Hindu Gelenek Üzerine

Sayı 50 - Temmuz 2014

Hindu1 Gelenek, Kadim Bilgeliğin2 –Avrupa’ya göre düşünürsek– Yakın Doğu ile Uzak Doğu arasında akan ve diğerleriyle aynı deryada buluşan Doğu kolunu teşkil eder. Bunun yanında onu biricik kılan durumlardan birkaçını ele alalım:

Hindu anlayış, Batı’daki hiyerarşik ve Uzak Doğu’daki heterarşik anlayışı iç içe barındırmasıyla farklılaşır. İsminin etimolojisinin3 de çağrıştırdığı gibi var olanların her biri için bir ruhsal tahakkuk (sadhana) imkânını gözetir. Bu nedenle ruhsal tahakkuk yolu (marga)4 aydınlanmacı ve ezoterik öğeler içerse de daha çok mistiktir5.  Uphanishad’larda dağ ve mağara analojisi yer alır. Mağara ve dağ, içkin (mündemiç, inherent) olanla aşkın (müteal, transcendent) olanın beraberliğini temsil eder. İçkin olan öz Purusha’dır, aşkın olan ise Atman’dır6. Atman ve Brahman aynıdır (“Ayam Atma Brahma”7). Ruhsal tahakkuk, kendini bilmektir (Atma Jnana8). Brahman ise kendini ben-olan-ben olarak bilir9. Samsara’dan (transmigrasyon döngüsü) kurtuluş olan mokşa (mukti) evrensel ruh olan Atman’ın Brahman olarak ifade bulması ile mümkündür. Atman’ı bilen Brahman’ı bilmiş olur. O –hiyerarşik bir anlayışla– vasıl olunacak bir noktayı anlatmaz. “Atma, bir içe dönüşle kendisine varıldığında agâh olunandır; insanın kendi varlığıyla bütün katmanlarında tanış olmasıdır. Agâh olma bir uyanmadır; insanın özvarlığı ile tanış olmasıyla eşdeğer sayılmıştır” (Bobaroğlu).

Sembolizması hiyerarşik anlayıştaki üçgen ve heterarşik anlayıştaki çemberin10 iç içeliğini anlatan kozmik yumurtadır (Hiranyagarbha11), Kozmos (evren) ise “Brahmanda”dır (Brha: genişlemek, anda: yumurta). Bu bütünde hiyerarşi her bir zerrede kutbiyetle tahakkuk eder. Bu ise evrenin rahmetidir (“Rahmet: Birbirini desteklemek.”  Bobaroğlu). Dharma kutbiyetin imlediği ekseni anlatır12. Arapça hurufatta o elifle temsil edilir. Anadolu geleneğinde sopayla, direkle, asayla temsil olunandır. Kısacası; “hak”tır13. İnsan özgür iradesinden dolayı eylemlerinde (karma) en yüce iyiyi, summum bonum’u (“yani kemalatı”, Bobaroğlu), diğer bir deyişle; hakikati (satya; sat: varlık) gözetip eylemlerine ona yönelik bir kutbiyet kazandırmak durumundadır.

Her eksenden çevreye kaçış (merkezkaç kuvveti, santrifüj) merkeze geri çağıran bir kuvvete sebebiyet verir. Bu karma yasasıdır. Batı illiyet (causality) anlayışının Hindu doktrini hatalı yorumlamasında olduğunun aksine, karma yasası özgürlük içerir (Guénon, Widgery). Kötülüğün sebebi ise –tıpkı Sokrates’in öğretisinde olduğu gibi– bilgisizliktir, cehalettir (avidya). Bu nedenle Hindu ahlâkta (dharma; burada anlamı ethos) iyi ve kötü kelimeleri kullanılmaz. Bilgili14 ve bilgisiz kelimeleri kullanılır. Cehalet bilgisizlik değil, kutbiyetsiz bilgililiktir. “Yönsüzlüktür” (Bobaroğlu). O halde hakikî bilgi Varlık’ın bilgisidir ki bu Brahma’nın bilgisi olarak ifade edilen ve tarihin en eski kutsal metinlerini teşkil eden Vedalar’dır (Vid: Bilmek, fiilinden). Vedaların amacı prakrit (doğal) olan insanı (human) işlenmiş (sanskrit15) olan insana dönüştürmektir16.

Dolayısıyla, hakikî bilgi kendini bilmektir ve yaratılanların hepsinin Yaradan’dan olduğunu hatırlamaktır.  Yaratımın kendisi de ilahî bir eğlence, “lila” olarak görülür ve bu, keşif sürecini de zevkli kılar17. Yaratımın mayası (Türkçedeki) bizzat Maya’dır. Coomaraswamy, Maya sözcüğü için uygun iki çeviri önerir: Tabiat18 ve Büyü19. Guénon’un tanımıyla: “Maya, İlâhî İdrak’ın kendisiyle iş gördüğü anaç20 güçtür (shakti). Bu nedenle o İlahî Etkinlik (Ichchha-Shakti) olan Etkinlik Kudretidir (Kriya-Shakti). Yüce İlke’de içerilir. Bu, Maya’nın yukarı yönüdür, doğurandır. Aşağı yönüyle o doğurulmuş olandır, Prakriti21’dir.”  İkinci durumda ondan “Maya peçesi” (İsis’in peçesini hatırlayalım) olarak da söz edilir. Aslında bu ikisi birdir ve Brahma’dadır. Şöyle ki: “Hakk (Varlık) hareket (devim) ile diyalektik bir birliktedir ve hayat harekettir” (Bobaroğlu).  Bu nedenle, hareketin içinde çift yönde görünen tek bir güçten (shakti) bahsedebiliriz. Shakti, daha evvel değindiğimiz küresel benzetmedeki iki yönlü kuvvettir: Fenomenlere olduğu kadar halk etmeye de vasıta olan merkezkaç kuvveti ve mokşaya yönelme anlamına gelen, yöneleni bir sadhu (sadhana, tahakkuk yolunda olan), yogi (yoga, birlik yolunda olan), sunyasi (her şeyi bırakmış) kılan merkezî kuvvet. Zamansallık içeren bu ifadeyi zamansallığından kurtarıp dekonstrükte edersek fark edeceğimiz o dur ki durulan her nokta haktır. O halde, avidya (cehalet) olanı Hakk’tan gayrı ve haksız görmektir, Maya’yı ikilikle bilmektir. Avidya ikiliğin olduğu yerdedir. Bu nedenle avidya Samkhya görüşünde22 Purusha’nın (öz) kendisini Prakriti’yle (töz) bir görmesidir ki bu ego’dur (ahamkara). Samkhya’da aktarılan tezahür dizgesini öze doğru ve içsel olarak yürümeyi23 anlatan Yoga görüşünde ise avidya, prana’nın (yaşam enerjisi) kaynağı olan Chitta Nadi (Kalp damarı, akımı24)’nin dışarıya yönelmesi ve varlığın kendini şeylerle özdeşleştirmesidir –ki bu onlardan kendini ayrı görmesinden ötürüdür. Nesneleşme, nesneleştirme hep bir parçalanmayı anlatır. Yoga (Birlik) öğretisinde merkezin dışına iten ve merkeze çeken olmak üzere iki kuvvetten söz edebiliriz: Fenomenlerce celb edilen zihin (ki ilk adımı dikkattir) veya İlahî cazibeye tutulmuş bir kalp (ki ilk adımı konsantrasyondur25). Kısaca, celb ve cezbe26. İlkine Maya denir, ikincisi de Maya olmakla beraber, az evvel zikrettiğimiz gibi, o “İlahî Shakti, İlahî İrade (Ishvara Samkalpa) veya bilginin kudreti (vidya) olarak [da] anılır” (Frawley). İkinci durumda, “İlke’de içerilen ilahî ‘sanat’ olması bakımından, Maya aynen Judeo-Christian gelenekte anlaşıldığı gibi “bilgelik” veya “sophia” ile özdeşleşir; öyle ki o, Avatara’nın annesidir27” (Guénon). Bu durumda, anaç (doğurucu) yönü olmakla o İlke ile bir olur. Aynı zamanda tezahür etmiş âlemdeki doğumu bakımından Prakriti’yle birdir ve bu, Maya’nın üst ve aşağı olan iki yönü arasındaki ilişkiyi açıklar (Guénon).Yaşam enerjisi kalp sahasından dışarıya yönelmiş haldeyken kundalini (çöreklenmiş yılan) kuyruk sokumunda uyur haldedir. Bu bölge kök çakra (muladhara) olarak anılır. Guénon’a göre: Kundalini, kozmik güç olarak Shakti’nin bir yönüdür, insanda yaşamsal güç olarak iş gören Shakti’dir. Uyandırıldığında yukarı yönelir, ikincil Shakti’leri içine katarak ve diğer altı çakradan geçerek yükselir, başın taç kısmında bulunan sahasrara28’da (“bin yapraklı lotus”) Paramashiva ile birleşir.”

Böylelikle dişil öğe olan ilahî Shakti eril öğe olan İlahî Shiva ile birleşir. Shakti yükselişini ida (dişil olan, soldadır) ve pingala (eril olan, sağdadır) denilen iki temel nadi boyunca çakraların etrafında iç içe geçerek yapar, sağ ve sol nostrillerde sonlanır. Aynı esnada ortadaki kanal olan shushumna boyunca yükselip agni (anyi, üçüncü göz) çakraya ulaşır, böylelikle ferdiyet hülasa olmuş olur29. “Kundalini boğaz çakrasından geçtikten sonra duyulan ses OM’dur30”  (Bobaroğlu). Bundan sonraki aşama Shakti’nin sahasrara’da zatiyet mertebesine yükselmesidir31. Sonuç, “üstün bir sevinç bahşeden” (Widgery) Nirvana32’dır33. Bu nedenle Brahman,

sat-çit-ananda” (Varlık-Bilinç-Sevinç) olarak anılır34 (Farklı şekilde ifade edersek: Mutlak Varlık – Saf Bilinç – Sebepsiz Sevinç). Varlık özneliği bakımından bilinçlidir, bilinçsiz olsa sınırlı bir nesne olur, mecbur kalır. Bilinç ise var olmak istemesi bakımından mutlu olmak zorundadır. Yaratım, O’nun var olma biçimidir. O halde aydınlanmanın (satori) en temel semptomu sevinçtir. Anadolu’da ifadesini İsmail Emre Hazretleri’nin şu sözlerinde bulur: “Allah’la bitişen şendir.” “Bu sevinçten (ananda) sızan şey ise sevgidir (prema)” (Bobaroğlu). Sızma edimi şuurdur, dili şiirseldir (poetik) (Bobaroğlu). Nitekim güç için değil, haz için değil, zevk edip anlamak için bilmek ve sevmek el ele gider.

Dip Notlar:

1- Guénon’un notuyla; “ ‘Hint’ bir dili, milleti anlatırken ‘Hindu’ bir tradisyonu ifade eder”. Hatırlayacağımız başka bir ayrım gibi: “İsrailoğulları ve Yahudi kelimelerinin ayrımı.” (Bobaroğlu). Hindistan kelimesi ise Farsça Hindu ve istan (toprak parçası) kelimelerinden gelmektedir. Hindu kelimesi Indus nehri, Sindhu (Sans. “nehir, okyanus”) isminden kaynaklanmaktadır. Eski Yunan’da Indoi (Ινδοί;”İndoi”) denmekteydi. Ülkenin adı orijinal dilinde ise Bharat’tır (Efsanevî Kral Bharata’dan gelmektedir).

2- En yakın manasıyla: “philosophia perennis” (per:bütün, annus: yıl; perennis: yıllar boyunca, daimî), “sophia” (bilgelik), Hermetik Felsefe.

3- Sindu: beraber titreşen su, deniz nehir kütlesi. Sim (bütünlük anlatır, alan) + dhu (titremek) Holografik bir düşünsel tasarımı anlatır.

4- Batılıların analitik bakışıyla ayrı şeylermiş gibi görünen ve özünde aynı doktrinin devamı olan zamansal dinsel anlatımında üç kurtuluş yolu olarak kurban etmeyi (Vedacılık), bilgiyi (Brahmanizm) ve sevgiyi (Hinduizm) öğütleyen Hindu Gelenek, maneviyâtında “üç yolu işaret eder: Eylem Yolu, Bilgi Yolu ve Adanma Yolu. Sırasıyla; Karma Marga, Jnana Marga ve Bhakti Marga. (Karma Yoga, Jnana Yoga, Bhakti Yoga olarak da anılır). Purva Mimamsa Karma Yogayı, Advaita Vedanta Jnana Yogayı, Dvaita (dualist) Vedanta ise Bhakti Yogayı vurgular.” (Widgery, 1971, Frawley, 2002) Bu üç kavram bize Eski Yunan’da Aristo’nun Ethikon Nikomakheion adlı eserinde yer verdiği bir ayrımı çağrıştırır: Bios Praktikos (Vita Activa, pratik yaşam), Bios Theoretikos (Vita Contemplativa, düşünsel yaşam) ve Bios Poietikos (üretken yaşam). Anadolu Geleneğinde de bu üç ayrımın bir örneğini Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.’nin Mârifetname’sinde kişinin bu üç alana olan yatkınlıklarının ve bu yatkınlıklarının dış yansımalarının ele alınmasında okuruz. Hindu Gelenek’te irfanî öge (sohbet) mevcuttur. (Uphanishad ([ustanın] “yanında oturmak” olduğunu hatırlayalım.) Genel olarak yollar iki türlüdür: Kesbî ve Vehbî. (Bobaroğlu) Bir takım tekniklerin (tantra) yapılmasını içeren kesbî yol mistisizmin de özünü teşkil eder. Vehbî yol kalp yoludur. “Yoga tekniklerini uygulamanın yanı sıra kalpte (“Çhitta”, chit: saf bilinç), herhangi bir şekilde –örneğin bir mantra söyleyerek- Tanrı’ya ibadet etmek de bir yoldur”. (Frawley, 2002) Mistik yolun muhattaralı olduğu, bir rehberle gitmenin en güvenli yol olduğu birçok kaynakta belirtilir. (İsmail Emre Hazretleri şöyle der: “Sen canını Hak için hedef eyle / Zevk ile bul, boşuna çekme azap.”) Bir Guru’yla (mürşid, Gu: Karanlık, Ru: Işık, Esk. Yun. Goras: Karanlıktan aydınlığa erdiren) rabıta ya onunla fiziksel âlemde onun yanında bulunarak (“vapu”, beden, -daha çok- vücud) veya onun uygulamalarını yapmak ve misyonunu devam ettirmek suretiyle mecazî olarak (“vani”, söz) kurulmaktadır.

5- Mistik: Gizemli, Gizemci. Lat. Mysticus < Yun. Mystikos < Myein: kapamak. (Aynı kökten İngilizce “mute”). Burada Niyazî Mısrî Hz’nin sözünü hatırlayalım: Göz, kulak, dil kapıların, kapatalım bir zaman. Yunanca kelime bir inisiasyonu da anlatır: Mysterion (genelde çoğul olarak; “Mysteria”): Gizli doktrin. Mystes: Gizli doktrine inisiye olmuş olan. (Özellikle Orfik Gelenek’te bu kelimeye rastlarız.)

6- Purusha (veya Pumas) kullanıldığında tezahürden bahsediliyor demektir. (Guénon) Coomaraswamy: “atman (küçük harfle yazıldığında) dönüşlü (reflexive) olarak zat veya kendi (itself) manasına gelir. (A) büyük harfle yazıldığında (ve genelde Atma olarak) ruh manasına gelir. (Lat. Sanctus Spiritus, Grekçe Pneuma, Mısır’da Amon, Çince’de Ch.)” Ön Hint-Avrupa dili: et-men (nefes), awetmo, wet (üflemek); Yun: atmo (buhar), Eski Alm.: Atum (nefes), Mod. Alm: Atem.  Purusha ferdiyeti, Atma zatiyeti anlatır. (Guénon, Coomaraswamy) Ferdiyet göreceli bir özgürlüğü içerse de (free from) daha çok bağımsızlığı, zatiyet ise hürriyeti (freedom) getirir.

7- “Ayam Atma Brahma” (Atman ve Brahman aynıdır); “Aham Brahmasmi” (Ben Brahmanım); “Prajnanam Brahma” (Bilinç Brahma’dır), “Tat tvam asi” (Sen O’sun) ve “Sarvam khalvidam brahma” (Bunların hepsi Brahmandır) denmiştir. Bunlardan ilk dördü Uphanişad’larda yer alan Yüce Söz’lerdendir (Mahavakyalar) ve Advaita (ikilikçi olmayan, dualist olmayan) Vedanta’nın öncüsü Adi Shankara (8.yy)’nın öğretisindeki dört manastırda (math) kurumsallaşan dört temel görüşü oluşturur. Shankara’nın akımının inisiyelerine “svami” denir. Anlamca “koca” kelimesiyle alakalı olduğundan mistik evliliği anlattığını düşünebiliriz.

8- Esk. Yun. : γνῶθι σεαυτόν (okunuş. “Gnothi Seauton”; Kendini Bil) Gnosis (hikmet) kelimesinin ön Hint Avrupa dilindeki kökü “jna-“ dır, İngilizce’ye “know” olarak geçmiştir. Almanca kennen (tanıma), können (-ebilmek),ve İngilizce “can” (-ebilmek) fiillerinin kökenidir. Söz konusu etimolojik ilişki metafizik bilginin deneyim zorunluluğunu sezdirmektedir. (Türkçe’de bilmek ve –(e)bilmek fiillerinde olduğu gibi.)

“Vedanta’nın [özellikle Advaita (İkilikçi olmayan) Vedanta’nın] karşı çıktığı bilen ve bilinenin ayrı olduğu iddiasıdır.” (Coomaraswamy) Öyle ki “Sanskritçe’de madde kelimesini tam olarak karşılayacak bir kelime bulunmamaktadır.” (Guénon) Guénon ayrıca bir benzerliğe dikkat çeker: Eski Yunan’da da aynı durum mevcuttur. Aristo’nun hüle’si (ὕλη)  tözdür (substance), madde (matter) değil. Ayrıca çoğu çeviride –loji ekiyle kıyaslanan “-shastra” (bilim alanı) –loji’nin aksine bileni alandan ayırmaz.

Aydınlanma (satori) uyanmak değil rüyada iken rüyada olduğunun bilincinde olmak, bir çeşit açık gözlerle lüsid rüya halinde olmak gibidir. (İsmail Emre Hz’nin deyişiyle “Uykudan uyanmak göz ilen değil, biliyorum demek söz ilen değil”.) Bu nedenle “öğreti bakımından bir batınilik zahirilik ikiliği yoktur; herkesin az veya çok öğretide derinleşmesi ve yeteneklerinin elverdiği ölçüde ona nüfuz etmesi anlamında—çünkü bazı kimseler için tabiatlarının parçası olan sınırlamalar vardır ve bunların aşılması imkânsızdır—orada ancak doğal bir batınilikten söz edilebilir.” (Guénon)

9- Ing. “I-am-that-I-am”, Esk. Yun. “ἐγώ εἰμί” (ego eimi), ibr. “eheyeh aşer eheyeh”.  Sansk. “Soham” (O Ben; eng.: That is I, I am that) mantrasının ard arda tekrarındadır.

10- Çin’de birbirini pekiştiren ve sönümleyen beş hing’in (etken, “agent”) çemberini hatırlayalım. Guénon’un Granet’ten alıntılayarak belirttiği üzere, “beş element (unsur)” ifadesi Hindu Doktrin’deki beş elementi düşünürsek hing için doğru bir çevrim olmamaktadır.

11- Altın Rahim, Altın Yumurta; garbha: rahim; Yun. δελφύς “delfüs”: rahim. Delfi Tapınağı ismini buradan alır.

12- Dharma sözcüğü “desteklemek, tutmak, taşımak, sürdürmek” anlamlarına gelen dhri- fiilinden türetilmiştir. (Farsça: -dar eki. ör: defterdar. Latince “firmus” (tutan)) “Bu fiille benzeşen başka bir fiil dhru- fiilidir ki o da dhruva (kutup) kelimesinden türetilmiştir”. (Guénon)

13- Bunun yanında burada diğer dillerde birçok kelimeyle (yasa, görev, virtua (erdem), ethos (ahlak) vs.) karşılanmaya çalışılan dharma için tek bir kelime önermekten sakındığımızı belirtelim. Sözgelimi, yirminci yüzyılın ortalarında Afganistan’da ortaya çıkarılmış ve Yunanca, Aramice ve Sanskritçe dillerinde yazılmış MÖ.258 tarihli bir yazıtta dharma Yunanca “Euseveia” (eu-:iyi, sevas: hüşû. “tanrı korkusu”) kelimesiyle karşılanmıştır. Hinduizm’de evrensel yasalara uygun davranmak, dini vecibeleri yerine getirmek anlamında kullanılır. Buddhizm anlayışı incelendiğinde kutup yerine bir eksenin vurgulanması şaşırtıcı olmaz; o nedenle Buddhizm’de dharma kozmik yasadır. Örneğin, en önemli dharma “ahimsa”dır (şiddeti terk, öldürmemek). Ahimsa Jainizm’in de temel prensiplerinden biri olup Jainizm’in el sembolizmasında el ayasında yer alan çemberle temsil edilir.

14- Ajnana: bilgisizlik, uyanıklık hali ile ilişkili; Jnana: genel bilgi; Vijnana: ayırt eden bilgi, deneyime bağlı, bilimsel bilgi; prajnana: yüce bilgi, içgörü, bilgelik, uyku hali ile ilişkili.

15- Samskrtam (bir araya getirilmiş, mükemmelleştirilmiş) kelimesinden. Sam (beraber; ing. “same”)+ krta (yapmak, icra etmek).

16- İslam tasavvufundaki “beşer” ve “insan” ayrımını çağrıştırır. Karışmaması için “Human” parantezini açtık.

17- Mahayana anlayışında: “Yas samisaras tat nirvanam” (Dünya sirkinin bizzat kendisi kurtuluştur.) Shankaracarya: “Zatın engin kanaviçesi üzerine bizatihi Zat çok çeşitli dünyaların resmini boyar ve Yüce Zat’ın kendisi onun görüntüsünden büyük zevk duyar.” (Svatmani-rupana, 95) Kaynak: Coomaraswamy

18- Tabiat kelimesinde bir kutbiyet hissedilir (tâbî olmak). Doğa kelimesini bu nedenle kullanmamaktayız. “Maya-vada öğretisi dünyanın ne Maya olduğunu ne de oluşmadığını ileri sürer, fakat sadece onun belli bir tarzda, yani temeli (pradhana) veya oluş vasıtası itibariyle Maya’ya sahip olarak oluştuğunu ileri sürer. Sunya-vada öğretisi […] dünyanın oluşmadığını iddia etmez: Onun iddia ettiği şey dünyanın hem boşluk (sunya) hem öylelik (tahtana) olduğudur. Bir başka ifadeyle, dünya müstakil zatıyla kaim (svavasthita veya kendine yeter) ilkelerin bir ikiliği olarak düşündüğümüz kadarıyla gerçekdışı, fakat öyleliğiyle “olduğu haliyle” gerçektir ki bu Vedanta’nın görüşünü anlatmanın bir başka yolundan ibarettir. [..] Dünya Zat (Atman) veya öyleliktir; bizim tecrübî dünya algılayışımızdan yanılgıdır (avidya).” (Coomaraswamy)

19- Büyü: Magic. Lat. Magice < Yun. Magike. Farsça Mecusî kelimesinin kökü. Fenomen üretmedir. Etimolojik olarak ilişkilendirilemese de tevatürden söyleyebiliriz ki manyetizmayla (Mag-netism) alakalıdır. Guénon daha sonraları Maya için Coomaraswamy’nin “sanat” sözcüğünü kullandığını aynı amaçla Batı’da hatalı bir yorumla illüzyon (yanılsama) kelimesinin kullanıldığını, bunun gerçekdışılığa dair yorumlara sebebiyet vermesiyle riskli olduğunu söyler. Biz, illüzyonun sanatı olanaklı kıldığını düşünerek ve sanatsal yanını öncülleyerek bu iki kelimeyi bir arada ele almayı uygun görüyoruz.

20- Not olarak: “Buddha’nın annesinin adı Maya’dır. Yunan’da Hermes’in annesinin adı Maia’dır. Bazıları Hristiyanlık’ta İsa’nın annesi Maria ile ilişkilendirmek ister.” (Coomaraswamy)

21- İlksel Doğa, Töz –Batı’dakinden farklı olarak bilinç ve güç içerir. Purusha eril, Prakriti dişil ilkedir.

22- Hindu Doktrinin altı görüşü (görüş: darshan, Yun. doksa): Nyaya (Mantık), Vaişeşika (Doğa Felsefesi, Atomik Okul). Bu iki okul beraber anılır. Batı’daki Platon’un sistemine benzer. Diğer ikisi de beraber gruplanır. Smakhya (Sayısal Okul, Kozmik İlke Okulu, Kozmoloji) ve onun metafiziği olan Yoga (Birlik / İttihat İlmi). Son grup Purva Mimamsa (Tefekkür, “İlksel Tetkik”, Ritüelistik Okul, Veda Yorumlama Geleneği) ve Vedanta’dır (veya Uttara Mimamsa, “Ardıl Tetkik”, Teoloji veya Metafizik, Uphanişad Geleneği). Guénon’a göre, bunlar Batı’da yanlış bir yorumla felsefî sistemler olarak sunulmuşlardır.

23- Kastedilen tezahür düzeylerinin her birini değilleyerek (“negatio”, kaldırarak) Purusha ile tanış olmaktır. Uphanishad’ların yaygınca bilinen“neti, neti” (“bu değil, bu değil.”) ifadesini anımsayalım.

24- Kanal kelimesi sibernetik anlamı indirgeyeceğinden kullanılmamaktadır.

25- Yoga’nın sekiz fakültesinden biri olan Prathayara. Yoga’nın, Patanjali’nin ortaya koyduğu şekliyle sekiz fakültesi ilkelerin (tattva) tenzih (zihinde soyutlama, yaşantıda soyutlanma) ile saflaştırılarak anlaşılabileceği esasını yansıtır. Söz gelimi, asanalar belirli duruşlarla bedenin belirli bölgelerinin içerden hissedilip içsel bir temsilinin ve hissî bir bedenin oluşturulmasını, pranayama (“yaşam gücünün genişletilmesi”) soluk başta olmak üzere yaşam enerjisinin farkındalığını ve yönlendirilmesini, prathayara duyuların nesnelerinden tenzih olmasını ve psişik enerjinin hıfzedilmesini, dharana –Mevlevîlerde olduğu gibi- kalbe odaklanarak zihnin akordunu, dhayana (meditasyon) ruhun tüm bu yapılardan tenzih olmasını ve akışa geçmeyi, samadhi Varlık’ta daim olmayı anlatır. Guénon: “Hıristiyan yoga” ifadesinin uygunluğu ile ilgili olarak St. Bernard’ın consideratío, contemplatio ve excessus veya raptus’unun tam olarak dhârana, dhyâna ve samâdhi’ye karşılık geldiğine işaret etmemiz yeterlidir.” (Samadhi’nin “ekstazi” (esirme) olarak çevrilmesi Hindu düşünce yapısına uymamaktadır.) “Sekiz fakülte Yoga (bileşme) için hazırlayıcı vasıtaları ve aynı zamanda sekiz makamı anlatır.” (Coomaraswamy)

26- Maya kelimesinin manyetizma kelimesiyle bağlantısı bu noktadan hareketle kurulabilir.

27- “Doğumla olmasa da …. Ben kendi Maya’mdan doğdum.” Bhagavad Gita, 4:6  (Guénon)

28- Bu son merkez, bilincin merkezi olmakla ve ferdiyetin ötesinde bulunmakla çakralar arasında sayılmaz. (Guénon) Bu durumda – galat-ı meşhurun aksine – sadece altı çakradan bahsedilir.

29- Sağlık anlamında çakraların açılması ise farklı bir durumdur ve bu anlatımdaki ile aynı şey değildir. Çünkü çakraların (Eski Türkçe’de “tigin”) bir içe bir de dışa dönük iki kısmı vardır. İçedönük, latif olan çakra İslam Tasavvufu’nda “letaif” olarak anılır. Anlatımda çarka ile kastedilen letaiflerdir. Sağlık durumu çakraların kesif olan kısımları ile ilgilidir.

30- Upanişadlarda aktarıldığına göre, Mokşaya bir kutsal sesle gidilir. Bu ses “Om” hecesidir. Son başta gizlidir. Kainat Brahma tarafından “Om” sesiyle yaratılmıştır. “A, u ve m’den oluşan bu Om hecesi, Atman’ın sesli biçimidir.”  (Maitri Upanişad, 6:5) En latif olanından fizik bedenin uzuvları gibi en kesif olanına kadar her bir ilke ve tezahürün bir mantrası (zikri) mevcuttur. Yaratıcı Gücün kutsal kelâmı ise Purusha’dadır. Bu nedenle insana “Mantra Puruşa” da denir.

31- Kundalinin uyandırılması bir Guru tarafından inisisiyatik olarak gerçekleştirilirse buna “shaktipat” (pata: düşme) denir. Yıldırım ve yağmur sembolleriyle de anlatılır. Yoga’da bedenin güçlendirilmesine yönelik uygulamalar aynı zamanda Shaktipat için yapılan birer hazırlıktır. Eski Yunan’daki “pneumathikon” (Özgüney) ile benzeşir. İngilizce: In-spiration (Lat. Spiritus: Üflemek.) Sans. “Vani” (söz, ses, insan sesi (voice)) kelimesi de bununla ilgilidir. (va: üflemek; gitmek, vayu: hava). Aynı kökten “nir-vana”: ing. de-spiration (soğurulma).

32- Nirvana: (dışarı) üflemek. Nis, nir: dışarı + va: üflemek. Ateş’in ve mumun üfleyerek söndürülmesini de anlatır. İslam Tasavvuf’undaki fenafillah mertebesi ile çoğu kez karşılaştırılmıştır. Bu geniş ve tartışmalı konuya dair bir sezgi uyandırması ümidiyle Mevlânâ Celaleddin-i Rumî Hazretleri’nin fena için bir sözünü aktaralım: “Hani mumun yalımı gibi. Güneşe karşı yok olur, ama gene de var sayılır.” (Mesnevî-i Şerif, 3:3669-73 (3670-73))

33- Çeşitli kaynaklarda Hinduizm ve Buddhizm’in farklı görüşlerinin altı çizilse de Haçerlioğlu’nun şu notunu aktarmak isteriz: “Buddhist inançlarına göre Buddha, bütün bilgilerini Brahma’dan almıştır, artık olgunlaştığını ve bildiklerini başkalarına öğretmesi gerektiğini kendisine Brahma söylemiştir, Buddha da Brahma’dan aldığı bu buyrukla kalkıp Benares’e gelmiştir. Buddha’nın ünlü Benares söylevi, Brahma’nın kendisine verdiği bilgilerin ürünüdür.” “Buddhizm, sonradan biçimlenmiş olan temel yapısında […] tanrısız [“atheistic” değil “nontheistic”] bir inançtır.”

34- Hindu teolojide subutî (olumlama; izafî bilgiler ve atıflar yükleyerek) ve selbî (yadsıma) olmak üzere Brahman iki şekilde anlatılır: “Her nitelikten münezzeh olan nirguna [nir: ing. “out”, guna: nitelik] Brahman ve bütün niteliklere sahip olan saguna [sa: ing. “with”] Brahman.” (Widgery, 1971) Birlik, bu ikisini bir bilmektir. Bunun yanında “Advaitist konuşmacılar, dinleyicilerine hitap ederken, her kişiye ayrı ayrı hitap ederlerdi.  [Bu durumda] Brahman, bütün nitelikleriyle sagunadır.” (Widgery, 1971) Çünkü o bütün arızların da yaratıcısıdır. (Hermes’in inisiyelerine ve halka seslenişinde kullandığı iki ayrı dili hatırlayabiliriz.) Nirguna Brahman niteliklerden münezzeh, saf varlık, saf bilinç, bilinemez olandır, hiçbir şeyi dışarıda bırakmaksızın sınırsız olandır, kişiselleştirilmemiştir veya kişisel değildir. Saguna Brahman ise niteliklere sahiptir, varlık-bilinç-sevinç (sat-chit-ananda; saççidananda, Sri Aurobindo’nun sıkça altını çizdiği bir kavramdır) nitelikleridir. Dünyaya üç ilişkiyle bağlı kişiselleşen bir tanrıdır ki bunlar Brahma-Şiva-Vişnu ve onların dişil yönleridir (daha sonra ortaya çıkan Hindu trimurtinin kaynağıdır). Hindu üçlemesindeki (trimurti) üç tanrı, Brahma-Vişnu-Şiva (Rudra); Yaratan-Gözeten-Yok eden; bir romanda geçen benzetmesiyle; GOD: Generator-Observer-Destroyer.

Başlıca Kaynaklar:

Bobaroğlu, Metin. Anadolu Aydınlanma Vakfı Toplantılarından notlar

Challaye, Félicien. Dinler Tarihi

Coomaraswamy, Dasgupta, Surendranath & Guénon, René, Doğu Bilgeliği

Frawley, David, Yoga and Ayurveda

Guénon, René, Man and His Becoming According to the Vedanta

Guénon, René, Studies in Hinduism

Hançerlioğlu, Orhan, İnanç Sözlüğü

Koller, John, Asian Philosophies

Özgüney, Turgut, Kadim Yunan bilgeliğine dair sohbetlerden notlar

Upanishadlar, Çev. Korhan Kaya

Widgery, Alban G, Tarih Boyunca Büyük Öğretiler