Geçmişten Geleceğe Ütopya Kentler

Ütopya - 2018

Utopia / Eutopia, “yasalarında, yönetiminde ve toplumsal koşullarında ideal bir mükemmelliğe sahip yer,” olmaklığı ile mevcut düzene alternatif yaşayış biçimlerinin uygulamaya konulduğu kentlere ilhâm olmuş bir kavram. Kaydedilmiş ilk ütopya-toplum önerisinin yer aldığı Platon’un Devlet’inden çok önceleri bile, insanlık vizyonunu mükemmelleştirme çabası yolunda elindeki tüm olanakları etkin biçimde kullanmış topluluklara ev olmuş kentlere rastlıyoruz. İster manevi öğretilerin “tanrısal şehir” hayâline hizmet için, ister modern mimarların süper teknolojik plânları olarak, isterse de toplum mühendisliği girişimleri adına kurulmuş olsun, bu kentlerin bir kısmı hatırı sayılır süreler hayatta kaldı. İlk çıkış ütopyası ile varlığını bugün de sürdürebilen şehirlerin sayısı pek fazla değil ve ister istemez birer toplumsal deney olarak hâlâ inşa sürecindeler. Ancak bütün bunlar insanlığın mükemmeli inşa etme çabasından vazgeçeceği anlamına gelmiyor. İnsanlık deneyimini iyileştirme çabasına olumlu veya olumsuz katkılarıyla, gerçekten inşa edilmiş kentlerden bazılarının öyküleri:

Harappa kapısı

Harappa ve Mohenjo-Daro:

İ.Ö. 3300 ve 1200 arasında varlığını sürdürmüş İndus Vadisi Uygarlığı’nın yazısı hâlâ tam olarak anlaşılamamış olsa da, arkeolojik kazılar gelişkin bir şehir planlamacılığına ve kentsel çevre tasarımı ile ilgili teknik ve siyasi yöntemlere dikkat çekiyor. Binlerce dönümlük arazileri kaplayan Harappa (Pakistan’ın Pencap eyaleti) ve Mohenjo-Daro (Pakistan’ın Sind eyaleti) ile birlikte bu kültüre ait ya da ondan etkilenmiş olarak bilinen yüzlerce yerleşim alanı daha var. Uygarlığın nüfusunun en parlak döneminde beş milyona eriştiği düşünülüyor. Kalıntılarda yerleşim alanlarıyla yönetim merkezleri ve kamu alanlarının etkileşiminin çok iyi planlandığı bir kent yapısı gözlemleniyor. Bu kentler günümüzden 4500 yıl önce 40.000’e kadar insanın barındığı, dikkatle planlanmış cadde ve sokaklara, temiz ve atık su kanallarına –hatta ev içi su tesisatlarına– ve lüks ürünlerin de satıldığı ticaret merkezlerine sahipti. Mühürlü, standartlaştırılmış ağırlık ölçüleri Ortadoğu’ya kadar uzanan güçlü ticari bağlantılara işaret ediyor. Harappalılar tersane, tahıl ambarları, depolar, tuğla zeminler ve sur duvarları ile gelişmiş mimari örnekler sergilemişlerdir. Bu devasa duvarların kentleri sellerden koruduğu ve askeri çatışmaları engellediği düşünülmektedir.

Bunlara rağmen kimi tarihçi ve arkeologlara göre belki de İndus Uygarlığı’nın ortaya koyduğu en büyük ilerleme, barışçıl ve eşitlikçi düşünce ve ideallerdi. Mezopotamya ve Antik Mısır’ın aksine İndus Uygarlığı sakinleri çok büyük, anıtsal yapılar inşa etmemişlerdi. Saray ya da tapınakların –hatta kral, ordu ve rahiplerin– varlığına dair kesin bir kanıt bulunmamaktadır. Kazılarda seramik ve çeşitli madenlerden yapılmış yetkin zanaat ve sanat örnekleri bulunurken çok az silaha rastlanmıştır. Şimdiye kadar yüksek duvarlar dışında hiç askeri yapı ve çatışma kalıntısı bulunmamıştır. Sanat eserlerinde savaş sahnelerinin betimlemelerine de rastlanmaz. Harappa ve kardeş kentleri henüz tam anlaşılamamış olan nedenlerle terk edildi. Sert iklim değişikliklerinin neden olduğu açlık ve salgın hastalıklar ile göçler en güçlü savlar arasında. İndus Vadisi Uygarlığı üzerine çalışmalar devam etmekte ve yeni bulguların çıkarımları insanlığa ışık tutmayı sürdürecek gibi.

Palmanova

Palmanova:

Yıldız şeklinde planlanmış geç dönem Rönesans kale kentlerinin bir örneği olarak 1593’te Venedikli liderlerce kuruldu. Palmanova’nın kuruluş niyetlerinden biri kentin çiftçiler, zanaatkârlar ve tüccarlardan oluşan sakinlerinin toplumda eşit ve etkin bir rol sahibi olduğu, kendi kendine yeten bir topluluk olmasıydı. Amerikalı Profesör Edward Wallace Muir Jr, Palmanova’nın, “hümanist teorisyenlerin kâğıt üzerinde etkileyici olup yaşanabilir yerler olmakta pek de başarılı olamayan ideal kentlere bir örnek” olduğunu söylemiştir. Kentin kuruluşundaki ana amaçlardan biri de Osmanlı ve Avusturya istilâlarına karşı Venedik İmparatorluğu’nu savunmaktı. Mükemmele yakın bir şehir olmasına karşın yapıldıktan sonra kimse orada tecrit hâlde ve istilâlara sürekli açık olarak yaşamak istemedi. Palmanova’ya çok geçmeden askeri personel yerleşti; 1622’de çok sayıda affa uğramış eski mahkûmu da sakinlerine kattı. Sıkıntılı bir ütopyanın hatırası olan kent bugün bir Unesco Dünya Mirası şehri olarak hâlâ ayaktadır ve 5400 kişinin evidir.

Royal Arc-et-Senans

Royal Arc-et-Senans:

Fransız tuz madenleri yakınındaki Arc-et-Senans’da endüstriyel bir bölgede bir gün bir ütopik kent kuruldu. İşçiler ve aileleri için tasarlanmış kentin mimarı, yaşamı boyunca toplulukları etkileşim içinde bir arada varoluşa davet eden başka kentler de planlamış olan Claude-Nicolas Ledoux idi. Binaların yerleşimi tuz çukurları etrafında dairelere yayılmıştı. Yerel tuz hasadı 1779’da başladı ve neredeyse 200 yıl, 1962’ye kadar devam etti. Kent işlevselken katı çalışma koşulları nedeniyle topluluğun herhangi bir plana göre işleyemediği söylenir. Bu çökmüş ütopyanın kalıntıları bugün hâlâ Chaux ormanında bulunuyor ve Unesco Dünya Mirası koruma alanları arasında sayılıyor.

Drop City:

Bir “hippi komünü” olarak nitelenebilecek ilk yer olan Drop City, ABD’nin Colorado eyaletinin kırsal güney kesimindeki 30 dönümlük bir araziye 1965’te kuruldu. Kent, bazı ilerlemeci film yaratıcıları ve sanat öğrencileri tarafından Amerikan kapitalizminin ve sömürgeciliğinin etkin bir reddi olarak ve eşitlikçi bir varoluşu amaçlayarak inşa edildi. Kurucularının niyeti daha önceleri Kansas Üniversitesi’nde geliştirdikleri drop-art akımı doğrultusunda, yaşayan ve inşası hep süren ve de dünyanın her yerinden herkese açık olacak sanatsal bir şehir yaratmaktı. Drop City, ünlü fütürist mimar ve mühendis Buckminster Fuller’in tasarım ilkelerinden ilham alınarak kubbe benzeri yapılarla inşa edilmişti. Yapılarda alüminyum içecek kutularından araba tavanlarına kadar çeşitli geri dönüşüm malzemeleri kullanılmıştı. Derinlikli bir hayal olarak başlayıp dünyanın her yerinden hippilerin akınına uğrayan ve motorcu çetelerinin de alanda kamp kurmaya başlamasıyla tekinsizleşen kentte gerçekleşen bir cinayetle birlikte yolun sonunda gelindi. Bir sığır çiftçisi araziyi satın aldı ve kubbelerin sonuncusu da 90’larda yıkıldı.

Brasilia

Brasilia:

1700’lerden itibaren Brezilya’nın başkenti Rio de Janerio idi. Ama 1800’lerin başında çeşitli güçlü yerel kimliklere ve geniş topraklara sahip ülkenin daha merkezi bir biçimde yönetilebileceği bir başkent için baskılar arttı. 1950’lerde Fransız mimar Le Corbusier ve modernist öğrencileri resme girdi ve bu sonunda gerçekleşti. Le Corbusier 20. yüzyıl modernizmine hizmet eden bir sürü devasa plan ortaya koymuştu ve gökdelenler ve modern teknolojiye güvenen otoyollar ile yaya yollarının ayrıştırıldığı mükemmel çağdaş kenti tasarlama iddiasındaydı. Bu kent tasarımının insanlığı etkin bir sanayi toplumuna yönelteceğini umut ediyordu. Le Corbusier’nin düşünce okulu Brasilia’da (ve birkaç yerde daha) iyi günlerini bir süre yaşadı. Brasilia’yı mimarlar Lucio Costa ve Oscar Niemeyer tasarladı. İnşaat 1956’da başladı ve devasa parklar ile kıvrımlı, modern kamu binalarının yükseldiği uzun yıllar boyunca sürdü. Şehir, bugün Brezilya’nın dördüncü büyük kentidir. Ancak bunun ötesinde kent Le Corbusier’nin hayallerini kurduğu yaşayışa erişilen bir yer olamadı. Mimarın otomobil aşkı çalışan sınıf için yeterli konut yapılamamasına ve kentin kontrolsüzce büyümesine sebep oldu. Bugün Brasilia’nın kuruluş nedenleri konuşulduğunda umut ve hayal kırıklığı bir arada anılıyor.

Maharishi Vedic City

Maharishi Vedic City:

Bu kentin sakinleri mutlaka günde iki kez meditasyon yapıyor. ABD’nin Iowa eyaletindeki şehir 2001’de Maharishi Mahesh Yogi’nin takipçileri tarafından transandantal meditasyon ilkeleri altında kuruldu. Hareket kısmen de, 60’larda Beatles tarafından yaratıcısının popülerleştirilmesiyle de büyümeyi sürdürmüştü. Şehir, beş kişilik bir konsey tarafından Veda temel alınarak ve ahenk, denge ve doğaya öncelik verilerek yönetiliyor. Kenti oluşturan on halkaya yerleştirilmiş birbirinin aynı tüm evler güneşin yolunu izleyerek Doğu’ya dönük olarak konumlanmış. Her bir evin merkezinde özel olarak sessizliğe ayrılmış bir oda bulunuyor. Kentin evren modelinde tasarlanmış kendine ait bir rasathanesi, otel ve kaplıcası ve çocuklara transandantal meditasyon ilkelerinin öğretildiği bir devlet okulu bulunuyor. Enerji yenilenebilir kaynaklardan üretilirken, gıda ihtiyacı yapay gübre ve böcek ilaçlarının kullanımının yasak olduğu dev çiftliklerce sağlanıyor. İhtiyaç fazlası ürünleri de ABD dışı pazarlarda bile alıcı buluyor. Maharishi Vedic City sakinleri manevi bir öğretinin ışığında kendi kendine yeten refah içinde bir topluluk deneyimini yakalamış görünüyor.

Arcosanti

Arcosanti:

Kent, Arizona çölünde 1970’te İtalyan mimar Paolo Soleri liderliğindeki bir komüne ev olmak üzere kuruldu. Soleri, kentin doğa ve mimarinin mükemmelen birlikte var olacağı, on binlerce insanın yaşadığı bir anakente dönüşeceğini hayal etti. O zamandan beri binlerce gönüllü ve bazı kalıcı sakinler bir kent ile birlikte bir topluluk inşası üzerine çalışıyor. Soleri’nin çölde mimarlarla özgür zihinleri bir arada yaşatma hayalinin küçük bir kısmı gerçekleşmiş oldu. Turizm, çalıştaylar ve yerel olarak üretilen seramik ve bronz nesnelerin satışıyla kaynak sağlanan ve inşası hâlâ süren kentte ilk projenin sadece %4’ü tamamlanabilmiş.

Shenzhen

Shenzhen:

Komünist Parti’nin daha muhafazakâr kesimi yabancı kuruluşlarla bazı uzlaşmalara varıp bırakınız yapsınlar ekonomisine ulaşmanın yollarını plânlamaya başladığında Mao’nun ölümünün üzerinden çok fazla geçmemişti. Böylelikle sakin bir kıyı kentini dünyanın gördüğü en büyük sanayi üslerinin yer aldığı, teknoloji, eğitim ve ticaret merkezi olacak devasa bir endüstriyel anakente dönüştürmeyi hayal ettiler. Oligarkların güçlü, modern Çin’in vitrini olacak bu ilk “Özel Ekonomik Bölge” için büyük plânları vardı. Bu bölgede firmalar vergi ödemedikleri için avantajlı duruma geçmiş ve inanılmaz bir hızla buraya akın ederek, kentin 15 yılda onlarca katı büyümesine yol açmışlardır. Shenzhen şu anda dünyanın en büyük imalât üssünün merkezi olarak elektronik ve ağır sanayii üretiminin sarsıcı bir miktarından sorumlu. Çin’in sıfırdan bir sanayi merkezi yaratma deneyimi bu açıdan başarılı oldu ve Batı dünyasının parlak teknolojilerinin önemli bir bölümü bu şehrin dev fabrikalarından geliyor. Bedeli ise acı bir biçimde büyük bir çevre kirliliği, nüfusun daha çoğu için ikinci-sınıf vatandaşlık ve kötü çalışma koşullarından ötürü şirketlerin intiharları engellemek için pencerelerin altına ağ gerdiği bir biçimde ödeniyor. Shenzhen, Çin’in oligarklarına ütopik miktarlarda zenginlik sağlamış olsa da fabrikalarda çarkları esas döndüren insanlar için öykü bambaşka.

Dubai

Dubai:

Petrol zenginliğinin ve küresel finans sınıfının serbest oyun bahçesi olma bileşimi ile Dubai 90’lardan bu yana süratle büyüdü. Emirlikler’in mutlak bir monarşi oluşu şehrin durmaksızın inşa edilebilmesi anlamına da geliyordu. Şeyh Raşid El Maktum, BAE’nin başına geçtiğinde modernlikte Le Corbusier’in bile ahiretten imrenerek izleyeceği bir kent yaratmak üzere devasa tasarıları vardı. Düşük vergi oranları ve yeteri kadar şatafat ile dünyanın her yerinin “elitini” kendine çekecek nedenler yarattı. Petrol zenginliği konuştu ve Dubai hızla dünyanın en büyüğü dâhil olmak üzere birçok iri gökdelenle doldu. Serbest ticaret bölgesinde bir İnternet Kenti, Medya Kenti, Denizcilik Kenti ile dünyanın en büyük kapalı kayak pisti ve özel tasarım adacıklar yapıldı. Dubai’nin iğreti refahının acımasız bir aristokrat rejim tarafından yönetilen geniş bir köle işgücüne yaslandığı da bir gerçek. Kendi toplumlarına gerekli katkıyı yapmaktan kaçınarak düşük vergi oranlarıyla iş yapmak üzere bu şehri seçen Batı’nın ekonomi büyükleri de cabası. Nüfusuna oranla gezegeni en fazla kirletme oranına sahip bu kent, turistleri abartılı uyuşturucu madde hükümleriyle karanlık hapishanelere tıkmasıyla da ünlü. BAE, ekonomik darboğaz ile karşılaşmış olsa da Bahreyn gibi komşularının başına gelen isyanlar gibi halk hareketlerini atlatmayı başardı. Tabii bunda Suudi Arabistan’ın bu türden ayaklanmaları bastırmaya yardım edecek ordusunu gönderme teklifi de muhtemelen epey etkili oldu. Ancak tarihin rehberli ışığında, tek bir öz kaynak tarafından desteklenen, halktan kopuk ve nefret dolu monarşilerce yönetilen köle toplumların, temellerinin çürüklüğü nedeniyle pek hayatta kalamadığını görebiliyoruz.

Auroville

Auroville:

“Anne, 1954’te yeni insanlık toplumunun Yüce Hakikat1 altında adil, dengeli, uyumlu ve dinamik olması gerektiğini, ancak dünyanın henüz bu ideale hazır olmadığını dile getirerek bunu Hayâl (The Dream) olarak niteledi. Auroville’in istikrarlı biçimde büyüyor olması akıllarında ve yüreklerinde aynı ideali taşıyanlara umut veriyor. Bu hayal size dokunduğunda aramıza katılmaya çekinmeyin.” Auroville’in gayesinin anlatıldığı resmi sitesinden dünyaya böyle sesleniliyor. 1968’de Güneydoğu Hindistan’da, Pondichéri yakınlarında o zamandan sonra The Mother (Anne) diye de bilinen manevi rehber Mirra Alfassa tarafından, dostu ve “integral yoga” öğretisinin kurucusu Sri Aurobindo’nun adına inşa edildikten beri faal olan bir kent. Auroville, “yeşil kuşak” denilen ormanlık bir dairenin içinde, merkezinde meditasyon odalarıyla dolu devasa altın bir kürenin yer aldığı bir galaksi biçiminde tasarlandı. Şehrin fiziksel güzelliği ancak onun ideolojik temelleriyle kıyaslanabilir. Uyrukları, inançları veya siyasi görüşleri ne olursa olsun dünyanın her yerinden barış ve ilerlemeci bir uyum içinde yaşamak isteyen insanlar için deneysel bir kent olma iddiası ile kuruldu. Kentin amacı, insanlık birliğinin gerçekleştirilmesi olarak ortaya konmuştur. Günümüzün sorunlarına hız gerektiren çözümler için artık tek tek ulus devletlerin yeterli olamayacağı ve uluslar-üstü bir büyük insanlık toplumu önerisi çıkış noktalarının önemlilerindendir. Anne, kenti, “ruhun gereksinimlerinin ve ilerleme derdinin, arzular ve tutkuların tatmin edilmesinin ve haz ve maddi keyfiyetler arayışının üzerine çıkılacağı bir yer” olarak tanımlamıştır. Kentte bugün 40’tan fazla ülkeden 2400 insan yaşıyor ve düzenli olarak gelen uluslararası ziyaretçilere de ev sahipliği yapılıyor. Ana gelir kaynakları tarım ve zanaat ürünleri olan kent bir okul ve birkaç restorana da sahip. Yasal olarak Hint devletine ait olan kentte para kullanılmıyor ve elektrik, eğitim ve sağlık hizmetleri de tamamen ücretsiz.

Kaynakça:

https://cataphract.wordpress.com/2011/03/24/the-demise-of-utopia-contexts-of-civilizational-collapse-in-the-bronze-age-indus-valley/

http://www.wikizero.co

http://airshipdaily.com/blog/05282014-utopian-cities

https://www.iflscience.com/editors-blog/indus-valley-civilization-really-non-violent-egalitarian-utopia/

https://io9.gizmodo.com/a-civilization-without-war-1595540812

https://tr.khanacademy.org/humanities/world-history/world-history-beginnings/ancient-india/a/the-indus-river-valley-civilizations

https://www.auroville.org/


Dipnot:

1 Derleyenin notu: Sri Aurobindo ve Anne integral yoga üzerine konuştukları İngilizce ve Fransızca sohbet ve eserlerinde God/ Dieu/Tanrı sözcüğü yerine The Supreme Truth (Yüce Hakikat) ya da The Divine (Kutsal) sözcüklerini kullanmışlardır.