Kadın ve Toprak

30 Ekim 2016
Sayı 24 - Mayıs 2012

Şehir insanı ile kırsal insanını ayıran en belirgin farklılık toprağın yaşamlarındaki yeridir. Büyük şehirlerde toprak gündelik hayatın içinde bir gerçeklik olmaktan uzaktır. Toprak alanlar ya kendi haline bırakılmış bakımsız arazilerdir ya da bakımı özenle yapılmış, mimari detaylar olduğundan aksesuar niteliğindedir. Şehirde toprak; üzerine basılması, ona dokunulması yasaklanmış, insana yabancılaşılmış bir olgudur.

Şehrin modern insanı için toprak hayat dışı bir varoluştur. Toprağı, yağan yağmurda üzerine bulaşan çamur olarak algılar ve içinde barınan onca böcek ile hakir görülen toprak, ‘şehir temizliği’ ile örtüşmediğinden bir anlamda insan ile ilişkisi sınırlanmış, dokunması çocuklara men edilmiş bir yabancıdır. O kadar ki, bir çocuk ellerini uzatarak toprağa eğildiğinde şehirli, temiz ebeveynleri koşarak, ıslak bezlerle silerler çocuklarının ellerini. Geçerli bir neden daima vardır, yine de böylesine hakir görülür toprak.

Oysa toprak, çiftçi gibi, çoban gibi kırsal insanı için alın yazısıdır. Geçmişinin ve geleceğinin yazıldığı bir kitaptır toprak. Berekettir, rahmettir yerden yağan, ihsandır, rehberdir, sabırdır en sert öğretici olarak… Bu nedenle dînen dahi caiz görülmüş, su bulunamadığında su gibi temiz arınma aracı sayılmıştır toprak.

Kırsalda insan toprakla birdir. Kendini onun üzerinde görmez. Canını, evini onunla besler, hayvanları onunla hayatta kalır. Rahmandan ister gibi, topraktan ister. Toprak da Allah gibi rahmetle verir semeresini, isteyenin kim olduğuna bakmadan.

Şehirli insan kendini eve hapsetmiştir. Saksıdaki çiçekle konuşması içindeki derin özlemdendir. Öte yandan kendini güvende hisseder topraktan uzakta, çünkü toprak belirsizdir. Belirsizliği sevmez modern insan, egemenliği sever. Sözünün geçtiği saksıdaki çiçek dahi olsa, arzusunun yerine geldiğini görmek ister. Oysa kırsaldaki çiftçi çiçekle değil, toprakla konuşur, tüm varlığını ona borçlu olduğunu bilerek, saygıyla…

Şehir insanı saksıda yetişene çiçek diyerek geneller, oysa toprak insanı için yetişen Allah’ın bereketidir. Bu nedenle topraktan halk edilen Âdem’i eskilerin anlattığı bir masal zanneder şehir insanı. Hazreti Ali’nin toprağın babası (Ebu Turab) olmasının bir anlamı olamaz şehirli insan için.

Özü olan topraktan kopmuştur şehirli insan. Topraksız kalınca da tarihsiz kalmıştır, talihsiz insan [1]. Yine de dünyevi son yolculuklarında sevdiklerini toprağa terk etmek zorundadır. Kırsaldaki gibi ölülerini toprağa ‘emanet’ edemediklerinden, toprağı, sevdiklerini ve ölümü biçare şehirlerinin dışına itmek zorunda kalmıştır. Çünkü toprak koca bir muammadır (agnostiktir), şehir insanının havsalası onun hikmetini anlamaya kâfi gelmez.

Kur’an-ı Kerîm’de modern insanın en hakir gördüğü âyetlerdendir: “Kadınlarınız sizin tarlanızdır. Tarlanıza dilediğiniz biçimde yaklaşın ve canınız için takdimlerde bulunun. Allah’a karşı takva sahibi olun. Ve ona döneceğinizi bilin.[2]

İnsan hakları savunucuları tarihten, anlayıştan, bilgelikten veya daha genel olarak topraktan koptuklarında, bu söylemi kadına karşı ve onu cinsel bir metaya indirdiği şeklinde yorumlarlar, çünkü ‘şehirli kadın’ en az erkeklerin gözünde olduğu kadar, kadınların zihinlerinde de cinsel bir metadan ibarettir.

Oysa âyet ‘tarla’ kelimesi ile toprağı kastetmektedir. Toprak insanının gözünden bakıldığında âyet elbette şu şekilde yorumlanabilecektir:

Kadınlarınız tohumlarınızı emanet edeceğiniz toprak, yani evlâtlarınızı taşıyacak rahimlerdir. Onları nefsinize, aşağılık arzularınıza, çirkin düşüncelerinize alet etmeyiniz. Arzularınız tatmin bulduğunda sırtınızı dönmeyiniz. Zira o rahimler Allah’ındır. Sizlerin de Allah’a mülaki olacağınızı (döneceğinizi) unutmayınız. Kim bilir, belki size, kadınlarınıza davrandığınız gibi davranılacaktır. Bu nedenle, Allah indinde takva sahibi olunuz ve sonunda ona döneceğinizi hatırlayınız.

Toprağı hakir görerek önce kadını kirlettik. Oysa o kadın anaydı, kardeşti, yoldaştı. Kadın kirlenince bize emanet gelmiş bilgelik geleneği (sophia) kirlendi, çünkü geleneği taşıyan kadındı. O bilgelik kirlenince, yani bizler ondan yüz çevirince insanlık da kirlendi ve insanlık nefsinin kendine verdiği ağırlık nedeniyle boğulmakta. İmdada yetişmesi beklenen şefkatli kadın bugün kendini kirletenlere kırgın.

Aslında biz toprağın insan demek olduğu unuttuk. Unutunca da toprak bize küstü. Vicdanlar ağırlaştı. Ağızdan çıkan kalpte yer bulamaz oldu.

Çünkü toprak insan demekti, galiba biz en çok kendimizi unuttuk…



[1]“Tarihsiz insan, talihsiz insandır.” Metin Bobaroğlu.

 [2]  Kur’an-ı Kerîm, Bakara Sûresi 223