, http://turkoloji.cu.edu.tr/ESKI%20TURK%20%20EDEBIYATI/metin_hakverdioglu_lale_devri_lale_isimleri.pdf

2- Bekleyen, O. (4 Mayıs 2009). İki Dinin Kutsal Çiçeği “Ters” Lâle. Hürriyet. 26.11.2009, http://www.hurriyet.com.tr/gundem/11572941.asp

3- Erhat, A.  (1993). Mitoloji Sözlüğü. (5. Baskı) İstanbul: Remzi Kitabevi.

4- Altaylı, F. (Yapımcı). 5 Nisan 2009. Teke Tek. (televizyon programı). İstanbul: Habertürk.

5-Tak, S. (15 Kasım 2008). Tasavvufta Lâleye Bakış. Ney Dergisi, 4. 26 Kasım 2009. http://www.neyforum.biz/Neydergisi/sayi_4/index4.html

6- Adonis (b.t.). 26 Kasım 2009, http://www.felsefeekibi.cm/mitoloji/adonis.html

7- Venüs Sembolü. (b.t.). 26 Kasım 2009, http://tr.wikipedia.org/wiki/Ven%C3%BCs_sembol%C3%BC

8- Önal, S. (2009). Klasik Türk Edebiyatında Lâle ve Edebi Bir Tür Örneği Olarak Lâle Şiirleri. Turkish Studies International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic. Sayı 4 / 2. 26 Kasım 2009, http://turkoloji.cukurova.edu.tr/ESKI%20TURK%20%20EDEBIYATI/sevda_onal_lale_siirleri.pdf

9- Yıldırım, I. P. (2004). Lâle Devrinde Kültür ve Edebiyat. Yayınlanmamış Yüksek lisans Tezi, Kırıkkale Üniversitesi

10 – Can, Ş. (2000). Divan-ı Kebir Seçmeler 2. (1. Baskı). İstanbul: Ötüken Neşriyat.

11- Usal, A. (25 Aralık 2006). Selimiye Camii. Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı.  26 Kasım 2009, http://www.edirnevdb.gov.tr/kultur/pdf/selimiye.pdf

12- İnsana Dair Efsaneler, Destanlar, İl İl Efsane, Mit, Söylenceler. (Şubat 2008). http://www.efsanemit.com/2008/02/ters-lale.html

13- (b.t.) 26 Kasım 2009, http://imgtr.fotokritik.com/photos/lowres/2/2/7/227367/a8f15c4f4c3cc07f1c96a6856084a922.jpg