Gadab Kavramı

Sayı 28 - Eylül 2012

“Azabından affına,

Gadabından rızana,

Senden sana sığınırım.”

(Hz. Muhammed)


Gadab Arapça bir kelime olup, “öfke, sinirlenme, kızma” anlamlarına gelir.

Gadab kelimesinin karşılığı olarak Türkçe’de sıklıkla “öfke” sözcüğü kullanılır. Gadab kavramı, İslamî yol üzerinden kadim bilgeliğe bağlı filozoflar arasında da ele alınmış bir kavramdır. Hz. Muhammed, ilk mağdubların yani gadaba uğrayanların, Yahudiler yani Hz. Musa’nın kavmi olduğunu söyler.

Sadrettin Konevi, gadabın Hakk’ın ana sıfatlarından birisi olduğunu ve sıfatlar arasında gerçekleşen ilk değerli komşuluk ilişkisinin, “gadab” ve “rahmet” sıfatları arasında gerçekleştiğini söyler. Konevi, gadabın Hakk’ın rahmet edici ve müjdeleyici sağ elinin değil, kahredici olan sol elinin hükümlerinden olduğunu belirterek gadab hükümlerinin “itidal yollarından sapan, azgın ve asi kişilerde” ortaya çıktığını ifade eder. Bu tipteki kimselerin aşırıya kaçarak sahip olmadıkları şeyleri kendi vehimlerine göre nefslerine izafe ettiklerini, işin mahiyetini bilemedikleri için de aldanıp iddiada bulunduklarını ve şirk koştuklarını söyler. Bu nedenle, Hakk’ın “el-Hakem” ve “el-Adl” isimleri ile ulûhiyetinin hakkını onlardan talep edip hakemlik yaptığını ve neticede de “ulûhiyetin haklarını ihlâl eden, onun sırrını bilemeyip kadrini takdir edemeyen” insanlara, ulûhiyeti adına gazap ettiğini söyler.

Konevi, gadabın özünün gadabla muhatap olan şeye bir rahmet olduğunu söyleyerek, gadabı muhatab yönünden 3 türlü ele alır: temizleme, koruma ve tamamlama. Koruma amaçlı gösterilen gadaba örnek olarak, bir babanın çocuğun yararını gözetmek için çocuğuna kızmasını örnek verip şöyle der: “Bununla birlikte o (baba), kendi iç dünyasında kızgın değildir, sadece gadab özelliğiyle gözükmüştür, çocuk da babasının gerçekte kızgın olduğunu zannetmiştir, halbuki durum farklıdır. Çocuğun, babasının kızgın olduğunu zannetmesinin nedeni, genel anlamda kızgınlığa delâlet eden bir eseri babasında görmüş olmasıdır, halbuki durum gerçekte farklıdır. Babanın kızgın görünmesi, çocuğun idrakinin eksikliğinden kaynaklanmıştır. Başka bir neden ise, çocuğun, herhangi bir öğretme, zorlama, terbiye ve destekleme olmadan tek başına kendi faydasını gözetecek durumda olmayışıdır. Şayet çocuk istenilen kemali tek başına gerçekleştirme gücünde olsa idi, baba o şekilde gözükmezdi ve çocuk da babası hakkında öyle bir zanda bulunmazdı.” Temizleme türündeki gadabı, altın madeninin saflaşması ve diğer madenlerden ayrışarak kendisine ait kemali ortaya çıkarabilmesi için güçlü bir ateşe atılması gerekliliğini anlatarak örnekler. Gayesi tamamlamak olan gadabın gösterilmesindeki amaca dair de, gadabta gizli bulunan rahmeti ortaya çıkarmak ve dışardan bir zorlayıcı olmadan sabrın kemalini izhar gibi örnekler verir (1).

İsmail Hakkı Bursevi, Hakk’ın rahmetinin zâti olduğunu ve Hakk’ın gadabının ise kulların isyanıyla ilişkili bir araz olduğunu ifade eder. Kendi değerini bilen ve kendi sınırını aşmayan kimseye Allah’ın rahmet edeceğini, fakat “kendi haddini bilmeyen, kendi sınırını aşan kimseye” de gadab edeceğini, ayrıca “kâfir (örtülü) olanların da” sonunun gadab olduğunu ifade eder. Bursevi, “Bir öğretmenin bulunduğu bir mecliste öğretmen edebi bilmez ve oradaki insanlara edebi tavsiye etmezse orası ilâhi gazabın mahalli haline gelir. Rahmet melekleri orayı terk eder ve edebsizlerin meclisinde bulunanlar gazaba uğrar,” diyerek edebin önemini vurgular. Gadabın terbiye babında olup hakikatte rahmet olduğunu, sûretinin gadab hakikatinin ise rahmet olduğunu belirterek bir doktorun hastayı tedavi etmek için yarayı keserek ameliyat etmesini örnek verir. Kahrın gadab olduğunu, gadabın ateş olduğunu, gadaba uğrayanın ateşte olduğunu, bu ateşin “uzaklık ateşi” olduğunu ve uzaklığın da bir örtü olduğunu söylerken, Hakk’ın vücudunun sırf rahmet olduğunu, başlangıç ve bitişin aynı olması hasebiyle de rahmetten çıkılıp yine rahmete gidildiğini, gadaba gidilmediğini, gadaba maruz kalmanın yani mağdubiyet halinin geçici bir hal olduğunu da söyler (2).

Ahmet Avni Konuk, İbn Arabî’nin Füsus’ül Hikem adlı eserinin şerhinde gadabla ilgili olarak, “Rahmeti gazabının önüne geçmiştir hadis-i kudsi gereğince muhakkak rahmet-i ilâhiye gadab-ı ilâhiyyeyi geçmiştir; yani rahmet gadabtan evveldir. Zira rahmet aslî ve gadab arızîdir. Asl olan şey elbette evveldir. (…) Ve halk madem ki yürümektedir, elbette yolun nihayeti olan rahmete vasıl olacaktır; ve rahmeten vüsul ile gadabtan ayrılacaktır,” demiş ve “Hak, ‘rıza’ ile zahir olduğu anda ‘gadab’ ile zahir olmaz,” demiştir. Aynı eserde, “elemin özü ile gadabın özünün bir olduğu” ve gadab eden kimsenin mutlaka elem duyacağı, çünkü “elemin gadabtan zuhur ettiği” ifade edilir. Dolayısıyla, bir kimse birine kızdığında, nefsini rahatlatmak için kızdığı kişiye elem verecek bir davranışla o kimseden intikam almaya çalıştığında, gadab edende doğan elemin mağduba sirayet ettiği söylenir (3).

İbn Arabî, Tefsir-i Tevilat adlı eserinde, gadabla ilgili olarak, “fakat kim kalbini kafirliğe açarsa… nefsi küfürden hoşnut olursa , inkârdan razı olursa… işte.. gazab onların üzerinedir,” demiş ve  gadaba uğrayan Yahudilerle ilgili olarak da, “Onlar zahiri nimetlere, cennetlere, hurilere ve cennet köşklerine davet ettikleri için gazaba uğradılar. Gazap kovulmayı ve uzaklığı gerektirir. Kuşkusuz, zahiri nimetlere takılıp kalmaktan ibaret zülmani perde, uzaklığın en son noktasıdır,” demiştir. Arabî, aynı eserinde, azabın, gazabın sureti ve eseri olduğunu söyleyerek, “Azabın ilk sebebi, günahın varlığı ise, istiğfar da günahın katlanıp yerleşik olmasını engeller. Daha doğrusu yok olmasına sebep olur. Dolayısıyla Allahın gazabına yol açmasına izin vermez. Aralarında istiğfar devam ettikçe azaba uğratılmazlar,” der (4).

Sonuç olarak, incelenen yazılarda özellikle iki tip insanın, “sınırı aşarak aşırıya kaçanların” ve “kâfir olanların” (hakikatten örtülü) gadaba uğradıklarından bahsedilmiştir. Bu durumu psikoloji dilinde anlatmayı denersek, “gadab” kavramı yerine “öfke” kavramını kullanabilir ve diyebiliriz ki insanın, bilinçdışı da olsa, türlü savunma mekanizmalarını aşırı derecede kullanması neticede kişinin kendine yabancılaşmasına, yani bir anlamda kâfir olmasına ve içinde bir öfke birikimine sebep olur. İçinde biriken bu öfke ise kişinin kendi gadabı olur; içinde biriken öfke o kişiye gadab eder. Aynı şekilde kişinin kendi kendine koyduğu sınırları ihlâl edici, aşırıya kaçan davranışları da gadaba, yani kişinin kendisine yönelik bir öfke duygusunun gelişimine yol açabilir. İçte biriken öfke duygusunun da şiddet davranışları ve intihar eğilimleri dahil, türlü psikopatolojik sorunlara yol açtığı bilinmektedir.


Kaynakça:

Sadrettin Konevi, Fatiha Suresinin Tefsiri

İsmail Hakkı Bursevi, Kitabün Netice

İbn Arabi, Füsus’ül Hikem

İbn Arabi, Tefsir-i Kebir Te’vilat


Arapça Kur’an-ı Kerim metninin içinde gadab kelimesinin geçtiği ayetler aşağıdaki gibidir:

1) Bakara 61

Hani, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin” demiştiniz. O da size, “İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var” demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah’ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı.

2) BAKARA 90

Karşılığında nefislerini sattıkları şeyi kıskançlıkları sebebiyle, Allah’ın, kullarından dilediğine lütfuyla indirdiği vahyi inkâr etmeleri ne kötüdür! Bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. İnkâr edenlere alçaltıcı bir azap vardır.

3) ALİ İMRAN 112

Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi.

4) NİSA 93

Kim bir mü’mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah, ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.

5) MAİDE 60

De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lânetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”

6) ARAF 71

Hûd, “Artık size Rabbinizden bir azap ve öfke inmiştir. Allah’ın, haklarında hiçbir delil indirmediği, yalnızca sizin ve babalarınızın uydurduğu birtakım isimler hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Öyleyse bekleyin! Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!” dedi.

7) ARAF 150

Mûsâ, kavmine kızgın ve üzgün olarak döndüğünde, “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?” dedi. (Öfkesinden) levhaları attı ve kardeşinin saçından tuttu, onu kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi) “Ey anam oğlu” dedi, “Kavim beni güçsüz buldu. Az kalsın beni öldürüyorlardı. Sen de bana böyle davranarak düşmanları sevindirme. Beni o zalimler topluluğu ile bir tutma.”

8) ARAF 152

Buzağıyı ilâh edinenlere mutlaka (ahirette) Rablerinden bir gazab, dünya hayatında ise bir zillet erişecektir. İşte biz iftiracıları böyle cezalandırırız.

9) ARAF 154

Mûsâ’nın öfkesi dinince (attığı) levhaları aldı. Onların yazısında Rableri için korku duyanlara bir hidayet ve bir rahmet vardı.

10) ENFAL 16

—Savaş taktiği olarak düşmanı vurmak için çekilme, ya da diğer bir birliğe katılmak durumu hariç- böyle bir günde her kim onlara arkasını dönerse mutlaka o, Allah’ın gazabına uğramış olur. Onun varacağı yer de cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası!

11) NAHL 106

Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra Allah’ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah’tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır.

12) TAHA 81

Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helâl olanlarından yiyin. Bu konuda aşırı da gitmeyin, yoksa üzerinize gazabım iner. Gazabım da kimin üzerine inerse, o muhakkak helâk olmuş demektir.

13) TAHA 86

Bunun üzerine Mûsâ, öfke dolu ve üzgün bir hâlde halkına döndü. “Ey kavmim! Rabbiniz, size güzel bir vaatte bulunmadı mı? (Ayrılışımdan sonra) çok zaman mı geçti, yoksa üzerinize Rabbinizden bir gazap inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze uymadınız (ve buzağıya taptınız)?” dedi.

14) NUR 8–9

Kocasının yalancılardan olduğuna dair Allah’ı dört defa şahit getirmesi, beşinci defada da eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi, kadından cezayı kaldırır.

15) ŞURA 16

Allah’ın çağrısına uyulduktan sonra O’nun hakkında tartışmaya girenlerin delilleri Rableri katında bâtıldır. Onlara bir gazap vardır. Onlar için çetin bir azap vardır.

16) ŞURA 37

Ve onlar ki günahın büyüklerine ve açık çirkinliklere uzak bulunurlar ve her gadablandıkları vakit de onlar kusur örterler, bağışlarlar.

17) FETİH 6

Bir de, Allah’ın, hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah’a ortak koşan erkeklere ve Allah’a ortak koşan kadınlara azap etmesi içindir. Kötülük girdabı onların başına olsun! Allah onlara gazap etmiş, onları lânetlemiş ve kendilerine cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü bir varış yeridir.

18) MÜCADELE 14

Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmez misin? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Onlar bile bile yalan yere yemin ederler.

19) MÜMTEHİNE 13

Ey iman edenler! Kendilerine Allah’ın gazap ettiği, kabirlerdeki kâfirlerin ümit kestikleri gibi tamamen ahiretten ümitlerini kesmiş bir toplumu dost edinmeyin.

20) FATİHA (6–7)

Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.