'Kut'-sal

26 Ekim 2016
Sayı 12 - Mayıs 2011

Kut’, ‘ilahi bir kaynaktan gelen rahmet, bereket’ olarak tanımlanır. O zaman, ‘kut-sal’ da, bu rahmetle ilişki kurduran, bu rahmeti deneyimleten olmalıdır. 

‘Kutsalın Temeli’ göz önüne alındığında, bir başkasının kutsal kabul ettiğinin kutsiyetini idrak etmek, tüm arka tasar anlamlara ve o anda yaşanılan deneyime vâkıf olunmadığı sürece imkânsızdır. Çünkü her insanın kutsal deneyimi kendine özel ve benzersizdir. 

Mitik zamanı deneyimleyen, arketiplerin yaşamlarını yönlendirdiği ilkel toplumlar içinse kutsal, hayatın geneline yayılmış bir deneyimdir. Onlar için kutsal, nesnenin kendisinden çok, nesneyle girdiği ilişki ve etkileşimin toplumu döngüsel zaman içine almasıdır ki bu da varlık bütünlüğünün ve kozmik düzenin deneyimlenmesi demektir. Bu etkileşimlerin düzeni olan ritüellerle de kutsal olan yoluyla bengi zamana katılınır. Ritüelinden bağımsız bir kutsallıktan söz edilemez. Örneğin, İsrailoğulları, Mişkan’ı da, Mabed’i de ritüelik ayinleri ve toplumsal deneyimleri yoluyla kutsallaştırmışlardır. Halkın katıldığı ayinler, Başrahip’in Kutsalların Kutsalı’ndaki deneyimi ile doruk noktasına ulaşır ki bu durumda toplum, Başrahip aracılığıyla deneyimi tamamlamış olur. 

Arkaik toplumların kolektif ritüel yoluyla yaptıklarını Muhammed, o zaman hayatın geneline yaydığı için tek bir nesnenin farkındalığı ile bile idrak edebilmektedir. Muhammed’in nübüvveti dünyaya inzal olduğuna göre, demek ki her insan bunu yapabilmeye muktedirdir. 

Varoluş bütünlüğüne, her şeyin kutsal olduğunun idrakiyle ulaşır insan. 

Peki ya işaretler, kutsal semboller? Semboller, arka tasarlarında barındırdıkları ve cem ettikleri farklı ve çeşitli anlamlarla kutsaldır. Hiçbir sembol sadece bir imge olarak, yüklendiği anlamlardan bağımsız olarak kutsal olamaz. Ancak bir sembol de sadece insanın o anlamları idrakiyle, hatta yaşantılamasıyla anlaşılır. Süleyman’ın mührünü Süleyman’ı bilmeden, iç içe geçmiş üçgenlerin anlamlarından habersiz kutsal kabul etmek ne anlamlı, ne de hakikidir. 

Sembol, insanın kendisinin bütünsellik içindeki rahmetle kuşatılmış olduğunu idrak ettiren, insanın içindeki tohumları harekete geçiren tetikleyicilerdir. Tetikleme yoksa sembol, o kişi için kutsallıktan uzaktır. Hakiki insan için sembolün çağrıştırdıklarıyla rahmaniyete bağlanmak olasıdır. Hatta kâmil olanlar, sembol değil, tek bir can üzerinden bile bunu yapar. Tıpkı Muhammed gibi… 

O zaman bir toplumun kabul ettiği kutsalın idraki ancak onu deneyimlemekle olanaklıdır. Bir mekân, ibadetten ayrı olarak kutsal olamaz. Buda tapınağı, ayakkabılarını çıkartıp Buda önünde diz çökmediğin sürece kutsal değildir. 

Tüm bunlar, hayatı kutsamaya varır nihayetinde. Hayattır o ilahi kaynaktan gelen rahmetle bizi buluşturan. Hayat başlı başına, içindeki tüm ilişkiler ve deneyimlerle kutsaldır. Tabii, anlayan için… Bunu kendinde idrak edebilen ve yaşayabilene ne mutlu…