Kemalettin Apak

25 Ocak 2017

Bir şeb-i nûrânûr ki mahitabın sekriyle bedmestim bu gece,

Hâlık-û hallâk ile vuslattayım, hem bezm-i ellestim bu gece…

Dilde aşk, elde sâgar, her cür’ada Lebbaleb hayal-i cânanla,

Âşık-u ma’şûkun bu ilahi vahdetinde sermestim bu gece…

Bu nasıl cûş-u hurûş, bu ne cümbüş, bu ne nûr, bu nasıl kaynaşma?

Cânan da can da aynı kadehteler, mehtab da; bu nasıl anlaşma?

Sâcid de mescût ile hemhal bu şeb; aşık da secdede, ma’şuk da;

Ney sarhoş, neyzen sarhoş, taşıyor lâ vü illâ, hem nasıl bir taşma?..

Her yanda raks-ı nücûm, zikirde hep sabit-ü seyyar “Hû” diyerek,

Cuşişde cümle ecrâm nûrdan birer sikke-yü tennûr giyerek;

Her yanda bir semâ-î raksâraks, her yanda bir âlem- şemsaşems,

Tesbih-ü tehlil üzre her şey peryâd ediyor; hâk dost, dahîlek…

“Bişinev…” Âvâziyle gök kubbede mevlâna başlarken devrâna,

“Bismişah” diyerekten hünkâr Hacı Bektaş da çıkıyor seyrâna;

Haykırırken “Noldu Bu Gönlüm” diye “Şârın minarestinde” bayrâm,

Veliler saf saf olmuş, kanad açmış uçuyor menba-ı gufrâna…

Bu nasıl bir haşr-ü neşr, bütün ervâh ve bütün kâinat uyanmış?

Bu nasıl bir gece ki yedi kat gök beyzâbeyz bir renge boyanmış.

Semada bir şehrâyîn, kandil kandil bir şelale-î nur akmada;

Yıkanmış ma’siyetler; ne defter, ne mizân kalmış; hepsi kapanmış…

Ankara 20/06/1959