Geometri Sanatı

26 Ekim 2016
Sayı 03 - Ağustos 2010

Ezoterizm, yerin içine seyahat; geometri ise yerin ölçümlenmesidir. Ezoterizm bir seyahat iken; geometri, aklın içsel seyahatindeki kavramlarını konu eder. Geometrisiz bir ezoterik seyahat yapıldığını söylemek, seyahatin düzeninden habersiz olmaktır.  

Günümüzde birçok yazılı eserde, geometri, aritmetik ile beraber matematiğin bir bölümü olarak ele alınır. Bu durum kısmen doğru kabul edilse bile, geometrinin gerçek konumunu ve beraberce anıldığı diğer bölümlerin kaynağı olduğu hakikatini perdeler. Bunu bilmemek geometrinin sadece bir şekil-bilim seviyesinde tanınmasına yol açmıştır. Geometriyi doğanın dili olarak görmek Hermetik öğretinin, “Aşağıda ne varsa, yukarıdaki gibidir” ilkesinin kaçınılmaz sonucudur. 

Külli aklın kendinde seyahati, bu görünüşler dünyasının süduruna sebep olmuştur. Akıl tek olduğundan, doğada geometrinin görünüşlerini saptaması kendini seyretmesidir. Öyleyse; aşağıdaki yukarıdaki gibidir, yukarıdaki aşağıdaki gibi değil. “Gibi olan” ikincildir.

Yukarıdaki mükemmelken, aşağıdaki onun gölgesi mertebesindedir. 

Geometriyi geometrik şekiller olarak bilmek, onun gölgelerine şahitlik etmek olur.. 

Geometri, bir sembolle temsil edilmek istense, bu sembol sadece “dik üçgen” olabilir. Çünkü; bütün geometrik şekiller sadece dik üçgenlerle oluşurlar. 

Avadanlık olarak dik üçgen gönyedir.

Bu söyleme konikler de dahildir.

“A² + B² = C²”  Euclides’in 47. problemi ya da Pithagoras teoremi, bir dik üçgenin analitik ifadesi olup bütün şekillerin de (daire, elips, vs. dahil olmak üzere) analitik ifade formudur. 

Aslında çok karışık zannedilebilen geometrik ifadeler aklın kendisi olduğundan, akıl için kavranılması en kolay şeylerdir. 

Nokta, aklın zatiyeti olduğu için, dizge nokta ile başlar.

O her yerde olduğu gibi hiçbir yerdedir de.

Boyutsuz ve ölçülemezdir, parçası olmayandır.

Saltık nokta üzerinde akıl yürütmek imkansızdır.

Onun için noktayı belirlemek ilk adım olacaktır.

Ancak ve ancak; çemberin merkezi olarak nokta belirlidir. 

Çemberin çevresine her bir konumdan eşit uzaklıktadır ve geometricilerce bilinen, belirli bir yerdedir.

Bu belirleme aynı zamanda noktayı sınırlamadır… 

Bütün geometrik kavramlar bu sınırlamanın ya da belirlemenin mertebesini düşürerek elde edilir.

Diğer bir deyişle; bütün geometrik şekiller, çemberin üzerinde birbirine eşit uzaklıktaki noktaların belirlenmesi sonucunda elde edilmişlerdir. Yani merkeze ve birbirine eşit uzaklıkta bulunan çember üstündeki üç nokta üçgendir, yedi nokta yedigen… vs. Bu şekillerin belirleyici her bir noktası köşeleridir yani gen’leridir. 

Üçgenin üç köşesi, dörtgenin dört köşesi vardır… vs.

Çember ise sonsuz köşelidir. Böylece sonsuz köşeli olan sonsuz; sınırlayıcı ve belirleyici olarak bize merkezi vermiş olur. 

Kağıt üzerinde kalemin ucu ile gösterilen nokta değil, onun sembolü olan “iz”dir. Çünkü; nokta asla saltık kendisi olarak görünüşe gelmez. 

Geometriye en uygun gösterim noktayı bir çemberin merkezi olarak göstermektir; fakat iki doğrunun kesişiminde göstermek de yaygındır. Bu da ancak çelişkinin olduğu yerde aklın belirlemeye olanaklı olduğuna işaret eder. Her çelişki bir ilişkidir. 

Geometrik avadanlıklar birden çoktur ve “gerçek” geometriciler, bütün avadanlıkları kullansalar da sadece pergelin gerekli ve yeterli olduğunu bilirler.  Geometrik şekillerin tamamı başka hiçbir avadanlığa ihtiyaç olmaksızın yalnız pergel ile çizilebilirler.

Hatta diğer tüm avadanlıklar, pergelin türevleridirler.

Pergel, geometriciler için, geometri dünyasındaki ana kavramın sembolü olarak görünür. 

Geometrinin kendi dünyasında, dışarıdan hiçbir dayanak aramaksızın ve asla şüpheye düşmeksizin yürüyebileceğimiz biricik yol vardır. Aksiyom ve postulatları ile koyulan geometrik dünyada, “sana göre, bana göre” diye ifade edilebilecek bir adım dahi yoktur. 

Her şey çok düzenli ve açık-seçiktir. Bu haliyle geometri sadece içsel değil dışsal dünyanın da düzenlenmesi için anlayış sağlar. Ayrıca; iletişim olarak da kullanılabilen, güvenilirliği dolayısıyla emin bir dil olarak işlevselliğe sahiptir. 

Hiçbir bilimsel metin yoktur ki geometrik olmasın ve anlatım dili olarak geometriyi veya geometrinin türevlerini kullanmamış olsun. Geometri yapmadan bilimsel konularda çalışmak, gramer bilmeden, yani ne ile konuştuğunu, ya da neyin konuştuğunu bilmeden konuşmaya benzer. 

Ne yazık ki; bu durumda olan, bu konuda yazılmış makalelere muhalefet yapan ve kendini bilim adamı olarak nitelendirenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.