iTaksi Uygulaması Ve Soyutlama Yetisi

Sosyal medyada iTaksi uygulaması nedeni ile görüntülü ve sesli kayıt alınması gündeme oturdu. Yolculuk sırasında alınacak kayıtların bazı avantajlar sağlayacağı, özellikle güvenliği arttırıcı bir önlem olduğu ortada ancak özel hayatın gizliliği nedeni ile birçok kişi haklı olarak tedirgin. Bu uygulamaya geçen taksilerde yazılı bir uyarının olmaması tedirginliği artırıyor.[1]

Şehirleşmeyi ve şehirlileşmeyi ancak kısmen başarabilmiş, bizimki gibi toplumlarda, özel hayatın gizliliği, yalnızca bazı kesimler tarafından, titizlikle korunması gereken bir alan olarak görülür. Özel hayatın gizliliğinin yasalarla korunma altına alınması söz konusuysa, kişinin kendisine rağmen bir koruma vardır ve bu yüksek bir soyutlama düzeyidir. Oysa eğitim seviyesi düştükçe, çoğunlukla yasal olarak hak olmasına rağmen, “Suçlu olan saklamak ister” gibi bir düz mantık devreye girer ve özel hayatın gizliliğinin korunması talebi bir lüks olarak algılanır. Hatta özel hayat anlayışı cinsellikle sınırlanır ve bu bağlamda karşı cinslerin birbirine sarılmasına bile tahammülsüz bir yeni “özel hayatın gizliliği” anlayışı ortaya çıkar. Yazıyı ne bu yüzeysel bağlamda ne de özgür bireyin eksiksiz anlatımına devlette ulaştığı gerçeğinin incelenebileceği derin bir felsefi bağlamda ele almak istiyorum.

Felsefe ile ilgilenenlerin yakından bildiği gibi, manava gidip “meyve” alamazsınız, o ya da bu meyve olmak zorundadır; elma ya da şeftali fakat asla “meyve”nin kendisi değil. Meyve sözcüğü bir soyutlamadır, kavramdır. Toplumumuzda bu tür şeyleri düşünmek boş işler olarak görülür; felsefe ise boş işlerin şahı. Soyutlama yetisi, duyu organlarımıza çarpan bilgiden hareketle düşünme kolaylığına izin vermediği için belirli bir eğitim gerektirir. Örneğin adaletin nerede korunduğu sorusuna yanıt olarak birçoğumuz adalet saraylarına işaret edecektir; duyu organlarımıza çarpana.

Oysa soyutlama yetisi gelişkin toplumlardır bilimi ve sanatı üreten. Bilimsel olarak ileri, sanatça zengin, insan haklarının, hatta hayvan haklarının korunduğu gelişmiş toplumlarda, kaldırımın bir çizgi ile belirtilmiş olması ve bunun bir uygulama olarak hayatta kalabilmesi tesadüf değildir. Kaldırımın kendisi orada olmasa da, çizginin üzerine park eden sürücüye rastlanmaz. Yakalanmayacağından emin olduğu halde, yasanın kendisi orada olmasa da, suç işlemek yerine yasaya uygun davranan insan örneğinde olduğu gibi. Oysa bizde, kaldırımlara park eden araçlar hemen hemen kırk beş derecelik açılar yaparak ve bu yapılamasın diye giderek yükseltilen kaldırımlara inat, neredeyse yerçekimini yenerek “duvara” park edilir.

Hayatın hemen tamamının ortaklaşa kotarıldığı köy yaşamından şehir yaşamına geçiş, soyutlama yetisi düşük toplumlarda sancılıdır. Sanki samimiyetin ortadan kalkması gerekmiş ve bu nedenle insan ilişkileri soğumuştur. Bu bir ölçüde doğrudur ama adaletin tesis edilemediği yerde sevgi, iyilik gibi kavramların içi boştur; samimi ilişkilerde çıkar çatışması kendisini gösterince samimiyetin bir hükmü kalmaz. Yasa, yasalılık, en az bir nesil, uygulamada hiçbir ihlalin olmadığı bir süreçten geçmelidir ki, bu neslin yetiştirdiği sonraki nesil de, adil olabilmek uğruna, bir üst ilke uğruna nelerin tereddütsüzce gözden çıkarılabildiğine, fedakârlığın ne boyutta gerçekleştiğine tanıklık ederek ve böylece yasayı içselleştirerek büyüsün.

Göle yoğurt çalan Nasreddin Hoca heykeli gözlerimizi acıtırken, eril saldırganlığın adeta birer sembolü olarak pervasızca dikilen dikey konutlarla çirkinleştirilen şehirlerde nefes alamazken, Adalet temalı bir yürüyüşün yapılması ve toplumda yaygın bir taraftar kitlesi bulması tesadüf değildir. Yürüyüş sadece, adil yargılanma süreçlerinin sekteye uğramasının kaçınılmaz bir sonucu değildir. Adalet, yaşamın tümünü ilgilendiren temel kavramlardan en önemli olanıdır; kapsama alanı hukuk ile sınırlanamaz. Ülkemizin yoksul, kimsesiz adalet kavramı, ona içerik vermek için üzerine düşündüğümüz, içi boş bir soyutlama olmaktan kurtarmaya çalıştığımız, uygulamalarımıza konu ettiğimiz ölçüde dirilecek ve zenginleşecektir.

Bilim ve sanatlarda ileri ülkelerde, özel hayatın gizliliğinin korunmasına bizzat vatandaşlar tarafından da önem verildiği görülür. Bizler için sorun yaratabilecek birçok talep, gelişmiş toplumlarda ilişkilerin olmazsa olmazıdır. Biraz derine gidersek, soyutlama yetisinin insanın kendisi ile olan ilişkisinde de çok önemli olduğu anlaşılır, çünkü soyutlama, aynı zamanda olumsuzlama yapabilmeyi gerektirir; kişinin kendisini olumsuzlayabilmesi olanaksıza yakındır ve bu, kişinin eğitim düzeyi, sosyal konumu gibi değişkenlerden bağımsızdır. İşte bu nedenle, istisnasız hemen herkes okuduğu ve işittiği her şeyde kendisini, daha iyiyi yapabilen, anlayışı daha yüksek, koşulsuz iyi, akıllı taraftan sayar ve yazıdaki veya işitsel malzemedeki yapamayan, beceremeyen, anlayamayan, kötülüğü gerçekleştiren taraftan saymaz. Soyutlama, eş deyişle düşünme becerisi, son aşamada kendi üstüne dönmek zorundadır ve bu olumsuzlamanın geleceği son noktadır. Aslına bakarsanız, sanat, bilim, estetik, insan hakları alanlarında geri kalmış sözde müslüman toplumların, dinin temeli “lâ ilâhe” olduğu için, soyutlamayı yani olumsuzlamayı en kolaylıkla yapabilen toplumlar olmaları gerekir!

Daha uygar bir toplumu beraberce oluşturabilmek adına, kendimizi diğerinden daha yukarıda görmeden, samimiyetle, yaşamımızı gözden geçirmemiz ve özel hayatın gizliliğini daha fazla nasıl koruyabileceğimizi düşünmemiz gerekir. Çoğumuz, alışveriş yaptıktan sonra mağaza görevlileri tarafından istenen cep telefonu numaramızı hemen veriyor, bu talebin yasalara aykırı olduğunu bilmiyoruz. Bunu bildiği için itiraz edenler ise neredeyse azar işitiyorlar.

Bankamatiklerden para çekmeye dair adabı hâlâ öğrenemedik: Omuzumuzun üzerinden ekrana bakanlar, arkamızda değil de ensemizde ya da yanımızda bekleyenler halen var. Oysa ATM’lerden 1982’den beri para çekiyoruz.

Hekimler çekinmeden, isim vererek hastalarından ve onların hastalıklarından başkalarına söz ediyorlar. Bekleme salonunda telefonla randevu verilen bir muayenehanede, yüksek sesle tekrarlanan hasta ismi duyunca kaçımız bunun Hipokrat Andı’na uygun olmadığını hatırlıyor ve hatırlatıyoruz?  Anamnezi, yardımcısına bekleme salonunda aldıran hekim ne denli etik olabilir? Aslında hekimler için yapılan bu uyarı avukatlık vb. meslekler için de geçerli.

Arkadaşlarınızla geçirdiğiniz güzel bir günü, anı, sosyal medyada paylaşmak istediğinizde arkadaşlarınızdan izin istiyor musunuz? Arkadaşınızın sizinle yemek yemesi, yemek dolu tabak fotoğraflarının paylaşılmasındaki özensizliği onayladığı anlamına gelmiyor olabilir ya da ne yaptığının bilinmesini tercih etmeyebilir.

Kendisine “çat kapı” gelinmesinden hoşlanmayan bir dostunuz bunu belli ettiğinde, onun tavrını kınamak yerine, dürüst tutumunu övüp, özel hayatın gizliliği konusunda sizin düşünemediğiniz bir şeyi düşündüğünü itiraf ettiğiniz hiç oldu mu?

Ülkemizde, öğrencilerinin sosyal medyada paylaştıkları özel fotoğrafları, andaç vb. yerlerde izinsiz olarak kullanan okul yönetimlerinin olmasına karşın, örneğin İngiltere’de, okula gelen bazı konukların fotoğrafları alınırken, aynı karede çocuğunuzun da tesadüfen bulunabileceği bir fotoğraf karesini kullanma izninin istendiği, yazılı bir belgeyi, kabul ya da ret etmenize olanak verecek şekilde imzalamanız istenir. Bu gibi ülkelerde telif haklarının daha iyi korunuyor olması, bu düşünce biçiminden bağımsız mıdır?

İşte tam da bu nedenle, Batı’da yatay ve dikey tapu tartışmaları gündemde; peki neden ilk olarak yine o coğrafyada? Elinizdeki tapunun aslında sadece yatay bir tapu olduğunu hiç düşünmüş müydünüz? Örneğin, arazinizin, bahçenizin, balkonunuzun üzerinden geçen bir “drone” söz konusu olduğunda, özel hayatın gizliliği yerden kaç metre yükseklikte başlar, eş deyişle tapunuz dikey olarak kaç metrekare ya da metreküp mü desek?

Bu örnekleri sayfalarca sürdürebiliriz ama buna gerek yok. Sanırım, farklı olanı yadsıma, hızımızın sorgulanması, uzun vadede toplumsal düzeyde olumlu bir yansıma bulacaktır. Özel hayatın gizliliğinin korunması alanında, bizim henüz farkında olmadığımız bir hususa dikkat çekildiğinde burun kıvırmadan önce, bunun sonuçta, toplumdaki adalet anlayışının tesisine kadar giden bir çabanın içeriği olduğunu unutmamalıyız.


Dipnot:

[1] Bu satırların yazıldığı sırada, İstanbul Barosu, taksilerde ses ve görüntü kaydının yapılmasını zorunlu kılan genelgenin yürütmesinin durdurulması ve iptali için Ankara 17. İdare Mahkemesi’ne başvurdu.

* Bu yazı 29 Temmuz 2017 tarihinde gazateduvar web sitesinde yayımlanmıştır.