Kaygının Sanatta Dışavurumu Üzerine: Munch Kaygı Serisi

Kaygı - Kış 2016

Çaresizlik (Fortvilelse), 1894, tuval üstüne yağlı boya, 92 x 72.5 cm, Thielska Galleriet Koleksiyonu

Dünyaca ünlü Çığlık tablosuyla tanınan Norveçli sembolist ve dışavurumcu (ekspresyonist) ressam Edvard Munch, melankoli, korku, kaygı ve ölüm konularını resimlerinde sıkça işlemiştir. İfade biçimi olarak doğayı çarpıtma, duyguların karikatürize edilerek dışavurulması ve biçim bozarak anlık ifadeyi yakalamayı tercih eden Munch, resimlerinde parlak ve çiğ renkler kullanmıştır. Diğer dışavurumcular gibi Munch da eserlerinde güzellik ve güzelin yansıtılma biçimini sorgulamıştır: “Ekspresyonist sanatta halkı rahatsız eden şey, doğanın çarpıtılmasından çok, güzellikten uzaklaşmasıydı. Karikatürcü, insanın çirkinliğini gösterebilirdi, ne de olsa bu onun göreviydi. Oysa kendini ciddi sayan bir sanatçının, bir şeyin görüntüsünü değiştirirken, onu daha da idealleştireceği yerde çirkinleştirmesi, hoş karşılanmıyordu. Fakat Munch, bir acı çığlığının güzel olmayacağını, yaşamın yalnızca güzel yönlerini görmenin ikiyüzlülük olacağını söylemekle yanıt verebilirdi. Çünkü Ekspresyonistler, insanların çektiği acıyı, sefaleti, vahşeti ve tutkuları öyle derinden hissediyorlardı ki, sanatta uyum ve güzellik üzerine diretmenin dürüst olmayı reddetmekten başka bir şey olmadığına inanıyorlardı.” [1]

Dışavurumculukta, sanatsal gerçeklik yerine yaşanmış gerçeklik aranmıştır. Doğanın görünümü yerine onun anlamı üzerine düşünülmüştür: “Belirleyici öğe anlatımsal öğedir, biçimler anlatımsal içeriklerinden dolayı seçilmişlerdir, bu durumu da hiçbir anatomi ve perspektif kuralına uymayan deformasyonlar yaratır ve bu deformasyonlar giderek kimi kez topyekûn soyutlamalara ulaşır. Biçimler artık heyecan uyandırmaya yönelik hiyerogliflerden başka bir şey değildir.[2]

Kaygı (Angst), 1896, tahta baskı, 55.7 x 44.8 cm, MoMA Koleksiyonu

Biçem olarak dışavurumcu kabul edilirken, anlayış olarak sembolist sanatçılardan sayılan Munch, görünenin idealleştirilerek ifade edilmesini reddederek gerçekliğin kendindeki yansımasını, içindekinin dışavurumunu sembolik bir anlatımla resmetmiştir: “Ben gördüğüm şeyin resmini yapmıyorum ama görmüş olduğum şeyin resmini yapıyorum.[3] Gözle görünenin ötesindekini, düşsel, gerçekdışı ve fantastik olanı kendine konu edinen sembolistleri Nietzsche’nin şu sözüyle de anlatabiliriz: “Sanat yapıtları aracılığıyla, zavallı hasta ve can çekişen insanları kısacık bir zevk anı için uzun mezarlık yolundan kurtarmak istiyoruz: Onlara birazcık esriklik, birazcık da delilik veriyoruz.[4]

Eserlerinde sıkça konu ettiği hastalık, ölüm ve melankolinin kaynağını Munch’un yaşamında bulmak olasıdır. Sanatçının çocukluk ve ergenlik yıllarına ölüm ve hastalık hâkimdir. Annesini veremden kaybettiğinde beş, ablasını yine aynı hastalıktan kaybettiğinde ise on dört yaşındadır. Sanrılı bakışlı, solgun ve kaygılı yüzler, ölüm korkusu taşıyan figürler resimlerinde ana karakterler olarak karşımıza çıkar: “Soluk alıp veren, hisseden, acı çeken ve seven canlı varlıklar olmaları gerekir. Bir dizi böyle resim yapacağım; insanlar bunların kutsal niteliğini kavrayacaklar ve sanki kilisedelermişcesine bunların karşısında şapkalarını çıkartacaklar.[5]

Karl Johan’da Akşam (Aften på Karl Johan), 1892, tuval üstüne yağlı boya, 84.5 x 121 cm, Bergen Sanat Müzesi Koleksiyonu)

Munch’un kaygı içerikli resimlerine en iyi örneklerinden biri Karl Johan’da Akşam (Aften på Karl Johan, 1892) olabilir: Bu tabloda, Oslo’nun ana caddesindeki kaldırımda yürüyen kalabalık resmedilmiştir. Dönemin burjuva sınıfına özgü kıyafetlerle gösterilen ve yüzlerinde tedirgin ve kaygılı bakışlarla ilerlemeye çalışan bu kalabalık sanki izleyicinin üstüne doğru gelmektedir. Kimi kaynaklarda, yolun ortasında, tek başına, kalabalığın ilerlediği yönün tersine doğru yürüyen figürün sanatçının parçası olduğu burjuva yaşamına karşı duruşunu temsil ettiği şeklinde yorumlanmaktadır. Karanlık ve kasvetin hâkim olduğu kaldırıma karşıt olarak gökyüzü ve binalar, parlak ve canlı renklerle betimlenmiştir.

Melankoli (Melankoli), 1894, tuval üstüne yağlı boya, 72 x 98 cm, Özel Koleksiyon

Melankoli (Melankoli, 1894-1896), Munch’un birkaç farklı versiyonunu yaptığı (Jappe on the Beach, Jealousy, Evening) bir diğer tablosudur. Bu resimde Munch, yakın arkadaşı yazar ve tarihçi Jappe Nilssen’i deniz kenarında oturmuş ve düşüncelere dalmış olarak betimlemiştir. Nilssen’in yaşadığı mutsuz bir aşk macerasını konu edinen tabloda, oturan figürün durağanlığı, melankolik havası ve karamsarlığına karşıt olarak deniz ve gökyüzü yine parlak ve canlı renklerle, hareketli olarak resmedilmiştir.

Kaygı (Angst), 1894, tuval üstüne yağlı boya, 94 x 74 cm, Munch Müzesi Koleksiyonu

Kaygı (Angst, 1894) tablosu, Munch’un ünlü tablosu Çığlık ve Karl Johan’da Akşam resimleriyle ilişkilendirilebilir. Çığlık tablosuna konu olan Oslo Köprüsü’nde geçen sahnede bu kez Karl Johan’da Akşam tablosundaki tedirgin ve çaresiz yüzlü figürler karşımıza çıkmaktadır. Figürlere diğer tablolarında olduğu gibi yine karanlık ve koyu renkler hâkimken çevre ve gökyüzü canlı, hareketli ve parlak renklerle betimlenmiştir. Özellikle arka plandaki göl, gemiler, kilise ve gökyüzünü betimlerken kullandığı hareket Çığlık tablosuna çok benzer bir yapıdadır. Fakat bu kez, korku dolu ve yalnız bir karakter değil, çaresizliğin hâkim olduğu bir topluluk söz konusudur. Munch, Kaygı tablosunu tamamladıktan iki sene sonra, yine aynı konuya dönmüş ve bu kez tahta baskı ve taşbaskı versiyonlarını yapmıştır. Bu versiyonların yağlı boya tablodan farkı, kaygılı bakışlı, solgun yüzlerin artık iyice yalınlaştırılmış olmasıdır.

Munch’un kaygı temalı diğer eserleri arasında, Çaresizlik (Fortvilelse) adı altında iki sene arayla resmettiği tabloları da sayabiliriz. Yine Oslo Köprüsü’nü sahne alan bu resimlerde yalnız ve çaresiz figüre eşlik eden hareketli ve canlı renklerle betimlenmiş arka plan göze çarpar.

Munch, 1908’de bir sinir kliniğinde bir süre tedavi olduktan sonra farklı konulara yönelmişse de ressamı günümüzdeki ününe kavuşturan, çoğunu 1800’lerin sonu ile 1900’lerin başında resmettiği kaygı, çaresizlik, umutsuzluk, melankoli, dehşet ve ölüm korkusu konulu eserleridir.

 

Kaynakça:

Gombrich, E.H. Sanatın Öyküsü, Remzi Kitabevi, 1997

Cassou, Jean. Sembolizm Sanat Ansiklopedisi, Remzi Kitabevi, 1987

Batur, Enis (haz.). Modernizmin Serüveni, Yapı Kredi Yayınları, 2002

http://kodebergen.no (Erişim tarihi: 13.11.2016)

https://en.wikipedia.org (Erişim tarihi: 13.11.2016)

http://www.edvardmunch.org (Erişim tarihi: 13.11.2016)

http://www.edvard-munch.com (Erişim tarihi: 13.11.2016)

https://www.moma.org (Erişim tarihi: 13.11.2016)

http://munchmuseet.no (Erişim tarihi: 13.11.2016)


Dipnotlar:

[1] Gombrich, E.H. Sanatın Öyküsü, s. 564

[2] Bayl, Friedrich. ‘Resimde Dışavurumculuk’, Modernizmin Serüveni, s. 269

[3] Pillement, Georges. ‘Resim, Gravür ve Heykel’, Sembolizm Sanat Ansiklopedisi, s. 117

[4] a.g.e. s.32

[5] a.g.e. s.116