İnsan, Varlık, Kaygı

Sayı 73 - Mart-Nisan 2017

Günümüz sanatı içinde, özellikle sinema, tiyatro ve edebiyat alanında, insan neslinin tümüyle kötücül olduğunu ve yok edilmesi gerektiğini söyleyen birçok eser çıkmıştır. İnsanoğlunun, suçluluk duygusu içindeki ortak vicdanının çığlıkları…

İnsan, bu kâinat içindeki var olanların en üstün ve en şereflisi midir, yoksa aşağıların en aşağısında mıdır? Bu sorunun cevabı için, önce insanı, diğer varlıklardan ayıran özellikleri ortaya çıkartmaya çalışalım. Şimdilik tanık olabildiğimiz evren içinde, insanı diğer var olanlardan ayıran en temel farklılık, akıl ve vicdana sahip olmasıdır. Bu iki özelliğin kullanımına göre insan, en şerefli ya da en aşağı var oluş olabilir.

İnsan aklı, ona, doğayı dönüştürme ve doğaya hâkim olma yetisini vermiştir. Aklı ve eliyle âlet yapan insan, tüm canlılardan farklı olarak her şart altında yaşamayı başarmıştır. Bu sayede yerleşik hayata geçmiş, düşünce ve kültür üretebilmiştir. Doğada, düşünce ve soyut kavram üretebilen tek canlı “insan”’dır. Tanrı’nın sûreti insanın düşüncesinden açığa çıkmıştır. Mevlânâ “Sen düşünceden ibaretsin” derken, Descartes “Düşünüyorum öyleyse varım” diyerek, varlığın düşünceyle açığa çıktığını imlemişlerdir. Düşünce üreten insan, sonunda düşüncesini kendine çevirmiş, kendini var etmiş, kendini bilerek, dönüş(tür)ebilen tek canlı olmuştur. Bu dönüşümün sonucunda vefa, sadakat, saygı gibi değerleri üretmiştir. Evet, insan var olanların en üstün ve en şereflisidir. İnsan insanın cennetidir.

Kendine verili özellikleri kullanmayan insan, elindeki servetin değerini bilmeyen ve har vurup harman savuran bir mirasyedi gibidir. Aklını ve vicdanını kullanarak doğada biricik olan insanoğlu, bu ikisini kullanmayınca doğada başka hiç bir varlıkta olmayan özelliklere sahip olur; zulüm ve cehalet. Sadece içgüdüsel aklını kullanan insan için doğa yalnızca bir hammadde kaynağıdır. Arzu ve hırslarının esiri olmuş, insan olmanın en önemli özelliğini sevgisini kaybetmiştir.

Doğada hiç bir canlı için zalim diyemeyiz. Kimse kalkıp ta “Timsah ne zalim bir varlık” diyemez. Ya da “Bakma bu kurdun yaptıklarına, cahil işte” cümlesi komik kaçar. Ama aklını kullanmayan insan cahil, vicdanını kullanmayan insansa zalim olur.

Gezegenin, milyonlarca yılda oluşturduğu kaynakları sanayi devrimi sonrası, son iki yüz yılda bitirme noktasına getiren de, binlerce canlının neslini tüketen de, nükleer kazalar ve denemeler, büyük petrol sızıntıları, silah denemeleri, tüketim çılgınlığının getirdiği sanayi kirliliği sayesinde çevreyi aklın ve vicdanın ötesinde tahrip eden de insandır. Gıda ve su sıkıntısı nedeniyle milyonlarca çocuğun öldüğü bu dünyada, milyar dolarlık diyet ve zayıflama sektörü olması biraz garip değil midir? Sadece kendi dışındaki doğaya değil, kendi kendine de en büyük zulmü insan yapmıştır. Dünya savaşında 50 milyona yakın insanı katletmiştir. İnsan insanın cehennemidir. Evet, insan zalim ve cahildir.

Acaba insan bu dünya üzerine bozgunculuk yapmak ve kan dökmek için mi gönderilmiştir? Yoksa bu dünyaya gelmesinde bir sır var mıdır?

İnsan bilinciyle tapınan tek varlıktır. Hz. İbrahim gibi önce doğa nesnelerine, sonra ata ruhlarına, sonra insansı tanrılara, sonunda da mutlak olana tapar. Eğer tapımı sırasında kendinde, bir ve her şeye aşkın olandan başka hiç bir şeye yönelmemesi gerektiğini görür ve diğer tüm ilahlardan bağını kopartabilirse gerçek anlamda özgürleşir. Düşüncenin özgürleşmesi felsefeyle, nefsin özgürleşmesi insanın kendi batınına dönmesiyle olur.

İnsan ölümün bilincinde olan tek varlıktır. Bu bilinç insandaki en temel korkuyu ortaya çıkartır; ölüm korkusunu. Ölüm korkusu ve bilinci sayesinde aşkın olana yönlenmiş kendi ölümsüzlüğünü aramıştır. İnsanın en büyük öğretmeni ölüm bilinci olmuştur. Aslında bu korkudan “Lâ ilâhe illâllah” ile “Ölmeden önce ölünüz” ya da “Kendini bil” düsturlarını yerine getirerek kurtulabilir. İşte o zaman dost olan bireye, ne ölüm korkusu, ne elem, ne de üzüntü vardır. Birey gerçek anlamda özgürleşmiştir.

Sanatın en büyük ve gerçek işlevi, bize görünen evrenin dışından, metafizik alandan haber vererek özgürleşmeye giden yollarımızı açmasıdır. Bugün sanat insanın varlığını sorgulamaktan öte onun özgürleşmesi için gerekli işlevini yerine getirmelidir. “İnsan nasıl özgürleşir” sorusuna cevap verecek çıkış yollarını bize sezdirmelidir.