Kendini Bil

17 Kasım 2016
Sayı 35 - Nisan 2013

“Cennet krallığı içinizdedir ve kendini bilen onu bulacaktır.”

Delf’teki antik Pagan mabedi üstünde “Kendini bil” sözcükleri yazılıydı. Bu öğüt, hem Pagan hem Yahudi hem de Hıristiyan Gnostikler tarafından Gnostisizmin temel meydan okuması olarak görülüyordu. Platon’a göre, Sokrates’i “hakiki bilgi” anlayışına yönelten Gnothi Seanton şeklindeki Delfi öğütüydü (Platon, Apology). Platon’a göre, bu Delfi atasözü insandaki tanrısal ruhun bilgisi, nous anlamına gelmekteydi.

Gnostikler için kendinin bilgisi gnosis’in kendisiyle aynı anlamdaydı. Kendini bilmeyen kişi, hiçbir şey bilmiyordur, ama kendini bilen kişi tüm şeylerin gnosis’ini zaten elde etmiş demektir (Philip Gospeli).

Philon, Musa’nın sözlerinde Delfi öğüdünün Yahudi bir benzerini bulmaya çalışmıştır, ama bulabildiği en iyi şey Çıkış kitabında “Kendinize dikkat edinizdir”.

Gnosis ya da bilgi insanın kendisinin bilgisidir. Gnostiklerin ruhsal arayışları sürekli olarak karşımıza çıkan “Ben kimim?” sorusunu cevaplamaktı.

Beden – Nefs – Ruh:

Kendimizi bilmek ne anlama gelmektedir? Gerçekten kimiz? Gnostikler insanın 3 özelliğe sahip olduğunu düşünmüşlerdir: Beden – Nefs – Ruh. Nefs ve ruh sözcüklerinin ne anlama geldiğini kolayca bildiğimizi sanırız, ama biliyor muyuz? Bir nefs tam olarak nedir? Onun ruhtan ne farkı vardır? Bir gün bu kavramlar neredeyse anlamsız olacak kadar belirsizdir. Gnostikler için bunların açık ve kesin anlamları vardır.

Gnostikler, kendi öğretilerini açıklamak için çember imgesini kullanıyorlardı.

Çemberin çevresi: Antik Çağdaki insanların physis (fiziksel) sözcüğü bu sözcükten gelir. “Çemberin çevresi” “fiziksel bedeni” temsil eder. Bu bizim dış benliğimizdir. “Yarıçap” bizim psişemizi temsil eder. Bu geleneksel olarak “nefs” diye tercüme edilir. Ancak psikolojinin doğuşuyla antik psişe anlam değiştirmiştir. Dış bedenle ilişkili olarak psişeyi “iç benliğimiz” olarak deneyimleriz. Gnostikler için bu, kimliğimizin bedenen daha derin bir düzeyidir.

Merkezde, Gnostiklerin pneuma ya da nous olarak adlandırdıkları asıl kimliğimiz bulunur. Pneuma genellikle ruh olarak tercüme edilir, ama bugün bu sözcük neredeyse anlamsız hale gelmiştir.

Nous geleneksel olarak zekâ olarak tercüme edilir, ama şimdi zekâ sözcüğünü rasyonel düşünce ile ilişkilendirdiğimiz için bu yanıltıcıdır. Oysa nous tüm deneyimlerin tanığıdır.

Plotinos, nous’u “bilen bir ilke” olarak tanımlar. İçimizdeki bilen şeydir. O her deneyimin öznesidir ve her birimiz ona “ben” deriz. O, her insandaki var olma duygusudur. O, bizim kim olduğumuzdur. Hem pneuma hem de nous’tan daha uygun modern tercümesi “bilinç”tir (Plotinos, Enneadlar).

İnsanın üçlü doğası Platonizmin temel bir ilkesiydi. Bu doktrine göre, her birey de daha belirgin olan yöne göre üç sınıfa ayrılmıştı (Platon, Cumhuriyet ve Timaeus). Bu doktrinin Pythagorasçı kaynaktan alındığı, Burkert tarafından doğrulanmıştır.

Kimliğimizin Düzeylerini Tanımak:

Eğer her gün içinde bulunduğumuz üç durumu incelersek, kimliğimizin üç düzeyini açıkça ayırt edebiliriz:

1) Uyanma

2) Rüya görme

3) Derin uyku

1) Uyanma durumunda “bilinç”, farkındalığını merkezden çemberin çevresine doğru genişleterek “psişe” ve “beden”i deneyimler.

2) Rüya görme durumunda bedenden ayrılır ve “psişe” ya da “ruh”a geri çekiliriz.

3) Derin uyku durumunda nous-pneuma yani “ruh” ya da “bilinç” olarak tamamen özümüze çekiliriz. Bu “saf bilinç” olma durumunda hiçbir şey deneyimlemediğimiz için bilinçsizdir. Bu hâli sonradan “bilinç boşluğu” olarak mutlu bir boşluk gibi hatırlarız.

Farkındalık         Kimlik

Durumları            Düzeyleri

– Derin uyku         – Bilinç

– Rüya görme       – Bilinç Psişe

– Uyanma             – Bilinç Psişe Beden

Kendimiz hakkındaki “sağduyu” görüşü, uyanık – rüya görme – derin uykuda olan bedenler olduğumuzdur. Bizler bazen bilinçli olan fiziksel bir beden değiliz; bazen bir bedenin bilincinde olan bilinciz.

Bilimsel materyalizm tarafından ifade edilen insanın kimliğinin modern kavramı, bizim henüz anlayamadığımız içsel bir yaşama sahip ve bu yüzden bilinçli olan karmaşık bir fiziksel organizma olduğumuzdur. Bu açıdan bakıldığında, gnostik öğretiler anlaşılması güç karışık ruhsal öğretiler gibi gelir, ama Gnostiklere göre bu, maddenin fantastik ve akıl almaz olan bilinçli deneyiminin sebebi olabileceği düşüncesidir.

Thomas İncili’nde İsa şöyle iddia eder: “Eğer beden bilinç dolayısıyla varlığa geldiyse bu bir mucizedir, ama eğer bilinç bedenden dolayı varlığa geldiyse bu mucizelerin mucizesidir.”

Psişenin bedenden önce gelmesi Platonizmin bir aksiyomudur. Oysa Tanrı, psişeyi yönetici ve sahibe olması için ve bedenin ona tâbi olması için köken ve üstünlük bakımından bedenden önce yaratmıştır.

Platon, Timaeus’da, yaratıcı ruhu kendi istencine göre tasarladığı zaman onun içinde bedensel evreni yaratmış ve bu ikisini bir araya getirerek onları merkezden merkeze birleştirmiştir. Merkezden cennetin çemberinin çevresine kadar her yeri doldurmuş olan ruh aynı zamanda cennetin dışını da kaplamaktadır. Kendisi kendi içine dönerek asla sona ermeyen ve tüm zamanlar boyunca süren rasyonel yaşamın tanrısal bir başlangıcını başlatmıştır.

Ruh: Cennetin bedeni görünürdür. Ama ruh görünmezdir. Us ve uyuma sahiptir. Zihinsel ve sonsuz doğanın en iyisi tarafından meydana getirilip yaratılmış olan şeylerin en iyisidir. (Platon burada, her ayrı ruhun aynı tarzda yaratıldıktan sonra dünya ruhunun ya da evrensel psişenin yaratılışını anlatmaktadır).

Bilim bedenle başlayıp bilinçle sona ererek dışarıdan içeriye doğru hareket eder. Bilim bizim fiziksel bedenden olduğumuzu öğretir. Gnostikler ise kendimiz için ne isek o “bilinç” olduğumuzu öğretir. Antik Çağ insanları bunları birbirine karşıt olarak değil, birbirinin tamamlayıcısı olarak görüyorlardı. Bilim görünüşlerle ilgilenir. Gnostikler ise ne olduğumuzla ilgilenir. Gnostikler bizi temel olan şeylere geri götürür ve insanlık halinin karmaşıklığını bu basit başlangıçlarla açıklar.