İdeolojinin Hayali Düzeninde “İşçilik”

Sayı 92 Mayıs – Haziran 2020

İdeolojiler, hayatın her alanı şekillendirdiği gibi, insanların çalışma ortamını ve durumunu da şekillendirmeye çalışıyor. İdeolojik çalışma sisteminde, bütün yapılar ve kuruluşlar çalışanlarına yeni bir kimlik verir. Bu bir bilgisayar üreticisinin bilgisayarına kendi ideolojisi bünyesinde program yüklemesi gibidir. Bunun için bütün yapı ve kuruluşlar kendine ait robotik beyinlerin oluşmasını ve sorgulamayan bir düşünce tarzı içerisinde bireylerin çalışmasını ister. Bu çalışma sürecinde bireyin yeni kimliğine alışması gerekir. Eğer birey bunu başaramazsa içinde bulunduğu çalışma grubuna ayak uyduramaz ve işinden olabilir.

Çalışan birey, aile yaşam tarzına yabancı kalarak işteki sıkıntı ve stresiyle, kurduğu ailenin temelinde sarsıcı davranışlar içerisinde bulunabilir. Bu, ideolojinin, kişiyi kendi sistemine alıştırırken ailesinden kopması ya da kendi hayatına yabancı kalmasını istediği içindir. 

İdeolojiler bireyin yeni kimliğinde yeni bir hayali dünya yaratır. Birey kendi hayallerinden kopartılarak sistemin dayattığı yaşama bağlı bırakılır. Birey ne kadar kendi hayallerini gerçekleştirmeye çalışırsa bunda pek fazla başarılı olamaz. Sistem bunun farkında olarak bireyi kendisine daha da bağımlı bırakır, bireyin yaşamında gittikçe yeni çatlaklar oluşturur.

Böylelikle gerçek yaşamına yabancılaşan birey hayali dünyaya ayak uydurur. Örnek verecek olursak bunu din ideolojisinde görebiliriz: “Gerçek yaşamının bütün haz ve duygularını reddeden birey, dinlerin hayali dünyasında verilecek haz ve duyguları yaşamak için gerçek yaşamından vazgeçer.” Dolayısıyla din, bireyi hayali bir dünyaya yönlendirir. Gerçek yaşamda bulunan acının, dinin kurduğu dünyada olmayacağını enjekte ederek kişi kendi gerçek dünyasına yabancılaştırılır. Dinlerin ideolojik sisteminde insanlar, doğuştan ölene kadar öteki dünya ile şekillendirilir. Bu şekillenme, kişinin hayat tarzını ve kişisel duygularını etkiler. Kişi robotik bir duruş sergileyerek otokontrollü bir hal alır. 

Böylelikle sistem tarafından çalışmaya odaklı bireyler yaratılır. Çalışamayan birey aç bırakılır. Aç bırakılan birey ailesini geçindirmeyerek aile temellerinin sarsılmasına neden olur. Bu döngüde aile dağılmaya kadar gider. İdeoloji, kişiyi hayali düzenine bağımlı bırakarak gerçekliğini yeniden üretir. Dolayısıyla kâr elde etmek için insan hayatını önemsiz hale getirmesi, ideolojik sistemler için önemli bir durum değildir.

Gelişen ve sürekli değişen teknolojik dünyada, ideolojiler de sürekli değişir. Bu nedenle ideolojiler gelişen teknolojiye ayak uydurarak yeni iş ortamlarında bir üst insan modelini tasarlamaya çalışır. Üst modern insan bütün duygulardan arındırılmıştır. Aile kavramı sadece yeni modern köle beyinler üretmek için vardır. Bu teknolojik ve ideolojik dünyada üretilen gerçeklik, mutlu bir insan şeması çizerek kişiye dinin sunacağı bir yaşam tarzını verir. Bireyin cenneti bu dünyada yaşamasını gerekli görerek üretim için daha üretken olacağı düşünülür. Teknoloji insanlara rengârenk bir hayat sunarken aslında kişinin düşüncelerini bunaltmaya çalışır. Yedi boyutlu bir dünyada insanlara sahte bir mutluluk enjekte eder. Bu mutluluk o kadar gerçektir ki kişi, kendi hayal dünyasını bu mutlulukla şekillendirir.

İdeoloji, kendi gerçekliğini kitle iletişim araçları üzerinden tekrar inşa eder. Bu inşa sürecinde toplumda bir ayna görevi üstlenir. Topluma kendi gerçeğinin aynada yansıtılan gerçeklik olduğunu vurgular. Birey ve toplum böyle şekillendirilmeye çalışılır. Toplum içinde bireyin çalışma sınırları, aynada gördüğü gerçeklik duvarlarını aşmaz. Bu sınır çerçevesinde, birey toplum içinde kaynaştırılır ve buharlaşması sağlanarak yeni bir biçim almasını sağlanır. Birey sınırların dışına çıkmadan yazılan kadere razı olur. Daha iyi bir üretici olmasıyla aslında üretimden çok tüketmeye alıştırılmıştır.