Kutsal Metinlerde "Tanrısal Olan'ın Dişil Yanı"nın Bastırılışı

4 Kasım 2016
Sayı 22 - Mart 2012

Anadolu’daki Ana Tanrıça figürlerinden biri Aphrodite’dir. Arkeolojik kazılarda bulunan bir heykelde, Tanrıça Aphrodite sağ elini bir Roma kralının başının üzerine koyarak onu kutsamakta, toprak ve su unsurlarının bereketlerini aktarmaktaydı. Ataerkil monoteizm tarafından reddedilen Tanrıça enerjisi, aslında Kutsal Kitap içindeki metinlerde, her biri İbrani dünyasının dışından çıkıp gelmiş olan Kenanlı Tamar, Kenanlı Rahab, Moavlı Ruth ve Hititli Bathsheba’nın hikâyelerinde varlığını sürdürmüştü. Hava ve ateş unsurları ile sembolleştirilen Baba Tanrı’nın bir insan oğlunda enkarne oluşu gibi, toprak ve su unsurları ile sembolleştirilen arkaik Ana Tanrıça da bir insan kızında enkarne olmuştu. Tanrıça güçlerinin sınırsız bir şekilde işlediği büyükanneleri olan Kenanlı Tamar, Kenanlı Rahab, Moavlı Ruth, Hititli Bathsheba’dan akan dört enerji akımının damıtılmış hâli olarak beşinci arketip olan Bâkire Meryem, Tanrıça’nın bireyleşmiş kızı idi. Altıncı arketip ise Mecdelli Meryem idi. Mecdelli Meryem ruhsal ve cinsel bütünlük, yaşam ve doğurganlık güçleri ile doluydu.

Yukarıdaki dört kadından, kutsal metinlerde ‘Analar’ olarak da söz edilmekteydi. Tamar Pharez’in anasıydı, Rahab Boaz’ın anasıydı, Ruth Obed’in anasıydı ve Bathsheba Solomon’un, yani Kral Süleyman’ın anasıydı. Matta İncili’nde bu soy ağacı Joseph ile bitmekteydi, Meryem ile değil.

Ruth Rusca Tanrıça Gizemleri adlı kitabında yaşantılarını ve sezgilerini Kutsal Kitap’taki kadınların hikâyeleri üzerine yansıtarak ‘Tanrısal Olan’ın dişil yanı’ adlı konuyu yıllar içinde bir el halısı gibi ince ince dokumuştur. Kitabın ana ekseni, Yahudi-Hıristiyan geleneğinin kalbindeki ‘dişil olanın kutsal gizemleri’ ile ‘eril ile dişil güçler arasındaki simyasal ilişki’ üzerindeki örtünün kaldırılışıdır. Bu kitap, Kutsal Kitap’ın yeterince dikkat edilmeyen iki boyutu olan ‘dişil gizemlerin derinliği’ ve ‘dişil gizemlerin zengin sunuluşu’ üzerine odaklanmıştır.

Yirmi beş yıldan fazla süren araştırısının sonunda Ruth Rusca, Kutsal Kitap’taki dört arketipal kadının hayat hikâyelerinin Tanrıça’nın açılımı olarak okunabileceğini keşfetmiştir. Birinci kadın kahraman olan Tamar, Tapınak’ta çalışan kutsal fahişedir ve aynı zamanda ‘kaybedilen bütünlüğü kendini adayarak aramak arzusunu’ bize esinlemektedir. İkinci kadın kahraman olan Rahab, kendi başına çalışan fahişe ya da metrestir (meretrix) ve aynı zamanda ‘bütünlüğü yeniden kurmak için, yapacağımız yolculuk boyunca savaşalım diye, gereken güç ve kuvvet armağanlarını bize vererek kimliğimizi özgür bırakır’. Üçüncü kadın kahraman olan Ruth, ruh dünyasındaki asıl köklerini unutarak, maddî dünyanın gündelik yaşamında kaybolmuş ve köleleşmiş nefslerin kurtarıcısıdır ve aynı zamanda ‘bütünlüğe ulaşalım diye gereken sadakat, güven ve sevginin sürekliliğini sunar.’ Dördüncü kadın kahraman olan Bathsheba, Tanrıça’nın kız evladı olarak adlandırılır ve aynı zamanda ‘bütünlüğe ulaşım yolculuğumuz boyunca bilgelikle davranıp bilgi toplayalım ve içsel vizyon ile uyumlu ilişki kuralım diye bize cesaret verir.’

Bu dört kadın kahraman, yıkılamaz dişil yaşam gücünü, Tanrıça’nın bilgeliğini ve nefsin dönüştüren gücünü temsil etmektedir ve nefs bilincinin gelişiminin dört düzeyini simgelemektedir. İsa’nın annesi Bâkire Meryem, bu dört kadının tamamlayıcısı olan beşinci kadındır ve aynı zamanda Bâkire Meryem’de bu dört kadının yaşamında çalışan enerjiler birlikte ‘ışık’ olsun diye yeni bir bilinç kalıbına dökülmüştür. Ve bu ışık, görünür dünya ile görünmeyen dünyayı, madde ile ruhu, Meryem-Sophia olacak şekilde Bir olsunlar diye kucaklar. Bu yeni bilinç bize yaşamımızdaki olayları ebedî bir perspektiften görebilmek yetisi kazandırır.

Bu kadınlar, ‘yok edilemez dişil yaşam gücünü’ nesilden nesile aktarmışlardır. Bu kadınlar, kendi yaşamlarını, dualistik eril-dişil düşünüş tarzının oluşturduğu yıkıcı eğilimlerin üstesinden gelen yeni bir Yol olarak görmüşlerdir. Yıkıcı eğilimlere yol açan dualite zihniyeti, eril ve dişili, ruh ve maddeyi bir arada bulunuşları imkânsızmış gibi gösterir. Dualite zihniyeti, dişil cinsellik ve gizemlere saygı duyup onları kutlayacağına, dişil cinselliğin ve gizemlerin üzerindeki kutsiyet duygusunu ortadan kaldırarak, onlara saygısızca yaklaşmıştır. ‘Lekesiz Varoluş’ dogması, İsa’nın annesi Meryem’in önemini baskılamıştır. Kilise, kadınlardan ve kadınların hayat veren enerjilerinden korktuğundan, Hıristiyanlık içinde Tanrısal Olan’ın dişil yanı yüzyıllarca bastırılmıştır. Ruth Rusca bize ‘Lekesiz Varoluş’ dogmasının aslında erkeğin ve kadının içindeki dişil gizemleri sembolize ettiğini göstermektedir. Kendi içimizdeki ‘kutsal kız’ı tanıyışı bize öğretmektedir. Mecdelli Meryem’in, Tanrı oğlu İsa’nın kutsal karşı cinsi olduğunu anlayalım diye bize yol göstermektedir.

Son birkaç yüzyılda “Kutsal Metinlerde Tanrısal Olan’ın Dişil Yanının Bastırılışı” konusu popüler olmuştur. Bazı Gnostik incillerin ortaya çıkışı ve dünyanın saygın üniversitelerindeki araştırıcıların bu konuya eğilişi hayli zengin bir literatür oluşturmuştur. Timothy Freke ve Peter Gandy’nin çalışmaları bu zengin literatürü bize başarı ile tanıtmaktadır. Paulo Coelho ve Dan Brown gibi bestseller roman yazarlarının bu konuya eğildiklerini görmek, bu yüzden bizi şaşırtmamaktadır.

Paulo Coelho’nun, By the River Piedra I Sat Down and Wept (1996) (Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum, Ağladım, Can Yayınları, 1997) adlı romanındaki Karizmatik Şifacı erkek kahraman, sevgilisi Pilar’a kendisine şifa ve mucize armağanlarını aktaran Tanrıça’dan söz eder. Bazen Tanrıça’dan Bâkire Meryem olarak da söz eder. Bâkire Meryem’in (Virgin Mary), Tanrı’nın kadın yüzünün ete kemiğe bürünmüş hâli olduğunu; İsa’nın ise Tanrı’nın erkek yanının ete kemiğe bürünmüş hâli olduğunu söyler. Bâkire Anamızın Lekesiz Varoluş’undan (Immaculate Conception) söz eder. Bu dünyadaki misyonunun, insanlara şifa vermek ve onlara Tanrısal Olan’ın dişil yanını açıklamak olduğunu söyler. Paulo Coelho, kendisi ile yapılan bir söyleşide, kendi içindeki dişil yanı deneyimlemek için zaman zaman çöle gittiğini ve orada günlerce kaldığını açıklamıştır. Romanlarındaki dişi kahramanların, kendi içindeki dişil yanın özellikleriyle beslendiğini söylemiştir.

Şunu belirtmek zorundayız ki, Lekesiz Varoluş kavramının anlamı üzerinde tam bir uzlaşı yoktur. Bazıları, bu kavramın Meryem’in İsa’ya hamile kalışı ile bağlantılı olduğuna inanır, bazıları ise, Ruth Rusca gibi, Meryem’in lekesiz olarak anne rahmine düşüşünün, İlk Günah’tan âzâde oluşu ile ilişkili olduğuna inanır.

Timothy Freke ve Peter Gandy, The Jesus Mysteries (1999) (İsa’nın Gizemleri, Ayna Yayınevi, 2005) adlı kitaplarında gizemleri anlamlandırış çabalarını bize sunarlar: “Büyük Ana Tanrıça, antik dünyaya hâkim olan büyük bir figürdü. Büyük Ana Tanrıça, Mısır ülkesinde İsis ve Grek ülkesinde Demeter olarak biliniyordu. Büyük Ana Tanrıça Osiris’in ve Dionysus’un annesi, kardeşi ya da karısı idi. Pagan, Yahudi ve Hıristiyan mitolojilerinin temelini oluşturan bir felsefeyi öğrettiklerini iddia eden Esseniler, İsa’yı, Büyük Ana’nın ölen genç oğlu ‘çok biçimli Attis’ ile aynı kişi olarak görüyorlardı. Bu mitsel figür Essenilerin ilâhîlerinde Adonis, Osiris, Pan, Baküs ve Beyaz Yıldızların Çobanı olarak geçiyordu. Gnostik Hıristiyanlar İsa’yı Osiris ve Dionysus ile aynı kişi olarak görüyorlardı. Hyppolytus bunların Pagan Gizemlerinin inisiyeleri olduklarını iddia ediyordu.”

Timothy Freke ve Peter Gandy, Jesus and the Goddess (2001) (İsa ve Kayıp Tanrıça, Ayna Yayınevi, 2006) adlı kitaplarında gizemleri anlamlandırmayı sürdürürler: “Hıristiyan Mit döngüsünde Sophia, Pleroma’nın son arketipidir. Achamoth ise Kenoma mağarasının kenarındaki Ogdoad’da yaşar. Tanrıça’nın iki görünüşü, Işığın Haçı’nın her iki yanında bulunur. Christ aeonunun misyonu tamamlandığı ve ruhsal özün tüm kayıp tohumları bir araya getirildiği zaman, Tanrıça’nın iki görünüşü bir olacaktır.

Mısır’dan çıkış alegorisinde, Joshua/İsa, Vaad Edilen Topraklar’a geldiği zaman, fahişe Rahab’ı, surlarla kaplı Eriha şehrinden kurtarır. Burada Rahab ‘psişe’yi, Eriha şehri ise ‘beden’i sembolize eder. Matta İncili, özellikle Rahab’ı, İsa Mesih’in atalarından biri olarak adlandırarak bu hikâye ile İncil’deki, fahişe Mecdelli Meryem’i kurtaran İsa Hikâyesi arasında mitolojik bir yansıtışa işaret eder.

Gnostik İncillerde anlatılan bir İsa Hikayesi’nde hem Bâkire Meryem ve hem de Kurtarılan Fahişe Mecdelli Meryem İsa’nın Çarmıhı’nın önünde dururken tasvir edilirler. Bâkire Meryem Sophia’yı (Cennet’teki nefs) ve Mecdelli Meryem Achamoth’u (dünyaya düşmüş ve cehalet içinde kaybolmuş nefs) temsil etmektedir. İsa, Bâkire Meryem’e ‘Anne bu senin çocuğun’ der, [yani aslında ‘Bu senin dünyaya düşmüş ve cehalet içinde kaybolmuş hâlin’ demektedir.] Mecdelli Meryem’e ise ‘Bu senin annen’ der, [yani aslında ‘Bu senin Cennet’teki hâlin’ demektedir.] O andan sonra iki kadın aynı evi paylaşmaya başlarlar. Eleusis Miti’nin sonunda Tanrıça’nın iki görünüşü olan Demeter ile Persephone’nin birleşimi gibi, İsa Miti’nde de Bâkire Meryem ile Mecdelli Meryem birleşir, İsa ‘Tamamlandı!’ der.”

Dan Brown, The Da Vinci Code (2003) (Da Vinci Şifresi, Altın Kitaplar, 2003) adlı kitabında, Mecdelli Meryem’in (Mary Magdelene) aslında İsa’nın Son Akşam Yemeği’nde tasvir edilen Kutsal Kâse (Holy Grail) olduğu tezini ileri sürer. Mecdelli Meryem, İsa’nın karısı olarak tanıtılır, tıpkı Shekinah’ın Yahweh’in karısı olarak tanıtılışı gibi. Mecdelli Meryem’in Kutsal Kâse ile sembolleştirildiği bilgisinin, Sion Tarikatı tarafından sır olarak saklanan gizli bir yazıda var olduğu söylenir.

Tasavvuf metinlerinde de Meryem ve İsa alegorik bir biçimde sıkça kullanılmıştır. İsmail Emre 1960’lı yıllarda şu sözleri söylemişti: “Akıl Meryemimiz, İlâhî Kelâm nefhalarını dinleyip hamile kalırsa, günü geldiğinde manevî İsa’mızı doğurur.” Bu sözlerde ruhsal yolculuk içinde ilerleyen arayıcının içinde İsa’ya hamile kalışından söz edilmektedir. Ruth Rusca’nın Tanrıça Gizemleri adlı kitabında ise, ruhsal yolculukta arayıcının içinde Meryem’e hamile kalışından söz edilmekteydi.

Ezoterik öğretilerde her insanın nefsi (soul) Göklerden ya da Cennetten yeryüzüne düşmüş olarak kabul edilir. Yeryüzüne düşen nefs ya da tanrısal kıvılcım (divine spark) gündelik yaşam içinde başıboş dolaşırken kaybolur, cehalet içinde yaşar ve tecavüze uğrar. Düşmüş olan her nefs kaybolmuştur, cahildir ve tecavüze uğramıştır. Sadece Bilgeliği ya da Hikmeti (Sophia) kazanarak kişi bu durumdan kurtulabilir. Sophia bu düşmüş ve kaybolmuş nefsin Göksel Kaynağını yeniden yaşayış yolculuğunda ona rehberlik eder. Pythagoras kendisinin bir filozof ya da ‘Sophia’nın Aşığı’ (Lover of Sophia) olduğunu söyleyen ilk kişidir.