Hünkâr Hace Bektaş-ı Veli ve Menşei- Bektaşi Tarikatının Postnişinlerinin Cumhuriyet’e Kadar Seyri

Sayı 81 – Temmuz Ağustos 2018

Hace Bektaş Veli’nin 1248- 1338 yılları arasında yaşadığı kaynaklarda yer alır. Nişabur’da doğduğu ve çocukluğunun da bu şehirde geçtiği, tasavvufla ilgili derslerini Hoca Ahmed Yesevi’nin halifesi olan

Lokman Perende’den aldığı menakıbnamelerde anlatılır. Babası, Seyyid İbrahim ve annesi Şeyh Ahmet kızı, Hatem Hatun’dur. Batı Türkistan’da Moğol baskısının artması üzerine göçe zorlanan Türklerle birlikte Anadolu’ya gelir.

Babası İbrâhîm-i Sânî, İmam Mûsâ el-Kâzım neslindendir ve Horasan hükümdarıdır; dolayısıyla Hace Bektaş-ı Veli bir şehzadedir. Velayetname Hace Bektaş Veli’nin soyunu yedinci İmam Musa Kazım’ın oğlu İbrahim Mükerrem Mucap aracılığı ile On İki İmamlara ve Peygamber’e bağlar. Hace Bektaş Veli’nin yaşadığı dönem bilinmekle birlikte doğum-ölüm tarihleri çok kesin değildir.

Taşköprüzade Ahmet (ö.1553) “Devlet-i Osmaniye” adlı eserinde, Hace Bektaş Veli’yi I. Murat (1362-1389- Osman Bey’in oğlu, Orhan Bey’in oğlu) devrinin âlimleri arasında zikreder. Tezkireci Ali de, Künhü‟l- Ahbar‟ında onun Orhan Bey (1326-1362) döneminde yaşadığını yazar.

Hace Bektaş Veli‟nin doğumu ve Hakk‟a yürümesi konusunda Hace Bektaş ilçesi Halk Kütüphanesi’nde bulunan bir yazma eserde şu kayıt bulunmaktadır: ”Hazine-i Celile’den Şeref Vürüd olan tomar-ı kebirde muharrer (yazılmış, yazıya geçirilmiş. S.E.) olduğu üzere tarihi Viladet-i şerifleri 606 (1209) olarak müdde-i ömri şerifleri 63 olmağla 669 (1271) senesi vefat-ı şerifleri muharrer olduğundan iş bu mahalle tahrir olundu.” Aynı kütüphanede, 119 no’daki Velayetname’de Silsilename’den alındığı belirtilen Hace Bektaş’ın 63 yıl yaşadığı ve 606/1209’da doğup 669/1271’de vefat ettiği kayıtları mevcuttur.

Dedebaba Bedri Noyan da, Hace Bektaş Veli’nin doğumunu 1337 (H. 738) olarak vermektedir. Hace Bektaş Veli türbesinin onun Hakk’a yürümesinden 242 yıl sonra (1582) Yasinabud Livası Emiri Murad bin Abdullah tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Kaynaklar farkı tarihler vermektedir. Noyan, Velayetnamelerden hareketle ebced hesabıyla Hace Bektaş Veli’nin M. 1248-1337 arasında veya 1340 arasında yaşamış olabileceğini belirtir. Esad Coşan, Makalat [1] üzerine yaptığı doçentlik tezinde genel kanaatlere göre 1248-1337/38 tarihinin kabul gördüğünü, ancak Hace Bektaş ilçesi halk kütüphanesinde yer alan Velayetname ve yazma eserlerde (606/1209 – 669/1270) tarihlerinin yer aldığını belirtir. Hace Bektaş Veli’nin yaşadığı tarihin netleşmesi bazı iddiaları aydınlatmak için gereklidir. Eğer birinci tarih (1248-1337) kabul edilirse, Hace Bektaş Veli Osmanlı’nın kuruluş döneminde yaşamıştır ve Osmanlı devletinin askeri düzeninde sosyal ve inanç hayatında etkili olması muhtemeldir. Eğer ikinci tarih (1209-1270) kabul edilirse, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda yer alamaz. Ancak Osman Bey’in bir Selçuklu Sultanı Alaettin’in izniyle “Uç Beyliği” kurmasında rolü olabilir. Velayetname’de de bu yönde açıklamalar vardır. Ethem Ruhi Fığlalı, çeşitli kaynakları referans göstererek, bu sorunu enine boyuna tartıştığı makalesinde [2] Ankara Kütüphanesi’nde bir yazma risalenin kaydına dayanarak onun 606/1209-1210 yılında doğup 669/1270-1271 yılında vefat etmiş olacağının daha doğru olacağı kanaatine ulaşır. Alevi-Bektaşi topluluklar arasında Hace Bektaş Veli’nin soy zincirinin İmam Musa Kazım ile Ali’ye ulaştığına dair kanaat yaygındır. Hace Bektaş’ın soyundan geldiğini ileri süren dergâhın postnişinlerinden Cemalettin Çelebi (Müdafaa adlı eserinde), Hace Bektaş’ın soy evladı olmadığını, yol evladı olduğunu savunan Bektaşiliğin Babagan kolu Dedebabası Bedri Noyan ile, benzer soy zincirini verirler:

 

Hace Bektaş Veli

Seyyid İbrahim Sanî

Seyyid Musa

Seyyid İshak

Seyyid Muhammed

Seyyid İbrahim

Seyyid Hasan

Seyyid İbrahim

Seyyid Mehdi

Seyyid Muhammed Sanî

Seyyid Hasan

Seyyid Mükerrem Mûcab

İmam Musa Kazım

Caferi Sadık

Muhammed Bakır

Zeynel Abidin

İmam Hüseyin

İmam Murtaza Ali.

 

Hace Bektaş Veli’nin tarikat silsilesi yol zincirinde kısmen farklılıklar vardır. Besim Atalay’a göre, Bektaşi tarikatının sıralamasını Bektaşiler şu şekilde açıklarlar:

 

Emr’ül Müminin İmam Ali

Hasan Basri

Habib Acemi

Davud Tai

Maruf Karahi

Şeyh Sari

Sakati

Cüneyd Bağdadi

Abu Ali Rudbadi

Şeyh Abu Ali Hasan

Şeyh Abu Osman Mağribi

Şeyh Abu Kasım Karkani

Şeyh Abu Hasan Hırkani

Şeyh Abu Hasan Tarmidi

Fazl Bin Muhammed Tusi

Hoca Ahmed Yesevi

Hoca Yusuf Hemadani

Şeyh Lokman Al Horasani

Tarikat Piri Hoca Bektaş-i Veli bin İbrahim Sani [3]

 

Musa Kazım’ın oğullarından biri olan sekizinci İmam Ali Rıza, Mekke’den Horasan’a gelir, yerleşir. Harun Reşit’in oğlu Memun, İmam Rıza’yı zehirletir. Horasan halkı Musa Kazım’ın oğlu İmam Ali Rıza’nın kardeşi İbrahim Mucap’ı kendilerine sultan seçer. Seyyid Mucap’ın ölümünden sonra sırasıyla onun oğlu Musa Sani, onun oğlu İbrahim Sani tahta geçer ve Hatem Hatun ile evlenir. Bektaş adında bir oğulları olur. İbrahim Sani Hakk’a yürüyünce melikliği Hace Bektaş’a önerirler, o kabul etmeyince amcazadelerden Seyyid Hasan Horasan diyarının sultanı olur. Hünkâr Hace Bektaş sultanlık yerine nefsini yenmeye, riyazete yönelir. Bu soy zinciri Cemalettin Çelebi tarafından da kabul edilir ve Müdafaa adlı eserinde de ifade edilir. Alevi-Bektaşi ozanları Hace Bektaş Veli’nin soy zincirini 12 İmamlar’dan Caferi Sadık’ın oğlu Mûsa Kazım’a (745-799) ve oradan 17. kuşakta Ali’ye bağlarlar.

 

Pirim nesl-i isna aşar değil mi

Kapısında kuldur bu kemter

Muhammed Ali varisi ilmi

Hünkâr Hace Bektaş Veli Pirimdir [4]

 

İsna aşar nesli 12 İmam neslidir. İsna-aşeriye Ali Şiası’nın On İki İmam’a bağlı olan koludur. Türkiye’deki Alevi Bektaşiler de bu kolabağlıdır (diğer kollar: İsmailiyye-İmamlığın Cafer Sadık’tan önce ölen oğlu İsmail’e geçtiğini kabul edenler, Zeydiye-Zeynelabidin’in  oğlu Zeyd’in İmamlığını kabul edenler, vb.). Pir Sultan, Hace Bektaş’ı, İmam Rıza’nın torunu olarak açıklar:

 

Bahçende gördüm gülünü

Erenler sürsün demini

İmam Rıza’nın torunu

Hünkâr Hace Bektaş Veli

İmam Ali Rıza (M. 770-818), İmam Musa Kazım’ın (M. 745-799) oğlu olduğuna göre Hace Bektaş Veli soyunun İmam Musa Kazım’dan dolayı On İki İmamlar’a bağlanması kesindir.

Şah Hasan ile Hüseyn-i Kerbela’nın aslısın,

Âşıkta sertaç olan Zeyn-ül İbad’ın aslısın,

Hem Muhammed Bakır u Cafer İmam’ın aslısın,

Mûsa-i Kazım Ali Mûsa Rıza’nın aslısın,

Fahr-i âlem Nûr-ı Çeşmi enbiya Nesl-i Ali.

Şah-ı ekrem Kûtb-u azam Hace Bektaş Veli [5]

 

Sersem Ali’nin bir mısrası açıklamaya özetler niteliktedir:

Hakk / Muhammed / Ali pirimin ceddi

 

Hünkâr Hace Bektaş Veli Anadolu’ya gelmeden önce Haydari, Kalenderi dervişiydi. Velayetname’nin dikkatli bir tahlili, Hace Bektaş-ı Veli’nin, hem Ahmed Yesevî hem de Yesevîli etkilerini geniş ölçüde taşıyan Kutbüddin Haydar geleneklerini sıkı sıkıya koruyan bir Haydarî şeyhi olduğunu ortaya koymaktadır. Öte yandan Elvan Çelebi, Ahmed Eflâkî ve Âşıkpaşazade’nin eserlerde onun Vefâî [6] şeyhi olan Baba İlyâs-ı Horasânî’nin halifesi bulunduğunu açıkça göstermektedir. Kaynaklardaki

bu kayıtlara güvenmek gerekirse, Hace Bektaş-ı Veli’nin büyük bir ihtimalle, Yesevîlik ile Kalenderîliğin karışımından oluşan Haydarîlik tarikatının bir mensubu olarak Anadolu’ya geldiği, daha sonra Baba İlyâs-ı Horasânî çevresine girerek Vefâîlik tarikatına intisap ettiği ve hayatının sonuna kadar da böyle yaşadığı söylenebilir. Hace Bektaş-ı Veli, Velayetname’den anlaşıldığı kadarıyla Sulucakarahöyük’te bir Türkmen şeyhi olarak bir yandan kendi cemaati içinde mürşitlik görevini sürdürürken, bir yandan da bugünkü Ürgüp yöresindeki Hristiyanlarla sıkı ilişkiler geliştirip onların ihtidasına zemin hazırlamıştır. Ayrıca Şamanist Moğolların da, Müslümanlığı kabul etmeleri için yoğun faaliyet göstermiştir. Her milletten halifelerini bu amaçla Anadolu’nun dört bir köşesine yollamıştır.

Küçükken önce ünlü sofi Lokmân-ı Perende’nin, ardından onun tavsiyesiyle Ahmed Yesevî’nin yanında eğitilir. Daha o zamanlar birçok keramet göstererek herkesi hayretler içinde bırakır. Ahmed Yesevî’nin “nefes evladı” olan Kutbüddin Haydar’ı esir düştüğü Bedahşan ilindeki kâfirlerin elinden kurtarır. Daha sonra onun artık olgunlaştığını gören Ahmed Yesevî, kendisine halifelik sembolleri olan cihaz-ı fakrı (taç, şamdan, seccade, sofra ve âlem) teslim eder, beline tahta kılıcını kuşatır ve Diyârırûm’u irşad etmekle görevlendirir. Önce Mekke’ye giderek hac görevini ifa eden Bektaş “Hacı” unvanını alır. Dönüşte Necef’i ve Kerbelâ’yı ziyaret edip Anadolu’ya geçer.

Babai Ayaklanması’nın bastırılması sonucu, Baba İlyas ile İshak’a mensup Babalı taifesi Hace Bektaş’ın etrafında toplanarak onu ulu tanıdılar. Takipten kurtulmak için vaktiyle Hristiyanların sığındıkları ve ibadetlerini yaptıkları Ürgüp, Göreme, Nevşehir ve çevresindeki yeraltı şehirlerini seçtiler. Bu yeraltı şehirleri Yavuz Selim zamanı kırgınında da Alevilere sığınak oldu. Alevilerin dağ başlarını ve kırsal yöreleri mesken tutmaları da bu nedenledir. İşte bu yörede bulunan Suluca Karahöyük, Hace Bektaş Veli’ye mesken oldu.

İdealizmini tasavvuf yapısı içinde geliştirdi. Halifeler yetiştirerek, Anadolu’nun Türkleşerek Müslümanlaşması ve Rumeli’ye yayılmasında merkez yaptı. Halk arasında Suluca Karahöyük, “Dergâh” adı ile anıldı. Daha sonra da Hace Bektaş adını aldı. Bu adla, Nevşehir’e bağlı ilçe olarak Türkiye Cumhuriyeti idare yapısı içinde yer aldı. Hace Bektaş Veli’yi anlayabilmek için yaşadığı asrın siyasi, sosyal ve ekonomik yaşayışını bilmekte fayda vardır. 13. yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren Anadolu en karışık ve çalkantılı yıllarını yaşadı. Ayaklanmaların Selçuklu Devleti’ni zayıflatması ile 1243 tarihinde Kösedağ Savaşı’nı kaybetti ve Moğol tahakkümü altına girdi. Alaattin Keykubat’tan sonraki sultanlar, devleti idare edemez oldular. Selçuklu sultanlarının idaresini beğenmeyen irsi Türkmen reisleri, Batı Anadolu’ya çekilerek kendi aşiret adlarını vererek 15’i aşkın beylikler kurdular. Kendi töresel yapıları içinde Türkçeyi resmi dil yaptılar ve edebiyatını geliştirmeye çalıştılar. Moğol baskısı ile Anadolu’ya gelen Türkmen-Yörüklerle birlikte mutasavvıf dervişler de vardı. Bunlardan Hace Bektaş Veli ile birlikte Mevlana Celaleddin Rumi, Karaca Ahmet, Sarı Saltuk, Taptuk ve Yunus Emre gibi sufileri sayabiliriz. Anadolu’da bu sıralarda Hace Bektaş Veli’nin kişiliği hakkında çok şeyler söylendi, şiirlerle ve yazılan yazılarla hayatı menkıbeleştirildi. Kerametle dolu hayatı efsaneleşen Hünkâr, kısa zamanda halkı etrafına topladı. Bunlardan, duvarı at edip yürütmesi, yılanı kamçı yapması (dondurulmuş ve bugüne kadar uyutulmuş Türk halkının uyandırılışı), kucağına aslan ile ceylan alışı (kuvvetli ile zayıfı bir arada hoşgörü içinde tutuşu), masum ve sevimli, aynı zamanda sulh sembolü olan güvercin kılığına girişi, temsili resimlerde yer aldığı gibi, halka cemlerde dede ve babalarca anlatıldı. Toplum Hünkâr’a güvenle bağlandı. Öte yandan Hace Bektaş Veli’nin Hz. Muhammed’in torunlarından 7. İmam Musa Kazım soyundan geldiği, çeşitli kaynaklarda geçmektedir. Şeceresi Hz. Muhammed’e kadar götürülmektedir. Anadolu’da Dede, Şeyh olarak bilinen ve saygı duyulan kimselerin de Peygamber nesli olduğu iddia edilmektedir. Bu insanların öz be öz Türk oldukları ve töresel özellikleri ile de Arap niteliği taşımadıkları kesindir. Bu nedenle ikinci kimlik, manevidir, meziyet olarak benimsenmiştir. Hace Bektaş Veli’nin menkıbeleşen hayatı konusunda “mücerrettir” (evlenmemiş) iddiası, sözlü kültür içinde bilinmezliğini korumaktadır. Hace Bektaş Veli Suluca Karahöyük’te fikirlerini yaymaya başlar, çevresindeki inançlı kişilerle bütünleşir. Aşıkpaşaoğlu tarihinde, “Hace Bektaş Kayseri’den Karahöyüğe geldi. Şimdi mezarı şerifi ordadır. Misafirler ve seyyahlar arasında anılan, Rum’da dört taife vardır. Biri Gaziyan-ı Rum, biri Ahiyan-ı Rum, biri Abdalan-ı Rum ve biri de Bacıyan-ı Rum ‘dur. İmdi Hace Bektaş Hazretleri bunlar içinde Bacıyan-ı Rum’u ihtiyar etti, Kim Ana Hatun ona derlerdi. Geldi onu kız edindi ve keşf-ü kerametli ona teslim etti. Ondan sonra ol aradan sonra Allah’ın rahmetine vardı.” diye anlatılır.

Burada “geldi onu kız edindi, keşf-ü kerametini ona teslim etti” sözünden Bacıyan-ı Rum adı verilen topluluğun Anadolu’da etkin yeri olduğunu anlamaktayız. Amazon ruhlu bu kadınlardan Kadıncık Ana; Suluca Karahöyük’te İdris Hoca’nın kızı, Sarı İsmail’in eşi olarak bilinmektedir. Ayrıca, Kutlu Melek adı ile de anılmaktadır. Yine aynı aile içinde Fatma Nuriye adına da rastlanır. Hace Bektaş Veli’nin Hacim Köyü veya Karahöyük’e gelerek Sarı İsmail’in evine misafir olduğu söylenir. Kısa zamanda ermiş ve saygın bir kişiliğe sahip olduğu görüldü. Kadıncık Ana veya Kutlu Melek adlı kadının Sarı İsmail ile evli olduğu, ancak; çocuklarının olmadığı, Hace Bektaş Veli’nin elini yıkadığı suyu bir yere dökmediği ve içmesi ile gebe kaldığı efsanesi halk arasında anlatılmaktadır. Gerçeklik ise Kutlu Melek-Kadıncık Ana namı ile bilinen bu hatun, Sarı İsmail’in karısıdır. Fatma Nuriye de kızı olup muhtemelen Hace Bektaş ile evlenmiştir. Hace Bektaş’ın elini yıkadığı ve burun kanının karıştığı suyu dökmeyip içen Kutlu Melek’in gebe kaldığı, Timurtaş adında bir oğlunun olduğu ve neslin bu evlattan yürüdüğü iddiası menkıbelere dayanması ve Babagan Kolunun muhalefeti karşısında Hace Bektaş soyunu devam ettiren, Çelebileri bu iddialar karşısında 1912 yılında “Müdafaam” adı ile

“Hace Bektaş Veli Hazretlerinin Sülale-i Tahiresinden resadetlü Çelebi Ahmet Cemaleddin Efendi Hazretleri” tarafından tanzim ve tertip buyurulan “Bektaşi Sırrı” nam risaleye cevabında: Hace Bektaş Veli evladı olduklarını, nesillerinin Seyid Ali Sultan’dan olma iki oğlu Resul ve Mürsel Balilerden geldiğini, bu hususu İstanbul Üsküdar’da Himmetzade Dergâh kitaplığında mevcut olan, “Tarih-i Selatin-i Osmaniye” adlı kitabın 49. Sayfasındaki İdris Hocanın kerimeleri olan Fatma Nuriye Hatundan mütevellit ve Hace Bektaş Veli Hazretleri’nin sülb-ü sahih ve nesi-i pak Seyid Ali (Timurtaş bin Mehmet Hünkâr Hace Bektaş Veli) olduğu ve neslinin bu kollardan geldiği” kaydını doğrulamaktadır. Yine aynı adlı yazmada, “Orhan Gazi’nin Osmanlı askerinin teşkilinde, Hace Bektaş Veli Hazretlerinin sülb-ü sahih ve nesi-i pakından Seyid Ali Timurtaş bin Seyid Mehmet Hünkâr Hace Bektaş Veli Hazretleri’ne varıp elini öptüğü ve elbise, kisve hususunda Seyid Ali Timurtaş bin Hace Bektaş Veli ile istişare edip dualarını aldığı “akbörk” yani beyaz kisve giymesi Seyyid Ali Sultan tarafından tasvip buyurulması ile de Yeniçerilere akbörk ve kisve o zamandan kaldığı,” yazılıdır.

Aynı tekke kitaplığında “Risaletül-Taç” Süleyman Efendi el-Şehri bi-Müstakimzade tarafından yazılan yazma eserin birinci sayfasında: “Merhum Sultan Murat zamanında askerde kıyafet tefrikinde Bektaş Paşa yardımı ile Bursa’ya davet edilerek Hace Bektaş Veli Hazretlerini muhdum-ı tecelliyeleri Seyid Ali Timurtaş bin Hace Bektaş ve evlad-ı pak Mevlana’dan Emir Şah Efendi marifeti ile Yeniçeri’ye keçeden akbörk tayin ve ihtiyar buyurulduğunu” açıklar.

Ayrıca, “Mirat’ül Makasid” adlı risalede de Feyzullah Çelebi Efendi’ye (1809- 1880) kadar Bektaşi Çelebilerine Osmanlı sultanlarınca verilen muteber vesikalarda (icazet) Hace Bektaş Veli’nin Fatma Nuriye ile evli olduğunun ve Çelebilerin Seyyid Ali Sultanın iki oğlundan, Mürsel Bali’den “Mürselli” Resul Bali’den de “Hudadadlı” boylarının bugüne kadar Hace Bektaş Veli evladı olarak hizmeti yürüttüklerinin anlaşıldığı görülmektedir. “Müdafaam” adlı risalede, Ahmet Celalettin Çelebi Efendi de “Evladı vardır ve evladıyız” diyerek ve bu belgelere dayalı olarak “mücerrettir” iddiasını çürütür. Anadolu Alevi Bektaşileri bugünkü Çelebilerin Hace Bektaş Veli nesli olduğuna inanırlar. “Belden gelenler” olarak da neslin babadan oğula devamını isterler. Şehirli ve Rumeli kökenli Bektaşiler ise Hünkâr’ı mücerret olarak görürler. “Yol’dan veya Kol’dan gelenler” olarak tarikatta kademe kademe yükselerek ‘On İki Post’tan birisine oturulmasını arzu ederler. Anadolu Alevi-Bektaşilerine göre Hünkâr Hace Bektaş Veli’nin soyundan gelip de Horasan Postuna oturan Çelebiler:

 

Hace Bektaş Veli (? – 1338) mezarı Hacebektaş’ta

Seyyid Ali Sultan (1294 – 1389) mezarı Dimetoka’da

Resul Bali (1361 – 1441) mezarı Hacebektaş’ta

Mürsel Bali (1384 – 1483) mezarı Dimetoka’da

Bali Sultan (Balım Sultan) (1462 – 1521) mezarı Hacebektaş’ta

Kalender Çelebi (1465 – 1519) mezarı Hacebektaş’ta

İskender Çelebi (1502 – 1539) mezarı Hacebektaş’ta

Yusuf Bali Çelebi (1506 – 1561) mezarı Hacebektaş’ta

Bektaş Çelebi (1535 – 1572) mezarı Hacebektaş’ta

Resul Bali Çelebi (1537 – 1581) mezarı Hacebektaş’ta

Mürsel Çelebi (1569 – 1597) mezarı Hacebektaş’ta

Hasan Çelebi (1555 – 1600) mezarı Hacebektaş’ta

Bektaş Çelebi (1558 – 1626) mezarı Hacebektaş’ta

Kasım Çelebi (1570 – 1640) mezarı Hacebektaş’ta

Yusuf Çelebi (1575 – 1651) mezarı Hacebektaş’ta

Zülfikar Çelebi (1598 – 1662) mezarı Hacebektaş’ta

Hüseyin Çelebi (1602 – 1669) mezarı Hacebektaş’ta

Seyyid Abdülkadir Çelebi (1622 – 1681) mezarı Hacebektaş’ta

Elvan Çelebi (1634 – 1726) mezarı Çepni’de

Mürteza Çelebi (1640 – 1727) mezarı Hacebektaş’ta

Feyzullah Çelebi (1671 – 1727) mezarı Merdivenköy Şahkulu Dergâhı’nda

Bektaş Çelebi (1707 – 1759) mezarı Hacebektaş’ta

Abdüllatif Çelebi (1721 – 1802) mezarı Hacebektaş’ta

Şehit Feyzullah Çelebi (1739 – 1 824) mezarı Hacebektaş’ta

Mehmet Hamdullah Çelebi (1775 – 1827) mezarı Amasya’da

Veliyedilin Çelebi (1770 – 1828) mezarı Hacebektaş’ta

Ali Celaleddin Çelebi (1807 – 1828) mezarı Hacebektaş’ta

Feyzullah Çelebi (1809 – 1880) mezarı Hacebektaş’ta

Ahmet Celaleddin Çelebi (1862 – 1921) mezarı Hacebektaş’ta

Veliyeddin Çelebi (1867 – 1940) mezarı Hacebektaş’ta

 

Ahmed Cemaleddin Çelebi’nin, 23 Nisan 1920’de kurulan TBMM’ye Meclis Başkan Vekili seçildiği, daha sonraki yıllarda çocuklarının ve kardeş çocuklarının bir kısmının hukuk tahsili yaptıkları, Rıza, Yusuf, Kazım Ulusoy’un 1950 sonrasında mebus olarak görev yaptıkları bilinmektedir. Bugün Bektaşi Ocağının temsilcisi olarak Veliyeddin Çelebi’nin büyük oğlu Feyzullah Çelebi Horasan postun sahibidir.

Velayetname ve benzeri kaynaklarda Hace Bektaş Veli’nin Kadıncık Ana’ya hitaben “Yurdumun bekçisi senden gelecek ve senden olacak” diyerek vasiyet ettiği yazılıdır. Bu açıklama ile bir kısım Bektaşi zümresinin Hünkâr’ın mücerret olduğu, Kadıncık Ana’yı manevi evlat edindiği, bugünkü Çelebilerin de Hace Bektaş Veli’nin nesebinden gelmediği iddiası, Çelebiler ile Babalar’ın arasını açmıştır. Dergâhın idaresi daha sonra Çelebiler ile Babalar arasında çekişmelere neden olmuştur. Dergâhı ayrı ayrı Çelebilerden gelen “Belden gelenler” ile Babalardan gelen Dedebaba denen “Yoldan gelenlerin” ayrı ayrı postnişinleri temsil etmeye başladıkları görülür.

Bektaşilik Tarikatı yani Tarik-i Nazenin adı ile de anılır olmuş, Balım Sultan, tarikata kimlik kazandırmıştır. Bugünkü edep-erkân Balım Sultan’ın zamanından kalmadır. Balım Sultan’dan sonra Çelebilerle Babalar arasında çekişmeler başlamış, idare Çelebilerin eline geçince Babalar ayrı bir yol tutmuşlardır. Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mustafa’nın annesi Mahidevran Sultan’ın kardeşi Sersem Ali Paşa’nın Dedebaba olması ile Sersem Ali Baba zamanında Kalender Çelebi’nin isyanı ile tarikatın durumu sarsılmıştır. Çelebiler vakfın temsilcisi ve öz evladı olarak Anadolu Alevi-Bektaşilerince de tanınmışlardır.

Çelebilerin Hace Bektaş Veli’nin öz evladı olduğu, Osmanlı sultanlarının fermanlarında kayıtlıdır. Tarikatın, “Dedebaba” ile temsil edilmesi, Mevlevilik ve Melamilik etkisi Sersem Ali Paşa (Dedebaba) zamanında olmuştur. Dedebabalar ile Çelebilerin araları bazen iyileşirken Çelebi Postnişinleri Babalardan bilgi alarak Bektaşi Şiri örneğinde olduğu gibi Çelebi ve Dedebaba unvanlarını alarak iki postun da temsilcisi olsa da genellikle çekişmelerle geçmiştir.

Genellikle Rumeli Bektaşileri ile şehirlerde yaşayan Bektaşiler, Dedebabalığı benimsedi. Dedebabalığa, dervişlik, babalık, halifelik yolu ile hizmet edilerek gelinebileceği kabul edilmiştir. Anadolu Alevi-Bektaşileri ise bu yolu takip etmediklerinden cemlere alınmamışlardır.

Anadolu Bektaşiliğinin, Alperenlik veya Gazilikle de ilişkisi vardır. Mücahit dervişlerin oluşturduğu askeri birliklerde yer almaları, Sarı Saltuk, Seyyid Ali Sultan gibi çelebilerin Rumeli akınlarında bulunmaları, bu tarikatın askeri olarak da ülkesine hizmet eden bir özellik taşıdığını gösterir. Bektaşilik Osmanlı fütuhatı ile Balkanlar’a yayıldı, bu yerlerde tekke ve zaviyeler açıldı. Yeniçeri ocağının da Bektaşilerce kuşak kuşatılıp, akbörkler giydirilerek kurulduğu iddia edilir. Bu nedenle her “Yeniçeri Ortası” yanında bir Bektaşi dergâhı açıldı, 1826 yılında Yeniçeri ocaklarının kaldırılması ile Bektaşi ocakları da yerle bir edildi. Kapatılan tekkelere mensup şeyhler sürüldü, tekkelerde de Nakşibendi şeyhleri görevlendirildi. Böylece Bektaşiliğe Nakşibendilik etki etti. Anadolu Alevi-Bektaşileri Dedegan kolunu oluştururken diğerlerini de “Vekilciler, Dönekler, Purutlar” diye nitelendirdiler. Türkiye’de tekkelerin kapatılmasından sonra Bektaşilik, resmen Mısır ve Arnavutluk’ta devam etmiştir.

Sivas Kongresi sonunda, Mustafa Kemal Paşa, Kayseri yolu ile Ankara’ya geçerken Hacebektaş’a uğradı, dergâhta Çelebi Cemaleddin Efendi tarafından tekkenin kapısında karşılandı. Hemen Ankara’ya hareket etmesi gerekirken iki gün kaldı. Çelebi Ahmed Cemaleddin Efendi, Mustafa Kemal ile yeni Türkiye’nin geleceğini uzun uzun konuştuklarını, kardeşi Veliyeddin Efendi’ye anlatmış. Çelebi bu konuşma sırasında: “Paşa hazretleri, cesaretli ve basiretli iradenizle Türk milletinin düşmanı kahredeceğine inancı sonsuzdur. Yüce Allah’ın milletimize müyesser edeceği zaferden sonra Cumhuriyet ilanını düşünüyor musunuz?” diye sormuş. Mustafa Kemal bu açık yüreklilik karşısında Çelebi’ye heyecanla bakmış ve Çelebi’nin elini avucuna alarak kulağına fısıltı halinde, “O mutlu günlerin ilanına kadar aramızda kalmak kaydıyla, evet, Çelebi Efendi Hazretleri,” demiş. Çelebi’nin, Mustafa Kemal Paşa’yı Edebali’nin Osman Bey’i kabulü gibi kabul ettiği, Ahmet Yesevi’nin, Hace Bektaş Veli’yi Anadolu’ya memur ettiği gibi, Çelebi de memleketin kurtuluşunu Mustafa Kemal’in şahsında görmüş, Anadolu’nun her tarafında Milli Mücadelenin desteklenmesini istemiştir. Çelebi Ahmet Cemaleddin Efendi Ankara’da TBMM’nin ikinci başkanı olmasına rağmen hastalığı nedeniyle toplantılara katılamamış, Hakk’a yürümesinden sonra kardeşi Veliyeddin Çelebi post’a oturmuş ve Mustafa Kemal’in desteklenmesi için, 25 Nisan 1923’te yayınladığı (Yenigün, 25.4.1923) beyannamede; “Tekrar beyan edeyim ki; bu milleti kurtaracak ancak Gazi Mustafa Kemal Paşa’dır. Onunla beraber mukaddes vatanın has evlatlarıdır. Başka hiçbir ferdin sözünü dinlemeyiniz, sözümden zerre kadar harice çıkmayınız. Sizin saadetinizi düşünenler, sizi kölelikten kurtaracak, Büyük Millet Meclisi Reisi ve cümlemizin büyüğü Gazi Mustafa Kemal Paşa’dır,” demiştir.

Bektaşi Babagan Kolu ise; 1552 yılında Hace Bektaş  Veli Dergâhına, Şah Kalender Abdal Çelebi ayaklanması sonrası dağıtılan dergâhın başına Sersem Ali Baba adında Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mustafa’nın dayısı ve  Kanuni’nin eşi Mahidevran Sultan’ın kardeşi, Sever Paşa’nın atanmasıyla başlayan süreçte sırası ile aşağıdadır. Hayatın nimetlerini terk edip kendini hakka bağlamış olduğu söylenen dervişler yerleştiriliyor. O tarihe kadar Hace Bektaş Veli Dergâhında Dede-Baba ve mücerred derviş diye bir şey yoktur.

Bazı kaynaklar bunu Pir-i Sani (ikinci pir) Balım Sultan mücerred uygulamasını başlattı denilmektedir, bu bilgiler yanlış, yanlı ve Balım Sultan’a karşı saldırı malzemesi için çıkarılmış yalanlardır. 1552 yılında Pargalı İbrahim Paşa’nın Şah Kalender Abdal Çelebi ayaklanması sonrası Server Paşa’yı Sersem Ali Baba adıyla  Dergâhın Postnişini olarak ataması sonrasında Hace Bektaş Veli’nin evli olmadığı tartışması ortaya atılmış oysa Hünkâr Hace Bektaş Veli “Makalat” eserinde 4 Kapı 40 Makamı anlatmış ve Birinci Kapı Şeriatın Birinci Makamı İman bölümünde Nikâh’ın önemini dile getirmişken kendisinin nikâhsız olduğunu dile getirmek bir saldırı ve karalamadır. Ayrıca da mücerretlik aynı eserde net bir şekilde masiva’dan geçmek, yani nefsi besleyen dünyanın nimetlerine tamah etmemek olarak anlatılmıştır.

1552 yılından sonra Bektaşi Babagan Kolu Hace Bektaş Veli Dergâhı Postnişinleri Dede-Babalar sırasıyla şunlardır:

 

1- Sersem Ali (Server Paşa) Dede-Baba  1552-1569

2- Elhac Ahmed Ali Dede-Baba 1569-1569

3- Abdullah Baba (Dimetokalı Ak Abdullah Baba) 1569-1596

4- Dimetokalı (Kızıl Deli Dergâhı) Kara Halil Baba 1596-1628

5- Dimetokalı Elhac Vahdeti Dede-Baba 1628-1649

6- Elhac Seyyid Mustafa Dede-Baba 1649-1675

7- Birecikli Seyyid İbrahim Agâhı Dede-Baba 1675-1689

8- Urfalı Es Seyyid Halil İbrahim Dede-Baba

9- Serezli Hace Hasan Dede-Baba

10- Kırımlı Hanzade Mehmed (Tortu Yiyen) Dede-Baba

11- Dimetokalı Seyyid Kara Ali Dede-Baba 1759-1783

12- Sinoplu Seyyid Hasan Dede-Baba 1783-1790

13- Horasanlı Hace Mehmet Nuri Dede-Baba 1790-1799

14- Kalacaklı Seyyid Halil Haki Dede-Baba 1799-1813

15- Sivaslı Mehmet Nebi Dede-Baba 1813-1834

16- Merzifonlu Hace İbrahim Dede-Baba 1834-1835

17-Vidinli Seyyid Hace Mahmud Dede-Baba 1835-1846

18- Sofyalı Saatçi Ali Dede-Baba 1846-1848

19- Çorumlu Seyyid Hasan Dede-Baba 1848-1849

20- Yanbolulu Elhac Ali Türabi Dede-Baba 1849-1868

21- Selanikli Hace Hasan Dede-Baba 1868-1874

22- Konyalı Perişan Hafız Ali Dede-Baba (İstanbul’a Nakil) 1874-1979

23- Elhac Mehmet Ali Hilmi Dede-Baba 1879-1907

24- Malatyalı Hace Mehmet Dede-Baba 1881-1897

(M. Ali Hilmi’ye vekâleten Hace Bektaş Dergâhı’nda Pir Evi’nde kalmış)

25- Hace Feyzullah Dede-Baba 1897-1904

(Hünkâr bel evladı Hace Feyzullah Çelebi vekâleten- Şahkulu’nda türbesi)

26- Hace Feyzullah Dede-Baba 1907-1914

(Hünkâr bel evladı Hace Feyzullah Çelebi asaleten- Şahkulu’nda türbesi)

27- Salih Niyazi Dede 1914-1941

(16 yıl Pir Evinde Cumhuriyet Tekke ve Zaviyeler yasasından sonra 11 yıl Arnavutluk’ta kalmıştır.)

28- Ali Naci Bayla Dede-Baba 1930-1941 (Salih Niyazi’ye vekâleten)

29- Ali Naci Baykal Dede-Baba 1941-1960 (Asaleten)

30- Salih Bedrettin Noyan Dede-Baba (Bedri Noyan, Aşık Noyan) (16.09.1960 6.11.1997(9))

31- Ali Haydar Ercan Dede-Baba 12.12.1997 …..

 

Şu an İzmir ekolü de denilen bazı Babalar Mustafa Eke Baba’ya bağlı Bektaşi Babaları Mustafa Eke Baba’yı Dede-Baba görmektedir. Ayrıca Arnavutluk ekolü ise Mondi Baba’yı Dede-Baba olarak görmektedirler. Salih Bedrettin Noyan Dede-Baba’dan sonra Babagan Bektaşilik Kolu Dede-Baba makamı üç ayrı isim tarafından yürütülmektedir.

 

Dipnotlar ve Kaynaklar:

1) Coşan M. Esad, Makâlât Ankara 1986

2) Hünkâr Hace Bektaş Velî, Ethem Ruhi Fığlalı, sayı 23, 1996

3) Atalay: 17

4) Atalay: 117-118

5) Azbî / Ulusoy, 1986: s.22

6) Ebu’l Vefâ el-Bağdâdî, el-Kâkes veya el-Kürdî lakaplarıyla da bilinen Ebu’l Vefâ Tâcü’l-Ârifîn Seyyid Muhammed bin Muhammed Azîz el-Bağdâdî (d. 1026 – ö. 9 Aralık 1107), Vefâ’îyye tarikâtının kurucusudur. Menâkıbnâme’sinde Ali el-Mûrtezâ’nın soyundan bir seyyid olduğu kaydedilmiştir. 1026 yılında Irak’ın Kusan köyünde doğdu, ama aynı zamanda Kalmina [1] adlı bir köyde kaldığı da bilinmektedir. Babası, Zebâle [2] ve Hayâsem [3] köyleri arasında sürekli olarak zulme maruz kalması nedeniyle dönüşümlü olarak yaşamak zorunda kalan ve İmam Hüseyin’in torunlarından Kürt aşireti Benî Nergis’e mensup olduğu öne sürülen Seyyid Muhammed Azizî, annesi ise yine bir Kürt olan Fatıma Ümmü Gülsüm’dür.[4] Menâkıbnâme-î Tacü’l Ârifîn es-Seyyid Ebu’l Vefâ adında bir eseri bulunan Ebu’l Vefâ 9 Aralık 1107’de ölmüştür. Vefâ’îyye Tarikâtı “Seyyid Muhammed bin Muhammed Azîz el-Bağdâdî” Vefâîyyenin tarikatının kurucusudur. Tâcü’l-Ârifîn lakabıyla ünlenmiştir. Tahsilinin önemli bir kısmını Bağdat’ta yaptıktan sonra Buhara’ya gitmiştir. Din ilimlerini öğrenerek tekrar Bağdat’a dönmüş ve burada Muhammed eş-Şembeki’ye intisap etmiştir. Uzun süre hizmetinde bulunduğu şeyhi kendisine gösterdiği vefa ve sadakatinden dolayı ona “Ebu’l Vefâ” künyesini vermiştir. Soyu 1. İmam Ali 2. İmam Hüseyin 3. İmam Zeynülabidin 4. Seyyid Hüseyin 5. Seyyid Yahya 6.Seyyid Hasan Faki 7. Seyyid Zeyd 8. Seyyid Hüseyin 9. Seyyid Muhammed 10. Seyyid Ali 11. Seyyid Zeyd 12. Seyyid Muhammed Kebir Azizî 13. Seyyid Ebû’l Vefâ Tâcû’l-Ârifîn Kaynakça:1- Nilüfer Bayatlı: XVI. Yüzyılda Musul Eyaleti (1999), s. 100.2-1530 Osmanlı kaynaklarında Harran’ın 10 Km. kuzeyinde yer alan “Zibâle Köyü”, Muhâsebe-i Vilâyet-i Diyâr-i Bekr ve ‘Arab ve Zü’l-Kâdiriyye Defteri (937/1530) I (1998), s. 131. 3- Bâb-î Hâysam (Ördekköy), Nilüfer Bayatlı: XVI. Yüzyılda Musul Eyaleti (1999), s. 1154-Dursun Gümüşoğlu: Tâcü’l Arifîn es-Seyyid Ebu’l Vefâ Menâkıbnâmesi – Yaşamı ve Tasavvufi Görüşleri, Can Yayınları, 2006, s. 38.

7) Alevilik-Bektaşilik Kutluay Erdoğan İletişim Yayınları, Ekim 1986

8) A. Celalettin Ulusoy- Hünkâr Hace Bektaş veli s.83-84-85 ve Yusua Fahir Baba Bektaşilik Tarihi Dünyası Sayı 25 Burhan Kocadağ Şahkulu Sultan Dergâhı ve İstanbul Bektaşi Tekkeleri Can Yayınları Nisan 1998 s.35-36

9) Bedrettin Noyan, Bektaşilik Alevilik Nedir? s.45-46 Bu kitap matbaada baskıda iken Bedreddin Noyan Dedebaba 11 Kasım 1997 günü İzmir’de Hakk’ın rahmetine kavuştu. Naşı Aydın’da Aile mezarlığında sırlandı. Devri Daim Ruhu Şadu Handan olsun.