Fatıma Ana’nın Elinin Sırrı

Sayı 83 – Kasım – Aralık 2018

Hz. Fatıma, Peygamber efendimizin Hatice Ana’dan olan ve soyunun sürdüğü kızıdır. Peygamber efendimize, “soyu kesik” diyenlere karşı Allah “biz sana Kevser’i verdik” diye ayet göndermiştir. Hz. Fatıma, Kevser suresinin iniş sebebidir. Erkek evladı olmadığı için soyunun devam etmeyeceği söylentilerine karşı, Hz Muhammed’e Kevser suresiyle soyunun Hz. Fatıma ile devam edeceği müjdelenmiştir.

 

Peygamberimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Kızım Fatıma, bedenimin bir parçasıdır, gözümün nurudur, kalbimin meyvesidir, bedenimdeki ruhumdur, insan şeklinde bir huridir. İbadet mihrabında ayağa kalktığında yıldızlar yeryüzündekilere nur saçtığı gibi, onun nuru da gökteki meleklere öyle nur saçar.”

 

Hz. Muhammed’e vahyin ilk geldiği yıl dünyaya gelmiştir. Bizzat Resulullah’ın terbiyesi altında, İslami eğitimin en yüksek derecesini almıştır. Çok mütevazı ve örnek bir hayat sürmüştür. Kuran’ı yorumlama kabiliyeti vardır. Bu anlamda İslam âleminin önemli bir şahsiyetidir.

 

Peygamber Efendimiz Fatıma’nın, bu üstün vasıfları kendi çabasıyla elde ettiğini vurgulamış, “Bu âlemde bazı mertebelere erişmek için, Peygamber kızı olmak da yeterli değildir,” demiştir. Ve kızı Fatıma’yı kazandığı bu vasıflarla ilklerin ve sonların Seyyidesi (efendisi) olarak tanıtmıştır. Dönemin kadınları bir sorunla karşılaştıklarında Fatıma’ya gelirlerdi. O da “Kafanızdaki her soruyu utanmadan gelin, sorun,” derdi.

 

“Tarafımızdan âlim olanlar, kıyamet günü haşir olduklarında onlara çaba ilim ve halkı hidayet ettikleri miktarınca sevap ve mükâfat verilir.” Bu anlamda kadınlara bıkmadan yılmadan İslam’ı anlatan bir mürebbiyeydi.

 

Resulullah’a “Fatıma sadece kendi asrının kadınlarının mı büyüğüdür?” diye soruldu. Bunun üzerine Hazret şöyle buyurdular: “Kendi asrının kadınlarının büyüğü olan Meryem’dir. Kızım Fatıma, geçmiş ve gelecekteki bütün kadınların en üstünüdür.”

 

Böyle nurlu, böyle özel bir Hazretin eli de tabii ki şifanın, ilimin, şansın elidir. Fatıma, Peygamber efendimizin bedeninin parçası ve bedenindeki ruhuysa, “Fatıma’nın Eli” de Peygamberimizden bir parçadır.

 

Fatıma’nın Eli, nazarlık olarak ve kötülüklerden korunmak, kem bakışlara karşı kullanılır. Yıllardır “Fatıma’nın Eli” olarak kolye, küpe, ev aksesuarları olarak kullanılan bu 5 parmak, aynı zamanda İslam’ın 5 esasına vurgu yapmaktadır.

 

İslam’da Tevhid, Nübüvvet, Velayet, Mead (Ahiret) ve Adalet anlayışını temsil etmektedir.

Hz. Muhammed’in kızı Hz. Fatıma’ya gönderme yapılır.

 

Fatıma’nın eli şans getiren bir tılsım olarak da kullanılmaktadır. Bu figürü taşıyanların sabır ve sadakat erdemleri kazanacağına inanılır. Bolluğun, bereketin, şansın sembolü olarak kullanılır. Fatıma’nın elinin kem gözlerden koruduğuna inanılmaktadır. Kapı girişlerinin üzerine kötülükleri koruma amacıyla işlenen motif biçimsel olarak Arapça harflerle “Ya Allah” yakarışını anımsatmaktadır.

 

Anadolu’da kadınlarımız yemek pişirirken, “Fatıma’nın Eli” ile yaptıklarına niyet ederler ki yemekleri lezzetli olsun. Anneler karnı ağrıyan çocuğuna, “Fatıma’nın Eli” ile dokunurlar ki, yavrularını şifalandırsın diye.

 

El motifinin Hz. Muhammed ve onun ailesine duyulan sevginin bir işareti olarak mezar taşlarına işlendiği de belirtilmektedir. Bu mezar taşlarının Caferi mezhebine mensup yörelerde yoğunlaştığı görülmektedir. El motifinin aynı zamanda İslam sancağının ellerde taşındığını ve bunun sürekliliğini simgelediği ileri sürülmektedir.

 

Fatma, kocası Hz. Ali’yi görünce o sırada pişirmekte olduğu helvaya şaşkınlıkla elini daldırır ve karıştırmaya başlar. Kocası, durumu fark edince Fatma’nın elini tencereden çıkartır. Fatma’nın eli, yüzyıllardır sahiplerine şans getirdiğine ve onlara sabır ve sadakat erdemleri verdiğine inanılan bir tılsım haline gelir.

 

Bu nesne genellikle “Fatma’nın Eli” olarak bilinilirse de Araplar arasında ‘Hamse Eli’ diye anılır. Hamse, 5 demektir ve bir elin parmak sayısını gösterir.

 

“Tanrı kâinatı yarattığında, daha siyah parçaları yokken, yer ve gök su iken kandilde bir nur parladı. Bu nurun içinde bir kadın gözüktü. Başında bir taç, 2 kulağında 2 küpe, belinde de bir kemer vardı. Cebrail nur içinde kadını görünce şaşkınlığa düştü. Hakk’a niyaz etti, kim olduğunu bilmek istedi:

 

Hakk’tan bir nida geldi, dedi: “Ey Cibril, O, Cennetin Seyyidesi Fatıma-tüz Zehra’dır.”

 

Cibril sual etti: “Ey Tanrım, ne kadar güzeldir.”

 

Tanrı buyurdu: “Biz O’nu nur âlâ nur’dan yarattık.”

 

Cibril sual etti: “Ya Rab, başındaki nedir?”

 

Tanrı buyurdu: “Başındaki taç, Tac-ı Devlettir ki bu Muhammed Mustafa’dır.”

 

Cibril, belindekini sual eyledi:

 

Hakk buyurdu: “Ya Cibril, belindeki de Kemer olup, Fatıma’nın helâli olan Ali’dir.”

 

Cibril sual etti: “Kulaklarındaki nedir?”

 

Hakk buyurdu: “Şebber-ü Şübber (Hasan ve Hüseyin) Cennetin Efendileri.”

 

Bu mistik anlatımda Fatıma, başında tacıyla cennet kadınlarının efendisi olarak tanımlanır. Nasıl ki Meryem Ana’ya cennetin kraliçesi denir, aynı şekilde Hz. Muhammed de Fatıma’nın cennet kadınlarının efendisi olduğunu söyler. Babası Hz. Muhammed, ona ayrıca “Ümmü Ebîha” yani “Babasının Annesi” takma adını verir.

 

Ayrıca Hz. Muhammed’in soyu “Kevser” olarak nitelenen Fatıma’dan devam eder ve kâh bereket kâh şifa için Fatıma’nın Eli’nden yardım istenir. Bu benzerlikler ve niteliklerden hareketle Ana Tanrıça arketipiyle Fatıma arasında bir bağ kurulabileceği öne sürülür.

 

Annemarie Schimmel de, “Tanrı’nın Yeryüzündeki İşaretleri” adlı eserinde Fatma’nın Eli’nin önemine dikkat çekiyor:

 

“Parlak gümüş ya da altın mücevherler üzerine kazınan ya da kırmızı boyayla çizilen, bazen de evi koruması için duvara çizilen Fatma’nın Eli, İslam dünyasında en sevilen muskalardan birine kaynak olmuştur. Bu el, genellikle Sufilerin kullandıkları asa ya da değneklerin baş tarafını oluşturur. Ayrıca Ali ya da 12 İmam’ın isimleri, bazen metal bir ‘Fatma’nın Eli’nin üzerine kazınır.”

 

Anadolu’nun pek çok yerinde Fatma’nın Eli ile ilgili inançlar mevcut. Konu hakkında görüşlerini aldığımız Prof. Dr. Beyza Bilgin, halk arasında genellikle kolye olarak kullanılan Fatma’nın Eli’ndeki 5 parmağın, sülalenin 5 üyesi, Hz. Muhammed, Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i sembolize ettiğini belirtiyor. “Annem fırına yemek koyarken dahi ‘Benim elim değil, Fatma’nın eli koyuyor,” derdi.

 

İlaçla geçmeyen ya da ilaca gerek olmayan hastalıkların, Fatma’nın Eli’yle dokunulduğunda, dua okunduğunda iyileşeceğine inanılması ise bu inancın ne kadar hayatın içinde olduğunu kanıtlıyor. Prof. Bilgin, Hz. Fatıma’nın Hz. Muhammed’in kızı olduğu ve bilgileri ilk elden öğrendiği için önemli olduğunun da altını çiziyor.

 

 

El Sembolünün Başka Toplumlardaki Anlamı

Fatıma’nın Eli, birçok kültürde, kapılara çizilir. Endülüs’teki Elhamra Sarayı’nın girişindeki büyük taş el bir tılsımdır ve en güzel bir örnektir. Eski Türkler de de Umay Ana’nın elidir. Umay Ana sıkıntıda ve doğum yapmakta olan kadınlara yardım eder.

 

Yaygın olarak kullanılan nazarlık ve takıdır. El motifi genelde duvarlara asılmak üzere yapılan resimlerde kullanılmıştır. Minyatürde yer alan el motifinde parmakların üstünde yukarıda sözü edilen 5 kişinin adı yazılıdır.

 

El simgesi ayrıca İslam’a göre en kutsal 2 kadın olan Hz. Fatıma ve Hz. Meryem’in sembolüdür. İnanışa göre Hz. Meryem İsa Mesih’i doğuracağı sırada tuttuğu dal bir el şeklini almıştır. Simgenin nazarlık olarak insanları kötülüklere karşı koruyacağına inanılmıştır. Hindular “Humsa Eli”, Musevilerse “Hameş Eli” ya da “Miryam’ın Eli” adını vermişlerdir. Kimi kültürlerde yukarıya dönük, kimi kültürlerde aşağıya dönük el şeklinde bulunmaktadır. Parmakların açık tutulduğu el motifi, 5 parmaktan ötürü Arapça 5 anlamına gelen “hams” olarak da isimlendirilmektedir.

 

  1. yüzyılda büyük olasılıkla Şii etkileriyle “Ali’nin eli” (Pençe-i Ali) olarak nitelendirilen şekil Kerbela’da bir elini kaybeden Ali’nin oğullarından birinin anısını da yaşatıyor olabilir. Aynı motif Mağrip’te Fatıma’nın Eli olarak saygı görür.

 

Fatma’nın eli Ortadoğu’daki kültürlerde kullanılan bir uğur, bereket, şans ve mutluluk sembolüdür. Pek çok formda kullanılır. Gümüş, altın kolye, takı olarak, duvarlara asılan figür olarak yaklaşık 3000 yıldır Anadolu’da ve Ortadoğu’da kullanılmıştır. Elin ortasındaki Mısır geleneğinden kalma Horus’un gözü, ya da “her şeyi gören gözün” şans getireceğine ve nazarı uzaklaştıracağına, kem gözlerden insanları sakınacağına inanılırdı.

 

Elin ortasındaki 3 balık, bereket sembolüdür. Genellikle elin çeşitli taraflarına kimi dualar da yazılırdı. Fatma’nın Eli diğer kültürlerde, Meryem’in Eli, Miriam’ın Eli ya da Khamsa olarak da bilinir. Bu eli taşıyan kişilerin şanslarının açılacağına, nazar gelmeyeceğine, bereketlerinin açılacağına inanılırdı. Aslında bu semboller Mısır’da da kullanılmaktaydı ve yaklaşık bu sembollerin tarihi 4000 yıl önceye gitmektedir. Benzer sembolleri çok çeşitli kültürlerde ya da Masonluk gibi gizli teşkilâtlarda da rastlanmaktadır. Ortadoğu’da yerleşen hemen her kültürde bu sembol yerel kültür ve dinle bütünleştirilip yüzyıllardır kullanılmıştır. Daha da eskiye gidersek, Finikelilerin tanrıçası Tanit’in elinin de nazardan koruduğuna ve iyi şans getirdiğine inanılıyordu.

 

İslam kültüründe “Fatıma’nın Eli” diye bilinen figür, Yahudi kültüründe de “Abla Meryem’in Eli” (Sister of Moshe Rabenu) diye bilinir. Meryem (Miryam), Hz. Musa’nın ablasıdır. Yahudi, Hristiyan ve Müslüman araştırmacılar Hamsa’yı birçok değişik şekilde tanımlarlar. 3 din için de muska anlamı taşıdığı, nazardan koruduğu ve Paganlar için de bereket sembolü olduğuna dair inanışlar vardır. Aynı zamanda Kabalistik bir sembol de olan Hamsa’ya, Yahudi sanatında birçok dalda rastlayabiliriz. İslam kültürüne göre ise 5 parmak İslam’ın 5 şartını ve 5 duyuyu temsil eder.

 

Şiilere göre 5 sayısı; Peygamber Sülalesindekis 5 “kutsal kişiyi” vurgulamaktadır. Bunlar; Muhammed, Fatma, Ali, Hasan ve Hüseyin’dir. Değişik formatlarda Hamsalar’a rastlamak mümkündür. Üzerinde kalp olan, Davud’un Yıldızı olan ya da Allah yazan Hamsalar da bulunmaktadır.

 

Başarılı futbolcu Maradona 1986 yılında, ülkesine Dünya Kupası’nı getiren eliyle attığı gol sonrası “O el benim elim değil, Fatıma’nın Eli idi” şeklinde yaptığı açıklamayla herkesi şaşırtmıştır. Dünyaca ünlü tasarımcıların parçalarında yer alan bu sembol, her geçen gün daha fazla evin duvarlarını süslemekte, daha fazla kadının vazgeçemediği aksesuarı olmaktadır.

 

 

Kaynaklar:

  1. Metin And, Minyatürlerle Osmanlı-İslam Mitologyası, İstanbul, 1998, 41-42;
  2. Halit Çal, Osmanlı Kapı Halkaları ve Kapı TokmaklarıOsmanlı, 11, Ankara, 1999, 275-284.
  3. Metin And, Minyatürlerle Osmanlı- İslam Mitologyası, İstanbul, 1998, 41-42.
  4. Timur Sili, Taşların Dili, Bilig, 2, Kazakistan, 1996, 223.
  5. Her Derde Deva Görülen Fatıma’nın Eli, Haber Aktüel, sayı:165.
  6. Selçuk Mülayim, Değişimin Tanıklarıİstanbul, 1999, s.39.
  7. Gülşen Baş, Diyarbakır’daki İslam Dönemi Mimarisinde Süsleme (Doktora tezi), Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sanat Tarihi anabilim Dalı, Van 2006.
  8. Yahudiliğin ve İslamiyet’in Ortak Sembolü: Hamsaisrailblogu.com/2012/09/07/Yahudiligin-ve-islamiyetin-ortak-sembolu-hamsa/
  9. Annemarie Shimmel, Sayıların Gizemi, (Çev. Mustafa Küpüşoğlu) İstanbul, 2000,129.
  10. Elif Ersoy, Ana Tanrıça Kültü, Düşün-ü-yorum Dergisi, Sayı:74.