Kurumsal Sürdürülebilirlik

Kaygı - Kış 2016

Sürdürülebilirlik, bir olgunun veya bir girişimin ilk heyecanını kaybetmesi ile ortadan kalkma tehlikesi karşısında daimi olmayı, sürüp gitmesini ifade eder. Bu durum ekolojide olduğu gibi ekonomilerde de böyledir. Büyük girişimlerin ve başarıların ardında bugün asıl kaygı duyulan bu sürdürülebilirliğin başarılmasıdır. Zira sürdürülebilirlik olmadığında başarının da gerçek veya tam olduğu söylenemez.

Son yıllarda, kurumların kısa ve uzun dönem geleceğine yönelik artan kaygılarıyla birlikte bu konuda yapılması gerekenlere kafa yormak için bilinç düzeyinin de giderek arttığını gözlemleyebiliyoruz. Hatta birçok kişi “Sürdürülebilirlik” kavramını günlük hayatta “İstikrarlı olmak” anlamında kullanmakta ve bu kavram dillere pelesenk olmuş durumda. Oysa ihtiyaç olan bilincin, sürdürülebilirlik için aranan motivasyonla birleşmediği görülmekte.

Kurumsal şirketler de, yatırımcıları için hazırladıkları yıllık raporlarında sürdürülebilirlik adına neler yaptıklarını anlatarak artı puan toplayabilme çabası ve kaygısı içerisindeler. Firmalar için kurumsallaşma hiçbir zaman kurumların temel amacı olamaz; bu yöneliş uzun vadeli, tutarlı ve sürdürülebilir başarı elde etmek için kullanılacak bir araçtır onlar için. Bir kültürel değişimdir. Kafa yapısının, alışkanlıkların ve tarzın değişimidir. Kurumsallaşmada başarı, güçlü destek, anlayış ve sabırla gelebilir. Bu noktada sürdürülebilirlik vazgeçilmez bir noktaya oturur.

Kurumlar açısından sürdürülebilirlik deyince insan, yönetişim, etik ve finansal performansın yönetimi anlaşılıyor. Artık işletmeler için sadece kâr etmeye odaklanılan günler geride kaldı. Sürdürülebilirlik arzusunun ve buna bağlı gelişen kaygının ticarette rekabeti etkileyen bir unsur olduğu kabul ediliyor. Kurumların faaliyetlerinin içeriği artık sadece şirketin iş ortaklarının değil çalışanlar, sivil toplum kuruluşları, yatırımcılar, kamu gibi çok çeşitli paydaşları da ilgilendiriyor artık. Bu da şirketlerin daha şeffaf ve hesap verebilir olması gerekliliğini getiriyor. Dolayısıyla şirketlerin hayatta kalabilme kaygıları, onları sürdürülebilir olana itiyor. Bunun en güzel ve basit yolu ise “raporlama” yapmak.

Sürdürülebilirlik Raporlaması, bir şirketin sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda ekonomik, çevresel ve sosyal performansını gösteriyor. Şirket, bu raporu bir iletişim aracı olarak, bu alanlardaki risk yönetim performansını paylaşıyor.

Kurumların sürdürülebilirliklerinin kaygılarını azaltmak ve kontrol altına almak için dikkat etmesi gerekenlerin ilki, operasyonel kârlılıkları. En basitçe kullanılan hammaddeyi daha verimli kullanmak gerekiyor. Bu operasyonu yönetmek bile doğrudan kârlılığa etki ediyor. İkincisi, risklerin yönetimi. Üçüncüsü ise büyüme. Ayrıca dünyanın nereye gittiğini kurumun üst yönetiminin takip etmesi de gerekiyor. Pek çok yönetici, sürdürülebilirliğin kurum gündeminde kalıcı bir yeri olduğuna inanıyor ve bu kaygıyı yaşadığını gösteriyor. Ancak Bilgi Teknoloji sistemlerinin kullanış biçimi, geniş değer zinciri boyunca faaliyetlerin tam etkisini anlamak ve yönetmek isteyen şirketlere yeterli gelmiyor. Bu durum, sürdürülebilirliğin temel iş stratejilerine henüz entegre olarak kullanılmadığını gösteriyor.

Kurumsal Kaynak Planlama (ERP) yazılımları iş süreçlerini ve kurumsal kaynak yönetimini önemli ölçüde geliştirdi. Bu sayede kişilerin kendi zihinlerinde depolanan bilgiler, bu kişilerle birlikte yaşamıyor veya firmalardan ayrıldığında kendileriyle birlikte gitmiyorlar. Bilginin ve faaliyetin sürdürülebilirliğini sağlamanın bilgiyi sisteme taşımakla mümkün olduğu anlaşıldı. Bugün Kurumsal Kaynak Planlama (Enterprise Resource Planning) sistemi ile satın almadan üretime, satıştan muhasebeye kadar tüm departmanlardaki temel iş süreçlerinde entegrasyonu sağlıyor. Böyle olunca da pek çok şirketin kalbini ve kayıt sistemini oluşturuyor. Bu sistemsel yapı yakın zamanda çevresel ve sosyal olanlar da dâhil olmak üzere her türlü kaynağı göz önüne alarak; şirket sınırlarının dışına ulaşan değer zincirinin tüm evrelerini kapsamı altına alacaktır.

Şüphesiz bu yaklaşım ve neticesinde meydana gelen oluşum, diğer unsurların yanında, bir ürünü oluşturan malzemenin ve hammaddenin nereden geldiği, ürünü imal etmek için ne kadar enerji gerektiği, çeşitli adımların ne kadar atık ürettiği ve tedarikçinin iş faaliyetlerinin çalışma standartlarına ne kadar uyduğu gibi konuları da dikkate alacaktır.

Kurumların sürdürülebilirlik üzerine odaklanarak rekabet avantajı kazanabileceğini söylesek de bu bakış açısı fazla erken olabilir. Sürdürülebilirliğe ağırlık veren ve bunun için yatırım yapan kurum, kuruluş ve oluşumlar için doğrudan hedeflerini yakalamanın yakın vadede sınırlı kalacağını bunun da kaygıyı artırabileceğini öngörebiliriz. Yine de kaynaklarını ve hedeflerini diğerlerinden daha iyi yönetmeyi öğrenen oluşumların, bulundukları alanda lider konumuna gelecekleri de açıktır…