Hiçbir Şey

20 Eylül 2016
Sayı 63 - Ekim 2015

ilk önceleri kıtada yaşayan halka köpek muamelesi yaptılar..

sürüler halinde kırbaçlayarak, döverek ellerini ayaklarını zincirlere vurup gemilerle uzak ülkelere götürüp mal gibi sattılar..

 

sonra yetmedi..

almanı, belçikalısı, hollandalısı, fransızı, italyanı, ingilizi, bir zaman önce insanlarını esir ettikleri yerlere gidip bu sefer kene gibi yapıştılar o yerlere..

yerleştiler..

kene gibi..

ve bit gibi, sülük gibi kanlarını emdiler..

topraklarını istila ettiler..

toprağın, kıtanın verebileceği bütün zenginlikleri aldılar.. ve karşılığında eziyet, kötü muamele dışında afrika’ya, halkına hiçbir şey ama HİÇBİR ŞEY vermeden..

aldılar ve ülkelerine götürdüler..

ve afrika halkına halen bir köpek muamelesini reva gördüler..

bu arada habeşistan’da, cezayir’de, libya’da ve bir sürü yerde toplarıyla tüfekleriyle milyonlarca afrikalıyı öldürmekte de hiçbir sakınca görmediler..

 

bunlar yetmemiş gibi daha sonra ektikleri nifak tohumları büyüyüp de insanlar birbirlerini öldürmeye başlayınca; açlık sefalet, yoksulluk, çaresizlik sardı ülkeleri..

bir karış suda boğulmayı göze alarak, ölümü umursamadan bir zamanlar kendilerini, iliklerine kadar sömürenlere sığınmaya koştular.. deniz aşırı.. dikenli tellerden..

 

medeni(!) avrupa’nın bir kısmı akın akın gelen bu müslüman belasına karşı tel örgüler, duvarlar çekti..

medeni(!) avrupa’nın bir kısmı “on bin kişi alabiliriz” dedi..

medeni(!) avrupa’nın bir kısmı bunları televizyonlarda söylerken, başlarının üzerinde sanki pırıl pırıl ışıldayan aziz halkaları vardı..

 

medeniyet çok ilerledi..

insanlık büyük aşamalar kaydetti..

 

tuhaf olan:

fiyatlar düşmesin diye çöpe dökülen, festivallerde zevk için insanların üzerine boca edilen tonlarca, ama tonlarca domates, yakılan peynirler, atılan sütler, sofralarda yarım kalmış ekmekler, yemekler çöpe dökülürken; sırf ekonomi dengelerini cambazlamak için heba edilen bunca yemek içmenin onda biri bu insanlara gönderilmiş olsa.. idi.. zamanında.. el altından.. bağırıp çağırmadan..

 

yunan’ın basit “bir evin idaresi” olan “ekonomi” serbest oldu, üniversal oldu, liberal oldu, kapitalist oldu, azgın oldu, sömürgen oldu, yalnızca tüketmek için üretir oldu.. velhasıl “bir evin idaresi” olmaktan çıktı..

daha azteklerin ve inkaların altınlarını çalmak için yola çıkan eşkıya takımının iliklerine kadar işlemiş olan “öteki” ve o öteki’nin pekâlâ köpek muamelesi görme alışkanlıkları ve meziyetleri(!) gelip bu vahşi kapitalizm’e dayandı.. dayandı mı?..

 

daha sonra, çok sonraları, daha sonraları afrika’nın (zavallı afrika) bir ucunda bembeyaz istilâcıların kurdukları sistem de yukardaki “ötekileştirmeden” farklı mıydı ?..

hayır..

kurdukları sistemin adı “apartheid”.. yani ingilizce açılımı ile ”the state of being apart”..

apart..

diskriminasyon…

ayrımcılık..

 

sonra ne olur?..

“bir kez geçer, bir insan bir karşı’ya,

ondan sonra artık her-şey karşıdır.

orada bir dur-yeri olsaydı ya..

olmaması bir karşı-yarışıdır”

 

dedi güzel adam özdemir asaf..

 

ve karşıya geçtiğimiz bu yarışta, ötekileştirdiğimiz, ayırdığımız, diskrimine ettiğimiz “öteki karşı” artık bize yabancıdır..

 

bana göre “entfremdung” denildiğinde marx ya da feuerbach ne anlatmak isterlerse istesinler..

içinde yaşadığı bu doğaya zaten ait olmayan insan, ancak diskrimine ederek öteki insana yabancı düşer..

 

 

bu, doğanın umurunda bile olmaz..