Kendini Ararken

Sayı 63 - Ekim 2015

En önemli yabancılaşma kendi özüne olmalı insanın. Ben diye yapılandırdığım kişiliğimi değiştirmeye yardımcı olan ve beni çeken etkenlerin geçmişte deneyimleme süreçleri olmadan, sadece bilgi ile etkilerini anlama, uyum sağlama, sindirebilme ihtimali istek ve çaba ile aynı derinliğe ulaşabilir mi? Yoksa sürecini yaşamadığım için yüzeysel bir boyutta mı kalır?

Afrika’dan Avrupa’ya gelen insanların kendi kültürlerinden uzaklaşıp, uyum sağlama ve onlar gibi yaşama isteği kendi kültürüne yabancılaşmasına sebep olup yapay bir görüntü oluştursa da, kendi kültüründen getirdiği ve gittiği yerdeki insanların faydalanacağı bilgileri aktarması ile yabancılaşmayı aşıp uyum sağlama aşamasına geçecektir. Aynı şekilde yoga’yı anlamaya çalışan, hayatına katmak isteyen bir Avrupalı, içinde doğup büyümediği Hint kültürünü içselleştirebilmesi ya da Uzak Doğu kültüründe yaşayan birinin Afrika geleneklerine kendini yakın hissetmesi ve onlar gibi davranması taklit gibi görünse de, içerdiği kendine ya da diğer insanlara olan fayda, istek ve çaba ile geçmişte deneyimlemediği süreci aşabilecek, yapaylıktan kurtulacaktır.

İçinde doğup büyüdüğüm kültür ve din olarak seçme şansım olmadan dayatılan manevi disiplinler, benim doğuştan getirdiğim yapıya uyumlu olmayabilir. Eğer belirli birtakım özelliklerle bu dünyaya geliyorsak, dayatmalar kendi özümüzü bulmamıza yardımcı olmayacağı gibi içimizdeki cevherin körelmesine de sebep olabilir. Bunu anlayabilmek için bulunduğumuz ortamdan, kültürden uzaklaşarak diğer kültür ve sosyal yapıları, insanları tanıyarak aradaki farklılıkları ya da ortak özellikleri görmek bakış açımızı değiştirecek, körü körüne bağlandığımız öğretilmiş kalıpları yargılayabilecek ya da ne kadar değerli olduğunu anlayabilecek kapasiteye gelmemizi sağlayacaktır.

Deha olarak ya da başarıları ile tarihe geçmiş olan birçok insan içinde bulunduğu toplum ve doğa ile şekillenmiştir, büyük bir ihtimalle birçok deha ya da yetenekli insan ise içinde bulunduğu toplum ve doğa sayesinde yok olup gitmişlerdir. Bu yüzden doğduğumuz, büyüdüğümüz kültürün mü yoksa diğer alternatiflerin mi kendi özümüze uygun olduğunu anlayabilmek için kalıplarımızı kırıp dışına çıkmak, uzaklaşmak gerçeklerle yüzleşmemizi, kendimizi tanımamızı sağlayacaktır. Bu uzaklaşma isteği birçok risk içerdiği için içimizdeki korkuyu harekete geçirecektir. Eğer korkuya yenilirsek engellere takılıp olduğumuz yerde kalırız, fakat bir adım atacak cesareti gösterirsek korku yok olmaya başlayacak ve gelişme devam edecektir.

Zaman içerisinde ailem, akrabalarım, arkadaşlarım ile yaşadıklarım hayatımda kalıplar oluştursa da kişiliğimi inşa etmekte önemli role sahiptirler ve bu bilgiler bilincin derinliklerinde kayıtlıdır.  Daha sonra yapacaklarım ise bu bilgilerle anlam kazanmaya başlar. Eğer kalıplara takılıp kalınırsa bir kısır döngünün içinde geçmişi taklit ederek, kopyalayarak, kullandığımız kelimelerin anlamlarını sorgulamadan, düşünmeden tekrar eder dururuz. Bu durumdan uzaklaşmak, diğerlerini ötekileştirmeden, öğretilenlerin dışına çıkarak ihtiyaçlarımızı, yapmak istediklerimizi keşfetmeye başlamak için durup kendimizi dinlemeyi denemeliyiz. Elbette taklit etmek öğrenip anlamamız için kullandığımız yollardan bir tanesidir ama zamanı geldiğinde bu ezberi bozmak en zor sınavdır. Teknik, yol, yöntem, metot birer araç olarak kullanılsa da, bunlara saplanıp kalmamalı, normlardan, kurallardan kurtularak değişimlerle gelişimi gerçekleştirmeli, kendimizi bulmalıyız.