Kutsal Topraklarda…

27 Ekim 2016

22-25 Eylül tarihleri arasında dostumuz Eliko Dönmez’in düzenlemiş olduğu İsrail Gezisine 11 kişilik bir grup oluşturarak katıldık.

Tel Aviv havaalanına indikten sonra ilk durağımız Kudüs Zeytinlik Dağı oldu. Kudüs, tarihsel sürece ev sahipliği yapmış bütün peygamberlerin yaşadığı ve üç dinin de ortaya çıktığı yer, işte tüm görkemi ile karşımızdaydı. Zeytinlik Dağı’ndan baktığımızda, karşımızda Mescid-i Aksa, Kubbet-üs Sahra ve Kudüs Şehrini; eski şehri çevreleyen, Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmış ve eskiden şehre giriş kapılarından biri olan Tövbe Kapısı’nı, Hıristiyan edebiyatındaki ismi ile Altın Kapı’yı (Golden Gate) ve surları gördük. Zeytin Dağı Kilisesi (Acılar Kilisesi), Hz. İsa’nın ele verilmesinden önce son duasını yaptığı kilise yine bizi etkileyen yapılardan biri oldu.

Sonrasında Hz. İsa’nın son yemeğini yediği yer, Dormisyon Kilisesi, Ağlama Duvarı, Haram-ül Şerif’de (Tapınak Tepesi) bulunan Kubbet-üs Sahra, Mescid-i Aksa, Azap Yolu, İsa’nın göğe yükseldiğine inanılan Kıyamet Kilisesi, Çöl, Hz. Musa’nın mezarı, Ölü Deniz, Lut Gölü, Jericho (Eriha) Şehri gibi Musevi tarihinde çok önemli yere sahip olan, Tevrat’a göre Hz. Musa’nın halkını vaat edilen topraklara kadar getirdiği ve hakkın rahmetine yürüdüğü yerleri ziyaret ettik.

Gezimizin devamında, çölün ortasında yer alan dinin sadeliğini ve özünü yakalamaya çalışanlar tarafından kurulmuş Wadi Qelt’deki St. George Ortodoks Manastırını ziyaret ederken günümüz bedevilerinin de yaşamına tanık olduk. Hz. İsa’nın doğduğu Bethlehem, Kutsal Doğum Kilisesi, Hz. Ömer Camisi, Hayfa, Bahai Tapınakları, Tabor Dağı, Ürdün Nehri, Golan Tepeleri, Tiberius Gölü, Yafa ziyaret ettiğimiz diğer yerlerdi.

Tüm bu gördüklerimiz her birimizde farklı düşünce ve duygular uyandırdı. Grubumuzdan İsrail’e bizlerle beraber 2. gezisini yapan bir dostumuzun anlatımları sayesinde, bu mekânların 25 sene önceki hallerini kendisinden dinleme ve karşılaştırma imkânımız oldu. İlk gözlem olarak 25 sene önce İsrail’in bir çölü andırmasına rağmen bugün senelerin çabası ve emeği ile bir vahaya döndüğünü gördüğünde yaşadığı şaşkınlığı bizlerle paylaştı. Kubbet-üs Sahra o zamanlar tüm dinlere açık, tüm insanlar tarafından ziyaret edilirken, bugün haftada bir gün ziyaretçilere açık diğer günler sadece Müslümanlara ait bir ibadethaneye çevrilmesi ve o zamanlar Kubbet-üs Sahra’ya girer girmez devasa heybeti ile insanı çarpan bina büyüklüğünde kayanın tahtalarla çevrilmesi, sorduğumuzda ise uzun yıllardır restorasyon yapıldığı açıklaması ile kapalı tutulduğunu öğrendiğimiz mekânın etkileyiciliğini kaybetmiş olduğunu fark ettiğini üzülerek anlattı. O yıllarda Ürdün nehrinde Hz. Yahya’nın Hz. İsa’yı vaftiz ettiği yerde bir platform olduğunu ve orada vaftiz edilmek isteyen kişilerin sıraya girerek bir din adamının kendilerini vaftiz etmesini beklediklerini, şimdi aynı yerin bir mesire yerine dönmüş, nehir suyunun kirlenmiş ve aynı vaftiz töreninin daha turistik bir seremoniye dönüşerek sadeliğini ve manasını nispeten yitirmiş olduğunu ifade etti.

Beklentilerimiz ve yaşadıklarımız kimi zaman birbirinden farklıydı. Kimi, gezi süresince sevdiği insanlarla beraber olma heyecanı ile çıkmış olduğu yolculukta karşılaştıkları başka başka güzel insanlarla anlamlı paylaşımlar yaşamanın coşkusunu yaşadığını aktardı. Kimi, zaman ve mekânın olmadığı, dinlerin iç içe birbirlerine saygı ve sevgi ile kapsadıklarını deneyimlediklerini… Kimi, asırlar boyunca insanların ziyaretleri ile adım adım basılan taşların cilalanmış parlaklığının içlerini aydınlatırken Kubbet-üs Sahra’ya girişte Müslümanların uyguladıkları ayrımcılığın hüznü ile mekânın hatırasının kendilerinde buruk bir iz bıraktığını dile getirdi. Kimi, Kudüs’e ayak basar basmaz farklı bir ülkede değilmiş hissine kapıldığını, senelerdir farklı kültürlerle iç içe yaşadığımızdan dolayı bu bölgede de aynı yaşantıyı görmenin tanıdık bir his uyandırdığını, bunun da bir an bile olsa zamanın mekânın kalktığı duygusunu yaşattığını dile getirdi. Kimi ise, Kudüs’ün büyük bir film platosunu andırdığını, Tanrı tarafından yaratılan toprak parçasının insanların bu topraklar üzerinde yaşadıkları ile insanlığa ait hale geldiğini ve yaşananlar ile kutsallaştırıldığını duyumsadığını dile getirdi. Burada yaşayan tüm peygamberlerin yaşantılarına ait her olay için bir mabet inşa edilmesi ile insanlık için dekorun oluşturulduğunu ve yönetmeni ‘bakan’ olan filmin bu mekanlarda kendi yaşantısının aksini görenler tarafından tekrar tekrar çekildiği bir platform olarak algıladığını aktardı.

Yolculuğa çıkmadan bir süre önce siyasi gerginlik oluşmaya başlamıştı. Bizler, tarihi geçmişi dostluklarla dolu olan bu iki milletin halklar arası dostluğunun devam ettiğine inandığımız için planladığımız yolculuğumuzdan vazgeçmeyerek seyahatimizi gerçekleştirme kararı aldığımıza sevindik. Gezimiz süresince orada yaşayan halklar arasında bir problem olmadığına, günlük hayat içinde barış dolu bir ortamda beraberce yaşadıklarına şahit olduk. İsrail’de yaşayan Rabbi Froman ve dostumuz Meir’i ziyaret ettik ve dostlarımızın selamlarını getirdik. Bize tüm seyahatimiz boyunca eşlik eden ve bu anlamlı seyahati daha da güzelleştiren Eliko’ya, ekibi Ruti, Yossi ve şoförümüz Mahmut’a teşekkür ederek, 4 eşsiz günün mutluluğu yüzümüze yansıyarak İsrail’e veda ettik.