Eyyûb'u da Zikret… [1]

25 Ekim 2016
Sayı 10 - Mart 2011

“Feryat ediyorlar ama cevap veren yok.

Gerçek, boş feryadı Allah dinlemez,

ve Kadîr ona bakmaz.” [1]

Eyyûb kimdir ki insan onu ansın? 

Derler ki Eyyûb bir kitaptır, bir öykü, bir mit, bir efsane. Birilerine göre masal, bir diğerlerine göre sadece söylenti. Denildiğine göre kâmil bir zâtmış, arif ve sâlihmiş üstelik. Kâmil ise kemalinden bana ne? Ârif ise irfanının bana ne faidesi olur? Ve sâlihse salâhı kendi ömrünün zenginliğidir. Onun acısından veya sabrından insanın bereketi ne olacak ki onu ansın? 

Eyyûb kendini arayan bir seyyahtır. Aslını ararken çıktığı çölde yitirmiştir kendini bulmak için yitirmesi gerekenleri. Her şeyi yittikten sonra ulaşmıştır sesi Rabbine, zira her şey yittikten sonra geri kalan sadece isyan ve imandır. Ve Rab ancak asilerin ve müminlerin Rabbidir. Asilerin isyanına kulak verir, çünkü isyan ömrünü verip karşılığında aldığının yitişinedir ve iman son çaredir aslında. Mümin başka çaresi kalmayıncaya kadar tükenene denir. 

Kendini arayan insanın öyküsü zevkin ve acının, hikmetin ve gafletin, anlayışın ve sefaletin öyküsüdür. Eğer bunlar bir yolun iki yanı olsalardı ve insan bu yolun ortasından geçen meçhul bir kahraman; hikmeti ve anlayışı seçerdi şüphesiz. Ancak hikmet çiçeği gaflet toprağında büyür, acı ile döker yapraklarını ve yağmurun damlalarına açtığı kolları onun zevkidir. Sefalet içinde yerin tozunu solur bir ömür. Sefaleti, yaşadığı hayatın çelişkileridir. İç içedir hikmet ve gaflet, anlayış ve acı ayrılamazlar. Yaprağını dökemeyen çiçek olur mu? 

Daimî çelişkidedir insan. Bir yanı hikmeti ararken, sanki diğer yanıyla sürünmeye mahkûmdur. Anlayış için çabalarken, acıya kulaklarını tıkamak ister. Oysa hikmeti arayan ayaklarının üzerine kalkmalıdır ve anlayış isteyen acıları ile dost olmalı. Acıyı dost edinmek kolay mı? 

Sadece iyiyi isteyebilir mi insan? Onu yalnızca iyi olduğu için bütün arzularından ziyade sevebilir mi? Kendini bilmeyi sadece anlayış için isteyebilir mi? Bunu istemek zaten hikmet değil midir? Öyle ise hikmeti, hikmetli ve anlayışı yalnız anlayışlı aramaz mı? Yeni doğmuş bir bebeğin, dünyayı keşfe çıkmış çocuğun arzusu hikmet olabilir mi? İnsan kendisini acılara götüren hikmeti ve uykusunu kaçıran anlayışı neden arzular, bu istek insanda neden doğar? 

Hikmet” der Eyyûb, “incilerden değerlidir.[2] Ancak onu domuzların önüne atmak men edilmiştir insana [3]. Eğer hikmeti atamayacaksa insan domuzluğunun önüne ve nefsinde tadamayacaksa onu, kim ister anlayışı? Kim sâlih olmak ister, eğer salâh ona huzuru ve neşeyi getirmeyecekse? Kim kendisi için hikmet ve anlayış ararken, bunu ölümün kucağına bırakır? Üstelik hikmete karşılık kin ve anlayışa karşılık nefretle kıskançlık biçilirken insana… Kim ister hikmeti? Anlayışı kim arar? 

Eyyûb, kendi döneminin kâmili, hikmetin yolunu gözleyen ve anlayışı arayan, Allah’ın sevdiği bir kuldu. Nefsi onu yoldan çıkarmak istedi ve Allah’ın izniyle ona dokundu. Ailesini kaybetti ve biriktirdiklerinin yitişini gördü. Vücudu hastalıkla doldu ve onuru kırıldı. Önünde eğilenler yüzüne bakmaz, söz söylemeye çekinenler kendisinden sormaz oldular. Bütün acılarının ve yılgınlıklarının içinde Eyyûb kalbine yöneldi ve orada Rabbine niyaz etti. İşte Eyyûb’un hikâyesi budur. Eyyûb’u anmak, acısını vicdanında duymak demektir. 

Eyyûb’u anmak, çölünde kaybetmek demektir benliği. İsyan etmektir, lanet etmek doğduğu güne, canı ölüm derecesinde sıkılmak demektir. Levyatan [4] ile burun buruna gelmek demektir. O ki ağzından ve burnundan ateş çıkarmasıyla nefret soluyan bir insana benzer. Bataklıkta yaşar, yerde sürünür. Kuvveti çoktur, ama bakılışı tiksinti verir insana. Tiksinen kendinden tiksinir, çünkü o, insanın kaçtığı korkularından bina olmuş cehennemin bekçisidir. Yuvası bilincin gölgesidir ve saklandığı karanlık zihnin derinliği. Kim cesaret edebilir onunla yüzleşmeye? Bu nedenle anılmaya değerdir Eyyûb… 

En gafili onunla yüzleşmeye çekinip, en cesuru önüne çıkmaktan kaçınırken, Eyyûb ölmek için gelmiştir. Salâhını tüm insanlardan ziyade üstün tutup temizliğini ve günahsızlığını överken [5], bilgisizliğinde kendisini bir böcek gibi aşağılık bildiği [6] sefil hayatında, isyanının en sonunda imanı ile çıkmıştır Levyatan’ın karşısına. Ve bu son karşılaşmasında, kasırganın içinden tüm haşmetiyle seslenir Rab. Ne dediğini bilemez Eyyûb olmayan, yazılanlar ise sadece tevatür. Hem Rabbinin Eyyûb’a ne dediğinden, Eyyûb olmayana ne? 

Ama Eyyûb şöyle cevap vermiştir sonunda: “Senin için kulaktan işitmiştim, şimdi ise seni gözüm gördü. Bundan ötürü kendimi hor görmekteyim…” 

Hakikatte nefsini hor görenler, Rabbin indinde sâlih sayılırlar. Zikredilen tarihte bir Eyyûb değil elbet, insan olmak isteyen talibin izzet-i nefsidir. Hikmetin kucağında aşağılarken nefsini, nefsin kucağına düştüğünde ışığa küfreder. Bundan sebep ‘kitab-ı zikr’ şöyle andı Eyyûb’u: “…biz Eyyûb’u sabırlı bulduk. Ne güzel kuldu o, yüzünü daima Allah’a dönerdi.” 



[1]  Tevrat-ı Şerîf, Eyyûb 35:13 

[2]  Tevrat-ı Şerîf, Eyyûb 28:18 

[3]  İncil-i Şerîf, Matta 7:6 

[4]  Levyatan: Timsah. Tevrat-ı Şerîf, Eyyûb 41:1 

[5]  Tevrat-ı Şerîf, Eyyûb 33:9 

[6]  Tevrat-ı Şerîf, Eyyûb 25:6