Hinduizm ve Budizm’de Temel Ayrılış Noktaları

Sayı 80 - Mayıs Haziran 2018

Hinduizm, Hint kıtasında var olmuş, kronolojik olarak M.Ö.2000 dolaylarında, Budizm’den önce ortaya çıkmıştır. Belirli bir kurucusu bulunmamakla birlikte,[1] müntesiplerine Hindu[2] denmektedir. Kuzey Hindistan’dan İndus nehrine kadar olan Hint alt kıtasını kapsamakta olan güçlü, bölgesel etkilere sahip bir milli özelliklere sahip bir dindir. Hindular kendi dinlerini Hinduizm olarak değil, “Sanatana Dharma” (ezelî-ebedî yasa) olarak adlandırmaktadırlar. Hindular gelişimi süresince Negrolar,[3] Mon-Khmer[4] ve Aryanlar[5] gibi çeşitli kültürlerle etkileşimde bulunmuşlar ve bugün ki Hinduizm’i oluşturmuşlardır. Hinduizm’in tarihsel gelişimini klasik, orta çağ ve modern olmak üzere üç bölümde inceleyebilmek mümkündür:

Klasik Hinduizm, ortaya çıkışından itibaren Advaida hareketinin ortaya çıkışına kadar olan zaman dilimini kapsamaktadır. Bu dönemde Caynizm ve Budizm gibi dinî inançlar var olmaya başlamış; Vedalarda yer alan Tanrısal varlıklar ilgilerini kaybetme ve Şiva ve Vişnu adlı Tanrısal varlıklar toplumda ön plana çıkmıştır.[6]

Orta çağ Hinduizm’i, 10. Ve 17. yüzyıllar arası dönemi kapsamaktadır. Bu dönemde Bahti Yoga adlı bir kurtuluş yolu ortaya çıkmış[7] ve bu anlayış bireyin ancak “Kendini sevgi ve samimiyetle Tanrı’ya teslim etmesi” gerektiği vurgulanmıştır. Aynı zamanda bu dönemde İslam dini ile karşılaşılmış ve kültürel etkileşimlerde bulunulmuştur.

Modern Hinduizm, 17. yüzyıl ve sonrasında günümüze kadar gelişen batı ülkeleri sömürgeciliği (özellikle İngiliz sömürgeciliği) ve Hıristiyan misyonerlerin faaliyetlerinin neticesinde bazı gelişmelerin ortaya çıktığı bir dönemdir. Bu gelişmeler genel olarak öze dönüş fikri etrafında toplanmaktadır.[8]

Budizm, kronolojik olarak Hinduizm’den sonra M.Ö. 6. yüzyılda ortaya çıkmış bir dini sistemdir. Kuzey Hindistan’da ortaya çıkmıştır. İsmini kurucusu olan Buda adlı şahsiyetten almıştır. Bu kişinin adı aslında Buda değildir. Bu isim anlamı açısından bir sıfat olarak “aydınlanmış, uyanmış” olarak gerçek adı “Siddharta Gautama Sakyamuni” olan kişi için kullanılmıştır. Buda’nın doğumu, çocukluğu, gençliği ve yetişkinliği ile alakalı doğaüstü özelliklerden bahsedilmiş ve daha sonra kendisinin –Hinduizm’de oldu gibi- göksel bir bilincin tezahürü olarak anlaşılmıştır.[9] Budizm ise esasen Buda’nın hayatı boyunca anlattığı öğretiler üzerinde bina edilerek geliştirilmiş ve bu süreçte Hinduizm’in çok Tanrıcılığına, Karma doktrinine, Kast sistemine ve özellikle Brahmanlar sınıfının üstünlüğüne eleştirileri[10] ön plana çıkarılmıştır.[11] Budizm’in, Hinduizm’in yerel öğretilere sahip dinlerine eleştirileri, onun genel öğretiler geliştirmesine ve Budizm’in yayılmacı karakterli bir dini sistem olmasında etkili olmuş, öğretilerini içselleştiren öğrencilerinin faaliyetleri sonucunda da Budizm, Vietnam, Kore, Japonya ve Nepal gibi çevre ülkelere yayılmıştır.[12]

 

1- Farklılık Noktaları

1.1- Tanrı İnancı

Hinduizm, çok Tanrılı bir dindir. Tanrılar ise erkek ve dişi olarak tanımlanmalarının yanında insani özellikler olan, doğum, ölüm, kıskanma ve koruma vb. duyguları da içerirler.[13] Dolayısıyla antropomorfik bir Tanrı tasavvuruna sahiptirler. Tanrılarının sayılarının olmasında ibadet anlayışlarının altında yatan saygı-tazim törenleri ve ritüelleri etkili olmaktadır. Hinduizm’de güçlü karakterli Tanrılar erkek olarak kabul edilmekte, yüce-ulu görev ve işler –özellikle yaratmak ve yok etmek onlara atfedilmektedir. Dişi Tanrılar ise kimi zaman erkek Tanrılara eş ve çocuk olarak eşleştirilmekte,[14] kimi zaman ilişkilendirilmekte ve kimi zaman da “O, Tanrı’nın bedenleşmesidir.” şeklinde belirlenmektedir.[15] Esas olarak Hinduizm’de Tanrı üçlemesi “Trimurtri” vardır. Bu Tanrılar Barahma (yaratıcı Tanrı), Vişnu (evrensel düşünce ve yaratıcı-yok edici güç), Şiva (yok edici güç) olarak kabul edilmektedir. Böylece çoklu Tanrı düşüncesi Hinduizm’in vazgeçilmez yönü olmakla birlikte özellikle kutsal metinlerinde (örn: Rigveda’da) tek Tanrı inancının izlerine rastlanılabilmektedir.[16]

Budizm, kendi inanç sistemi içerisinde Tanrı inancı Hinduizm’deki kadar açık ve seçik olarak oluşturulmamış, Buda da bu konuda fazla bir şey söylememiştir.[17] Tarihsel ve süreçsel açıdan Buda, öğretilerinin çıkış noktası ve motivasyonu olarak Hinduizm’in katı doktrinlerini eleştiri odağı olarak seçse ve onlara karşı doktrinler geliştirse de yüce varlık/varlıkların ölümlü olduklarını ve onlara tazimin gereksiz olduğunu söylemek tamamen Tanrı tasavvurunu inkâr anlamına gelmemektedir. Çünkü kurtuluş herkesin şahsi çabasının sonucu olan Nirvana’da mümkündür.[18] Budizm’de Tanrı tasavvurunu iki açıdan görmekteyiz. İlk olarak sistemin kendi içerisinde Buda’nın bizzat doğumunda betimlenen olağanüstülükler içerisinde görmekteyiz.[19] İkinci olarak ise Hindu din bilginlerinin Sidharta’nın aslında ayrı bir dinin kurucusu olmasının dışında bizzat kendisinin Hindu Tanrılarından birinin yeryüzündeki bedenleşmesi olarak anlamakta ve böylece Budizm’in Hinduizm’in bir kolu olarak görmektedirler.[20] Budistlere göre dünya Tanrıya ait bir şey değildir. Dünya insanların hırs ve arzularından ortaya çıkmıştır. Bu sebeple dünyevi her şeyin reddedilmesi anlayışı vardır.[21]

1.2- Kutsal Şahsiyetler

Hinduizm dini kültürü içerisinde kişilerin kutsiyet kazanmaları ya Tanrıların bedenleşmesi ile ya “ermiş” denilen tarih içerisindeki misyonları ve bu misyonları çerçevesinde vahiy mahsulü kutsal metinleri derlemeleri onlara olağanüstü nitelemeler kazandırmış ve böylece kutsal birer şahsiyet olmuşlardır. Hinduizm dini sisteminde Ermiş denilen kimseler özellikle Veda (vahiy dönemi) dönemi ile Purâna (Kutsal kabul edilen diğer metinler) dönemi arasında nicelik açısından bir hayli fazla olmalarının yanında Hindu mitolojisinde iki yüzden fazla ermiş bulunmaktadır. Görevleri açısından ermişler, olağanüstü özelliklere sahip olmaları ve insanlar ile Tanrılar arasında arabuluculuk yapması bir yana bazı atfedilen özellikleri ile Tanrılardan bile üstün sayılmışlardır.[22]

Budizm, dini çerçevesinin içine toplumsal kurtuluşun değil de bireysel çabalar neticesinde insanın tüm arzularından kurtulmasını ve nihayete ermesini ön plana almış bir dini sistemdir. Bu sebepten dolayı Budizm’de Buda’nın ve öğrencilerinin haricinde dini kutsiyeti ön planda olan bir şahsiyet yoktur. Bilindiği gibi Buda ise zamanla aydınlanmanın kendisi olmuş ve kurtuluş ritüellerinin bizzat yapıldığı tapınılan –ezelî, ebedî- bir varlığa dönüşmüştür.[23]

1.3- Kutsal Metinler

Hinduizm’in kutsal metinleri ermişler ve destan yazarları tarafından belli bir gelenek içerisinde aktarılarak günümüze kadar gelebilmiştir. Belirtmek gerekir ki Hindu kutsal metinleri Sami dinlerinde olduğu gibi tek bir kitap veya kutsal kitap külliyatı şeklinde mevcut değildir. Bunun yerine kutsal olarak kabul edilmekle birlikte bağlayıcılıkları artan veya azalan kutsal metinler de vardır. Hindu kutsal metinleri temelde Sruti (yazılı) ve Smriti (sözlü) olarak iki başlık altında incelenebilmektedir.

Sruti, dinlenme anlamına gelmekle birlikte, edebi kutsal bilgiyi temsil etmektedir. Bu kutsal metin rişhis denilen kahinlere vahyedilmiş; din adamlarından olan Brahmanlar tarafından ileriki dönemlere aktarılmış dolayısıyla vahiy olduğu kabul edilen bir metindir. Sruti altında olan önemli kutsal metinler Vedalar (kendi içerisinde 4 bölüm vardır.), Brahmanalar (Vedalardaki kurban törenlerini izah eder.), Aranyaka (Kurban ritüellerini uygulayamayacak toplumdan izole kırsalda yaşayan kimseler içindir.) ve Upanişatlar (Hinduizm’in temel felsefî yapısı ve kutsal bilgisinin zirvesidir.)’dır.

Smriti, hafıza anlamına gelmekle birlikte bu terim Hindu geleneğiyle birlikte onu temsil eden kutsal yazıları ifade etmektedir. Bunlar kısaca Destanlar (yarısından fazlası siyaset ve hukuku temsil etmektedir.) ve Manu Kanunnameleri (günlük hayat kanunlarını içermektedir.) olarak ikiye ayrılmaktadır.

Budizm, sistemi içerisinde kurucu Buda kendisinden sonra yazılı bir kutsal metin bırakmamış, zamanla öğretileri kişiden kişiye aktarılarak sonrasında bir metin haline getirme çalışmaları başlamıştır. Bu süreç uzun süre almış ve Buda’dan sonra çeşitli toplumsal sebeplerden[24] dolayı üç Konsil toplanmış ve bu Konsillerin nihai sonucunda “Tripitaka”(üç sepet) adı verilen; Vinayana Patika, Sutra Patika, Abhidhama Patika adlı üç metin kutsal olarak kabul edilmiştir.[25]

Bu metinler üçüncü Konsil’den sonra Kral Aşoka dönemine kadar sözlü olarak aktarılmaya devam etmiş ancak bu dönemde Buda’nın üç öğrencisi tarafından yazıya geçirilmiştir. Budistler Tripitaka’nın dışında Buda’nın vaazlarını Poli-Kanon adlı bir kitapta topladığını ve bu vaazların orijinal şekliyle 400 yıl kadar sözlü olarak rivayet edildiğini ve yazılarla tespit edildiğini kabul etmektedirler.[26]

1.4- İbadet Esasları

Hinduizm’de ibadet inandırıcı ve tutarlı sözler vasıtasıyla Tanrısıyla haberleşmedir. Bu haberleşme, büyülü sözleri söyleme, dilekte bulunma, yakarma, tavassut, övgü ve özellikle tapınma şeklinde icra edilmektedir. Hinduizm’de cemaatle ibadet yoktur. İbadet, bireysel olmakla birlikte belli bir şekle bağlı değildir. Tanrıların her yerdeki ibadeti gördüklerine inanmaktadırlar. Dolayısıyla ibadet, her yerde, her şekilde ve her zamanda yapılabilmektedir.[27] Hinduizm’de dini tören ve uygulamaların çok sayıda olduğu ifade edilse de Hindular bu ibadetlerden birkaçının yerine getirilmesini yeterli saymaktadırlar.

Kurban ritüeli, Vedalar’da ağırlıklı işlenen bir konudur. Bu çerçevede bireylerin hayvan veya sebzelerden ateşte yakması ve bağlı bulunduğu ilaha sunması anlatılmaktadır. Bu ritüelin uygulanması Brahmanlar adlı din sınıfının sorumluluğunda ve denetimindedir. Örnek verdiğimiz kurban ritüeli ile ilahların beslendiklerine ve onların buna karşılık kurban sunan kişiye yağmur bahşettiğine ve onların ferahlık içinde bir hayat yaşamasını sağlayacağına inanılmaktadır.[28]

Dinî Arınma Ritüeli, genel olarak kirlenme ve temizlenme ile alakalıdır. Buna göre Hindu kutsal metinlerinde, temizlik uygulamasını yapanlar Tanrı Brahman’a tanıklık etme şansını elde edebilmektedir. Bu dış temizlik olmaktadır. Bir de iç temizlik vardır. Bu ise öngörülen çeşitli dini formüllerin seslendirilmesi, yoga uygulamaları, belirli arınma eylemleri de gizemli bir hava katılarak yerine getirilmektedir.[29]

Saygı ve Hürmet Ritüeli, sayısız çeşidi olan bir ritüel olduğu söylenmektedir. İdeal olarak bir Hindu’nun günlük olarak Tanrılara, atalara, kahinlere, hayvanlara ve yoksullara takdimde bulunması gerekmektedir. Ancak günümüzde bu uygulanamamakta ancak çoğu Hindu bu ritüeli günde bir en çok üç defa yapmaktadır.[30]

Budizm’de başlangıçta ibadet fikri yer almamıştır. Daha sonra birtakım ibadetler ortaya çıkmıştır. Oruç merasimi bu ibadetlerden sayılabilir. Budist rahipleri aybaşında veya ayın on dördünde olmak üzere her ay iki defa toplanırlar ve Budizm’in tam olarak uygulanıp uygulanmadığını kontrol ederler. Budizm’de Buda’nın doğduğu, yüksek ilhama kavuştuğu, kanunun tekerlerini döndürdüğü ve Nirvana’ya kavuştuğu yerler kutsal kabul edilir ve ziyaretler gerçekleştirilir. Ölümünden sonra Buda’nın ardından “Mahayana” ve “Hinayana” adlı iki mezhep ortaya çıkmıştır. Bunlardan ilkinin temel özelliği İnsanın Buda’ya inanması, ona teslim olması, onun ezelî akdine güvenmesidir. Dolayısıyla insan, bir tehlike anında yalnız kendisini değil bütün varlıkları kurtarmaya çalışmalıdır. İkincisi ise Budizm’in temel üçlüsü olan (Buda, Dharma, Sangha) fikri üzerine kurulmuş, Tanrılara ve ruhlara fazla önem vermeyen, olayların geçiciliğine, hayatın ve yeniden doğmanın acı verdiğine, insanın ancak Nirvana’ya erişerek kurtulacağına inanan bir Budist topluluğudur.[31]

Her dinî sistemde olduğu gibi Budizm’de her Budist’in uyması gereken kurallar vardır ve ibadet sayılmaktadır. Bunlar: tıraş olmak, sarı elbise giymek, iki ayda bir defa oruç tutmak, oruçlu iken günahları itiraf etmek, ibadeti tefekkür ile yapmaktır.[32] Budizm’de yüce varlığa karşı yapılması gereken bir dua veya ibadet söz konusu değildir. Ancak Buda, ölümünden sonra yüceltildiği için ona karşı birtakım ibadetler yapılmaya başlanmıştır. Önce Buda’nın heykelleri yapılmış sonra yapılan bu heykeller Pagodalara yerleştirilip onlara tapınılmaya başlamıştır. Bununla birlikte Budistlerin önem verdiği üç şey vardır: Buda’nın heykelleri, Buda’nın hatıraları ve Buda’nın altında ilhama kavuştuğu Bodhi ağacıdır.

Buda, insanların sayısız putlara taptıklarını görmüş ve bunun doğru olmadığını savunmuştur. Buna göre başlangıçta Budizm’de put ve heykel yok iken Buda’nın ölümüyle birlikte taraftarları tarafından Buda heykelleri yapılmaya başlanmıştır. Budist cemaatine girmek herkese serbesttir. Bütün kötülüklerin kaynağı olarak da cinsi tatmin görülmektedir.[33]

1.5- Sosyal Yapı ve Kurtuluş Yolu

Hinduizm’in hayat anlayışı kişinin içinde bulunduğu toplumsal norm ve kriterlere en iyi şekilde uyup, görevlerini ve ibadetlerini tam yaparak Brahman ve Atman içkinliği-aşkınlığının farkına varıp çarktan kurtulması perspektifidir.[34] Farkına ne kadar erken varılır ise karmadan sürekli beden değiştirmeden kurtuluş yoktur. Kişi bulunduğu sosyal sınıfın gereklilikleri yaptıkça çarktan çıkabilmekte ve kurtuluşa ulaşabilmektedir.

Budizm’e göre ise Hinduizm’de olduğu gibi genel-özel tarzında ayrımına gidilmemiş; insanın farkına varması gerekenin brahman-atman birlikteliğinin değil; dört asil gerçeğin yani kendisine acı ve ıstırap veren şeyler ve onlardan kurtulma yollarının olduğu ifade edilmiştir. Bunlar ise; acı ve ıstırap[35], acı ve ıstırabın kaynağı[36], acı ve ıstıraba son vermek[37], acı ve ıstıraba son vermenin yolu olarak dört tanedir.

Hindular tıpkı evren gibi insanların ve diğer canlı varlıkların, doğum, ölüm ve yeniden doğum şeklinde devam eden bir döngüye bağlı olduklarına inanmaktadırlar. Bu ise samsara ve karma olarak adlandırılmaktadır. Samsara döngüyü, Karma ise ruhun bu döngüsel süreçteki durumunu anlatmaktadır. Ruh ölümle Brahman’dan ayırt edilemeyinceye kadar –kurtuluşa kadar- devam eden samsara çarkındadır.

Bu çerçevede insanların tekrar dünyaya nasıl geleceklerini belirleyen yasa ise karma’dır. Bu yasaya göre ister iyi ister kötü, ister dinî, ister seküler olsun kişinin veya canlının düşünce, söz veya eylem olarak bu dünya hayatında yaptığı her şey gelecek yaşamındaki durumunu belirlemekte ve sosyal hayatta bu sisteme göre var olmaktadır. Sırasıyla bunlar; Brahminler[38], Kşatriyalar[39], Vaisyalar[40], Sudralar[41] ve Paryalar[42]dır. Ayrıca kişinin kurtuluşa ulaşabilmesi için de her sosyal sınıfın kendisine biçildiği görevler vardır. Önceki ve şimdiki hayatında da görevlerini yapmaları gerekmektedir. Örnek olarak Sudralar varlıkları itibariyle ilk iki sınıfa hizmet etmekle yükümlülerdir ve bunu tam olarak yapamadıklarında samsara’dan çıkamazlar ve çarkta kalmaya devam ederler.

Budizm’e göre Hinduizm’in Tanrıları, kurbanları onlara sunanlardan daha ömürlü olmamaları, direkt olarak din adamlarının ve onların sınıflarının gerekliliğini ve onların üstünlüğünü ortadan kaldırmaktadır. Dolayısıyla Budizm, kişinin kurtuluşa ulaşmasını toplumsal yapılara ve kurallara değil, kişinin kendinde olan ıstırap vericilerin farkına varıp onları gidermesi ve sekiz dilimli yolu tamamlayıp Nirvana’ya ulaşmasına bağlamaktadır. Bu sekiz dilimli yol ise;

  • Doğru Dünya Görüşü : Dört Soylu Gerçeğe İnanma ve Onu İçselleştirmek
  • Doğru Niyet : İyi, Güzel, Eylem ve Amaçlar Edinmek
  • Doğru Konuşma : İftira, Dedikodu vs. Uzak Durmak
  • Doğru Eylem : Budizm’in Temel Ahlaki İlkelerini[43] Yerine Getirmek
  • Doğru Geçinme : Yaşamda Yapıcı Sonuçlar Doğuran İşler Yapmak
  • Doğru Çaba : Kötülükten Uzak Sağlıklı Bir Zihne Sahip Olmak
  • Doğru Farkındalık : Kişinin Yaptığı Her Eylemin Farkında Olması
  • Doğru Tefekkür :Yedi Yolun Tamamlanmasıyla Doğru Tefekkürün Elde                                                Edilmesi

İnsanın kendisine ıstırap vericilerin farkına vararak onları dört asil yolu uygulayıp sekiz dilimli yolun tüm gereklerini yapmasıyla Nirvana’ya ulaşılmaktadır. Bu yolu gerçekleştiren kişi Budizm’e göre kendisini yaşama bağlayan her türlü dünyevi ve şehevi arzuları mutlak olarak dindirip “aydınlanmış-uyanmış” kişi olarak reenkarnasyondan kurtulur ve kurtuluşa ermektedir. Kurtuluş ise Buda ile bir olmaktadır.  Budaya göre Nirvana, geçici durumların sonu, nihai barış hali ve her bireyin mutlak gayesidir.

2- Sonuç

Bölgesel özelliklere sahip olan Hinduizm milli bir din özelliği taşımaktadır. Kendisinden daha sonra ortaya çıkan Budizm ise evrensel özelliklere sahip bir dindir. Budizm’in öğretisinin gelişmesinde Hinduizm’e karşı geliştirdiği tezler ve doktrinler önemli yer tutmaktadır. İlk olarak Budizm Tanrıların işlevlerini sorgulamakla işe başlar ve onların antropomorfik özelliklerinden dolayı eleştirerek ölümlü birer varlık olduklarını savunur. Buna devamla onlara kurtuluş için tazim ve saygı göstermenin gereksizliğinden bahseder. Böylece Budizm, bu görüşüyle kurtuluşun ilk basamağının belli ilahi varlıklara belli ritüeller ile tazimde bulunmakta değil, kişinin kendisinin farkına varmasında ve gereğini yapmasında olduğunu belirtmiştir. Budizm’in kurucusu şahsiyeti Buda’nın geliştirdiği tüm doktrinler temelde kurtuluşun yöntemi üzerinde durmaktadır. Hinduizm’in aşkın varlık doktrini olan Brahman-Atman tasavvuru da Buda tarafından eleştirilmiştir. Brahman, Uzay boşluğu, zaman ve nedenselliği dolduran anlamlı kılarak aşkın bir hale getiren her zaman etki eden ama her zaman da uzak duran bir özelliğe sahip olmasının yanında; Atman ise canlı-cansız tüm varlıkların içerisindeki görünmez güç olarak tasavvur edilmekte ve panenteizmin açık bir örneğini sunmaktadır. Budizm, evreni anlamlandırmak konusunda öğretisel olarak geri durmuştur. Çünkü ona göre evreni anlamlandırmak ve ona ilahilik atfetmek, tanımlamaya çalışmak insanın kurtuluşuna vesile olmayan, kendi iç sessizliğini bozan cevaplaması da tam olarak yapılamayan şeylerden ibarettir. Dolayısıyla Budizm aşkın varlıklardan ziyade kurtuluşun bireysel olabileceğini savunarak bunu insanın kendisinde araması ve kendisinin ıstırabına sebep olanların farkında olması ve onlardan kurtulması gerektiğini savunmuştur. Hinduizm’in kişinin sosyal bir takım sorumlulukla dünyaya gelmesi ve aynı zamanda önceki hayatında yaptıklarının bir sonucunu olarak sorumlulukları olması döngüsüne Samsara inancı denmektir. Bu çarkta ise görevleri nasıl ve ne şekilde çarkın işleyeceğini karma kuralları belirlemektedir. Bu kurallar ise Kast sistemini oluşturmaktadır. Budizm ise Tanrıların diğer varlıklardan üstün olmadıkları ve kurtuluşa onların götüremeyeceği tezi neticesinde din adamları olan kast sisteminin başında bulunan brahman sınıfına hizmet etmenin ve bu sistemim gereksizliği üzerinde durmuştur. Yine kurtuluşun kişinin kendi içinde belli aşamalardan geçmesi olduğunu savunmuştur. Budizm, bu yolu ıstırap veren yolları tespit etmek ve dört soylu gerçek ile onları gidermek dolayısıyla sekiz dilimli yolu da sırasıyla gerçekleştirerek Nirvana’ya –aydınlanmaya- ulaşılabileceğini belirtmiştir. Son olarak Budizm, Hinduizm’in katı kuralcılığına, adaletsiz sosyal yaşantısına ve çok tanrıcılığına ve kurtuluş yöntemine karşı çıkmış aynı coğrafya içerisinde karşı doktrinleri ve eleştirileri neticesinde daha geniş bir bakışa sahip bir dine dönüşmüştür.

 

Kaynakça:

  • Ekrem SARIKÇIOĞLU, “Başlangıcından Günümüze Dinler Tarihi”, Eradil Yayıncılık, Isparta 2000.
  • Korhan KAYA, “Hinduizm”, Dost Yayıncılık, Ankara, 2001.
  • Cahit AKŞİT, “Dinler Tarihi”, Kamer Yayınları, İstanbul, 2016.
  • Ali ŞERİATİ, “Dinler Tarihi II”, Fecr Yayınevi, Ankara, 2016.
  • Mahmut AYDIN, “Ana Hatlarıyla Dinler Tarihi”, Ensar Yayınevi, İstanbul 2013.
  • Abdurrahman KÜÇÜK, Günay TÜMER, Alparslan KÜÇÜK, “Dinler Tarihi”, Berikan Yayınevi, Ankara 2016
  • İlhan GÜNGÖREN, “Buda ve Öğretisi”, Yol Yayınları, İstanbul, 1981.
  • Walter RUBEN, “Eski Metinlere Göre Budizm”, (Çev. Lütfü BOZKURT) Okyanus Yayınları, İstanbul 2000.
  • Ananda COOMARASWAMY, “Hinduizm ve Budizm”, (Çev. İsmail TAŞPINAR) Kaknüs Yayınları, İstanbul, 2000.
  • Arnulf ZİTELMANN, “Dünya Dinleri”, (Çev. Nafer ERMİŞ) İnkılap Yayınları, İstanbul, 2013
  • Şaban KUZGUN, “Dinler Tarihi”, Ankara, 2015.

 

Makale ve Tezler:

  • Aliya Şarafullina, “Budizm’de ve Tibet Budizm’inde İnanç Esasları”, Uludağ Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Yüksek Lisans Tezi, Dnşmn: Prof. Dr. Ahmet GÜÇ Bursa, 2013
  • Ranjan Mohapatra, “Hinduizm” (çev: Yrd. Doç Dr. Hidayet Işık), Selçuk Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dergisi.
  • Ranjan Mohapatra, “Budizm” (çev: Yrd. Doç Dr. Hidayet Işık), Selçuk Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dergisi.
  • Nasuh Günay, “Tarihi Süreç Açısından Budizm ve Öğretisi”, Arayışlar Dergisi.

Dipnotlar:

[1] Ali İhsan Yitik, “Yaşayan Dünya Dinleri”, DİB Yayınları, Ankara 2010, s. 277.

[2] Farsça bir kelime olmakla birlikte Müslümanların Hint din müntesiplerine verdikleri isimdir. Ayrıntılı bilgi için bkz: Ekrem, Sarıkçıoğlu, “Başlangıcından Günümüze Dinler Tarihi”, Isparta, 2000, s. 153.

[3] Afrika ve Melanezya asıllı zencileri ifade etmektedir.

[4] Kuzey Hindistan’daki Sarı ırkını ifade etmektedir.

[5] Hint-Avrupa ırkındandırlar. İran bölgesinden göç ile M.Ö. 1500 yıllarında Hint alt kıtasına gelmişlerdir. O bölgeyi en çok etkileyen ve Hindu kutsal metinlerinden olan Vedaları derleyen kültürlü bir kavimdir. Bkz: Ekrem, Sarıkçıoğlu, “Başlangıcından Günümüze Dinler Tarihi”, Isparta, 2000, s. 154.

[6] Abdurrahman Küçük, Günay Tümer, M. A. Küçük, “Dinler Tarihi”, Berkan Yayınları, Ankara, 2016, s. 175.

[7] Adı geçen kurtuluş yolunu Ramanujan (ö.1137) adlı bir kişi ortaya atmış, yolu ancak “Bireyin Tanrı’ya kendisini samimiyetle teslim etmesi” görüşünü savunmuştur. Bkz: Mahmut, Aydın, “Dinler Tarihi”, Ensar Yayınları, Samsun, 2013, s. 96.

[8] Bu fikirler: Hinduizm’i politeist inançlardan kurtarma hareketi ve Vedalar’da yer alan inançların en saf ve doğru inançlar olduğunu ve Vedalar’ın etrafında toplanma hareketi. Diğer fikri akımlar ve gruplar için Bkz: Şinasi Gündüz, “Yaşayan Dünya Dinleri”, DİB Yayınları, Ankara, 2010, s. 284.

[9] Anlatılar için Bkz: Aydın, “Dinler Tarihi”, s. 145-149.

[10]Aliya Şarafullina, “Budizm’de ve Tibet Budizm’inde İnanç Esasları”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Y. Lisans Tezi, (Dnşmn: Prof. Dr. Ahmet Güç), Bursa, 2013, s. 13.

[11] Aydın, “Dinler Tarihi”, s. 133.

[12] Gündüz, “Yaşayan Dünya Dinleri”, s. 353.

[13] Bkz: Korhan Kaya, “Hinduizm”, Dost Yayınları, Ankara, 2001, s. 36; Sarıkçıoğlu, “Dinler Tarihi”, s. 158.

[14] Korhan, “Hinduizm”, s. 26; s. 19.

[15] Örnek olarak, Vişnu’nun ilk bedenleşmesi Matsya olmakta; alt tarafı balık üst tarafı insan, dört kolu ve ört eli olan, ellerinde çark silahı, deniz kabuğu, gürz ve nilüfer olan tablo çizilmektedir. Diğer örnekleri için Bkz: Korhan, “Hinduizm”, s. 14.

[16] Bkz: Korhan, “Hinduizm” s. 43

[17] Şarafullina, “Budizm’de İnanç Esasları”, s. 21.

[18] Küçük- Tümer- Küçük, “Dinler Tarihi”, s. 114.

[19]Bu çerçevede süreç içerisinde Buda’nın bizzat kendisi Tanrılaştırılmış, heykelleri yapılarak tapınılmaya başlanmıştır. Bkz: Aydın, “Dinler Tarihi”, s. 145.

[20] Özellikle Budist mezheplerden Mahayana ekolü bu görüş içerisindedirler. Bkz: Aydın, “Dinler Tarihi”, s. 138.

[21] Şarafullina, “Budizm’de İnanç Esasları”, s. 21.

[22] En yüce seviyeye de gelmek için bazı aşamalardan geçmek gerekir. Bkz: Korhan, “Hinduizm”, s. 35.

[23] Aydın, “Dinler Tarihi”, s. 145.

[24] Bu sebeplerin başında 1.) Buda’nın kurduğu Sanga teşkilatının kurallarının tartışılması Vinayana Patika, 2.) Manastır yaşamı ve keşişlik ile ilgili durumlar Sutra Patika, 3.) Budist toplumda yaşanan bölünmeler sebebi ile Abhidhama Patika, Konsiller toplanmıştır. Bkz: Aydın,” Dinler Tarihi”, s. 136-138.

[25] Aydın, “Dinler Tarihi”, s. 156.

[26] Şarafullina, “Budizm’de İnanç Esasları”, s. 33.

[27] Küçük- Tümer- Küçük, “Dinler Tarihi”, s. 190.

[28] Gündüz, “Yaşayan Dünya Dinleri”, s. 298.

[29] Küçük- Tümer- Küçük, “Dinler Tarihi”, s. 192.

[30] Diğer ritüeller için Bkz: Aydın, “Dinler Tarihi”, s. 122-126; Gündüz, “Yaşayan Dünya Dinleri”, s. 299-300.

[31] Şarafullina, “Budizm’de İnanç Esasları”, s. 36.

[32] Mehmet Aydın-Osman Cilacı, “Dinler Tarihi”, Konya, 1995 s. 145.

[33] Küçük- Tümer- Küçük, “Dinler Tarihi”, s. 195-201.

[34] Hinduizm’de bu doktrine göre Brahman, uzay boşluğunu, zamanı ve nedenselliği aşkınlaştıran mutlak bir gerçeklik olarak kabul edilmektedir. Bu kabule göre Brahman, tüm evrene etki eder ama yine de onun ötesinde kalmaktadır. Kendisinin bir varlık olmasının yanında aynı zamanda canlı-cansızların gizemli kaynağıdır. Atman ise bir insanın, canlı-cansız tüm varlıklarının içindeki görünmez bir güçtür. Dolayısıyla Atman bir yönüyle de Brahman’dır. İç içedirler. Bu yönüyle bu doktrin panenteizmi çağrıştırmaktadır. Dolayısıyla bu iki terminoloji aşkın birliği içermekle birlikte, kişi kurtuluşa ermek için ayrılıklar içerisinde birliği bulmak durumundadır.

[35] Bunlar; doğum, hastalık, ölüm, ihtiyarlık, kişinin arzu ve isteklerini yerine getirmede başarısız olması, kişinin sevdiklerinden ayrı ve sevmedikleriyle olması ve evliliktir.

[36] Bunlar; Şehevî arzu ve isteklerdir. Bkz. Aydın, “Dinler Tarihi”, s 149.

[37] Esas olarak cehaletin sona erdirilmesidir. Budizm’de Nirvana olarak tanımlanır.

[38] Rahipler ve din adamlarının bulunduğu en üst derecede sınıftır. Kurban ibadetini icra etme ve dinî hizmetlerini yürütme görevleri vardır.

[39] İdareciler, askerler, devlet memurlarının oluşturduğu sınıftır.

[40] Çiftçiler, sanatkârlar ve ticaret adamlarından oluşur.

[41] İşçiler ve el gücüyle iş çalışan kişilerden oluşur.

[42] Sınıfsızlar olarak adlandırılır. Toplumdan dışlanmış sınıftır.

[43] Bu beş ahlâkî ilkeden oluşmaktadır: Bunlar

  • Hiçbir canlıya zarar vermemek
  • Hırsızlık yapmamak
  • Yalan konuşmamak
  • Zinadan sakınmak
  • Alkollü ve bilinci ortadan kaldıran her türlü içecekten uzak durmaktır.