Görmeyi Öğrenmek

30 Ekim 2016
Sayı 23 - Nisan 2012

17. yüzyılda, karısı kör olan filozof William Molyneux, dostu John Locke’a şu soruyu sordu: “Doğuştan kör bir adamın, şimdi yetişkin olduğunu ve eliyle dokunmak suretiyle küreyi küpten ayırabildiğini varsayalım. Bu kişi görme yeteneğini kazandıktan sonra, elleriyle dokunmadan hangisinin küp, hangisinin küre olduğunu söyleyebilir mi?”(1)

John Locke 1690’da kaleme aldığı “İnsanın Anlama Yeteneği Üzerine” adlı denemesinde bu konuyu ele alır ve cevabın “hayır” olduğunu söyler.

1709 yılında, “Yeni bir Görme Kuramı” adlı yazısında George Berkeley bu sorunu daha ayrıntılı olarak inceler ve dokunma dünyasıyla görme dünyası arasında organik bir bağlantı olmadığını, böyle bir bağlantının ancak ‘deneyimle’ kurulabileceğini ileri sürer.

1728’de bu savın deneyini yapma şansı doğar. İngiliz cerrah William Cheselden, doğuştan kör olan 13 yaşındaki bir çocuğun gözlerindeki kataraktları alır. Çocukta herhangi bir zekâ geriliği ya da zihinsel başka bir kusur olmamasına, hatta çok zeki olmasına rağmen ameliyattan sonra en basit görsel algılarda bile büyük zorluklar yaşar. Mesafe kavramı oluşmamıştır. Mekân ve büyüklük kavramları yoktur. Gerçekliğin iki boyutlu temsili olan resimler onu şaşırtır. Cheselden, çocuğun bir objeyi arka planından ayırt etme yeteneğinin neredeyse hiç olmadığını, birbiri üstüne binmiş objeleri mesafe ve derinlik kavramı olmadığından ayıramadığını (Şekil 1), hatta tek bir objenin parçalarını bile bir araya getirmekte zorlandığını tespit eder. Berkeley’in tahmin ettiği üzere ancak zaman içinde ve görsel deneyimleriyle dokunma deneyimleri arasında bağlantı kurarak gördüklerine anlam katabilir (Şekil 2, 3, 4).

Doğuştan gören kişiler olarak, bu zihin karmaşıklığını çok kolay anlayamayız. Bütün duyularımız sağlam doğmuşuzdur. Dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren 5 duyumuzun da ortak ve eşdeğerde çalışmasıyla, duyularımızı birbiriyle ilişkilendiririz. Böylece görsel objelerin, kavramların ve anlamların birbirini tamamladığı anlamlı bir dünya oluştururuz. Dünya önümüze serilmiştir, ama verilmemiştir. Biz onu, yıllar süren çabalarımızla, süre giden tecrübelerimizle, sınıflandırmalarımızla, belleğimizle, çağrışımlarımızla kurarız.

Sonradan gözleri açılan bir kişi, bu yıllar süren deneyimden (“görmek tecrübeye ve öğrenmeye bağlıdır” savına istinaden) yoksun olduğu ve aslında tam anlamıyla bir bombardımana uğradığı için, görmesine rağmen gördüklerine anlam yükleyemez. Görsel belleği gelişmemiştir. Üstüne üstlük diğer duyuları yıllardır kendi deneyimlerini edinmiştir, bir de olmayan 5. duyunun işlevini yerine getirmek için o duyunun da yükünü omuzlamışlardır. Görme duyusu ise çok gerilerdedir. Retina ve optik sinirler fizyolojik olarak görevlerini yerine getirir, veriler beyne aktarılır, ancak beyin bunları anlamlandıramaz. Nörolojik deyimi agnozi(2) olan bu durum Dr. Oliver Sacks’in vakalarından birinde oldukça ayrıntılı biçimde ele alınmıştır.(3)

Gören insanlar olarak uzam-zaman algısında yaşarız. Körler ise sadece zamanda yaşarlar. Objelerin eşzamanlı algılanmasına aşina değillerdir. Körler birbiri ardına sıralanan ardışık izlenimlerle (dokunma, işitme, koku izlenimleri) dünyalarını kurarlar. Görsel algıyı belirli bir anda görsel bir sahneye çeviremezler. Bu nedenle çok basit bir nesneyi bile bir araya getirerek bir seferde ne olduğunu kavramaları imkânsız gibidir.

Dr. Oliver Sacks, dünyanın görsel yönden yapılandırılmasının ve kurulmasının çok zorlu bir iş olduğunu söyler. Gören kişiler olarak, bunu her gün binlerce kez, bilinç dışında, bir bakışta uyguladığımız için, bu ilksel (primer) yapılandırmanın farkında bile olmayız (normal olarak serebral korteksin yarısı görme sürecine ayrılmıştır). Görme yetisini sonradan kazanan bir kişinin yaşadığı en büyük sıkıntılardan biri de budur, ilksel yapılandırmayı farkında olarak geçirmek durumunda kalmak. Bu da öğrenme çabasını zorlaştıran bir yüktür. Bebekler bu çok güç keşif işini, bilinçdışı olarak o denli muhteşem bir şekilde yapar ki, bu olağanüstü karmaşık yapının farkında bile olmazlar. Bebek sadece öğrenir, bu upuzun bir uğraştır, ama çelişkiye ve soruna yer yoktur. Ancak yeni görmeye başlayan bir yetişkin, ardışık algılamadan görsel-uzamsal algılamaya radikal bir geçiş yapar ve bu, yaşamı boyunca edindiği tecrübeleri bir çırpıda silen bir geçiştir.

Sonradan görmeye başlayan kişiler üzerinde yapılan klinik gözlemlerde, bu kişilerin asla normal, doğuştan gören bir insanın görme kapasitesine ulaşamadıkları, görsel duyularının gören biri kadar baskın olmadığı tespit edilmiştir. Görmelerine rağmen beyinlerinin anlamakta güçlük çektiği ve hep diğer uzvun yardımını istedikleri de gözlemlenmiştir. Körlükleri içinde kendi normlarınca neşeli ve kendine yeter biçimde yaşayan bu insanlar görmeye başladıktan sonra iç huzur ve özgüven kaybına uğramışlardır. Bu görüntü ve uzamdan oluşan karman çorman dünyada yaşamaya çalışmak ve uyum sağlamak için çabalamak, çoğu hastada ciddi psikolojik sorunlara yol açmış, hemen hepsini ağır depresyonlara sürüklemiş, hatta sonunda intihar edenler ya da depresyona bağlı ağır fiziksel hastalıklardan ölenler olmuştur. Bu durum da, konunun nörolojik yönüyle olduğu kadar –çünkü görmeyi öğrenmek sinirsel işlevlerde olduğu kadar, psikolojik işlevlerde de, yani benlik ve kimlikte de köklü bir değişim gerektirir– psikolojik ve insani yönüyle de paralel olarak ele alınmasının önemini ortaya koymaktadır.

(1) Bu olay, ampirizm felsefi görüşünde, duyulardan kazanılan bilgiyi tanımlamak ve farklı duyuların arasındaki korelasyonu sorgulamak amacıyla bir düşünce deneyi olarak ortaya konmuştur. Bu düşünce deneyi ki o zamanlar düşünce deneyi idi, rasyonalizm ve ampirizm arasındaki, dünyayla ilgili bilgimizin hangi dereceye kadar deneyimden ya da idrakten ileri gelmekte olduğu tartışmasının altını çizer.

(2) Agnozi; ilgili uzuvda herhangi bir bozukluk olmadan sinir sisteminin belirli bir yerindeki lezyondan ileri gelen algı kaybı veya yokluğudur. Bir nevi zihin körlüğü olarak da adlandırılabilir.

(3) Mars’ta Bir Antropolog, Oliver Sacks, Yapı Kredi Yayınları, “Görmek ve Görmemek”, sayfa: 116–154

Kaynaklar:

Mars’ta Bir Antropolog, Oliver Sacks, Yapı Kredi Yayınları

Constructing The Visual Image, Richard L. Gregory, Eye and Brain, 1966

• Recovery From Early Blindness, A Case Study by Richard Langton Gregory & Jean G. Wallace

• Out Of Darkness, Sight: How The Brain Learns To See, www.physorg.com, Eylül 2009

• Recovery From Blindness, Wikipedia