Evrim Kuramı Bağlamında Ateist ya da Dindar Olmak

Sayı 76 – Eylül-Ekim 2017

Evrim Kuramı’na, karşı çıkanlar onun yalnızca bir kuram olduğunu, olgusallık taşımadığını ileri sürerler. Evrim olgusunun yadsınamaz bir gerçeklik olmasını daha sonra ele almak üzere şimdilik bırakarak, kuramların alaycı bir dudak bükme ile geçiştirildiğine sıkça tanık olunduğuna işaret etmek gerek. Aslında bu tutum, doğal bilincin zorunlu bir tutumudur: Doğal bilinç, yalnızca duyu algılarına çarpan verileri, bilgiye dönüştürmek sûreti ile var olur: “Bu bardak vardır, çünkü ona dokunuyor ve onu görüyorum.” Oysa kuramlar yani teoriler soyuttur, anlaşılabilmeleri daha gelişmiş bir bilinç gerektirir.

Bir kuramın “yalnızca” bir kuram olması, sanıldığının aksine, “öyle de olmayabileceği” yönünde bir gösterge değildir. Bir kuramın, kuram niteliği kazanabilmesi “alt tarafı bir düşünce” basitliği ile geçiştirilemeyecek bir çabanın ürünüdür. Örneğin Kuantum Elektrodinamiği (KED) kuramı, elektronların birbirleri ile nasıl etkileşimde bulunduğunun merak edilmesinden hareketle, elektromanyetik alan içindeki her şeyin nasıl birlikte işlerlik kazandığını açıklayan birleştirici bir kuramdır. Bu kuramın bu güne kadar yürütülmüş en kapsamlı ve hatasız bilimsel kuram olduğu belirtilir. Deney ve teorinin on milyarda bir ölçeğinde uyum gösterdiği bu çalışmanın başka bir örneği yoktur. Peki, bu ne demek oluyor? Bilim ile ilgisi olmayan vatandaş için bu ne demektir? Bu, Londra ile New York arası mesafenin, her denemede, bir saç teli ile belirtilebileceğimiz bir hassasiyet ile ölçülmüş olması demektir.

Eskiden, bir kuramın ispatlanmadığı zaman, yasa olamayacağı düşünülürdü. Oysa kuramlar deneylerle ve gözlemlerle doğrulanmış olay ve olguların açıklamalarıdır: “Nasıl”ın. Kanunlar, yasalar ise “Ne” sorusunun yanıtıdırlar ve aralarında hiyerarşik bir ilişki yoktur. Örneğin Newton’un “Kütle Çekim Kuramı” bir kuramdır, kütle çekiminin henüz ispatlanamadığına ilişkin bir gösterge değildir. Bunun yanısıra, örneğin kara deliklerin varlığı ispatlanmadan önce de, kara delikler üzerinde, ─kara delikler oldukları öne sürülerek- çalışmalar yapıldığını hatırlamak gerek.

Bu bağlamda, Evrim Kuramı ile ilgili ortaya saçılan düşüncelerin, iddiaların, dile getirilişlerin çoğunda hoyratlığın, emeksiz oluşun, bilgisizliğin göstergesi safsatalar vardır. Aslında, konu ile ilgili hiç okuma yapmamış bir ateist ile dinini kulaktan dolma ezberlerle idame ettiren bir dindar arasında, anlamlı bir fark yoktur. Gerek “Evrim varsa Tanrı yoktur” gerekse de “Tanrı varsa evrim yoktur” şeklinde kestirme çözümlerle konuya yaklaşan, birbirine zıt görüşü savunan her iki görüşün ortak noktaları bilgisiz olmalarına rağmen, hayrete şayan cesaretleridir.

İslâm inancında Evrim Kuramı ile ters düşen bir bilginin olmadığını ama Hıristiyanlık için aynı şeyin söylenemeyeceğini hatırlamakta fayda var. Evrim Kuramı, İncil ile zıt düşer. Kuramı nedeni ile Darwin, o dönemin muhafazakâr İngiltere’sinde çok zorlanmıştır. Yaradılış Kitabı’nda geçen olayların, olgular olarak ele alınması sonucunda, başpsikopos Ussher ve Cambridge Üniversitesi’nden Dr. J. Lightfoot tarafından yapılan bir dizi hesap sonucu, Dünya’nın İ.Ö. 23 Ekim 4004 yılında, bir Pazar sabahı saat 09.00’da yaratıldığının beyan edildiği bir İngiltere!

Darwin, gençliğinde İncil’in kelimesi kelimesine doğru olduğundan kuşku duymaz. Hatta Evrim Kuramı’nın dayanak aldığı gözlemlerini yaptığı beş yıllık gemi seyahati sırasında, bazı ahlâkî değerler söz konusu olduğunda, İncil’den alıntılar yapması, gemideki subayların onunla eğlenmesine yol açmıştır. Darwin, bulduğu sonuçlar ile dini inancının birbirine zıt olmasından dolayı deneyimlediği duyguları şöyle ifade eder:

İnançsızlık bana çok yavaş yaklaştı; ancak, sonunda kesinleşti. O kadar yavaş geldi ki hiç üzüntü hissetmedim. O günden bu yana da sonuçlarımın doğru olduğu konusunda bir saniye bile kuşku duymadım.”

Hayvanlarla akraba oldukları fikri insanları çok öfkelendirmiştir, hatta Darwin’in “İnsanlar maymunlardan gelir.” dediği sanılmıştır. Oysa Darwin, maymun ve insanların, tarihöncesi dönemlerde ortak bir kökenden gelip, ayrıldıklarını söylemişti.

Evrimde rol oynayan mekanizmalar/dinamikler henüz tam olarak bilinmemektedir, ancak yine de, türlerin ortak kökenlerini açıklayan başka bir kuram yoktur. Lamarck’ın Evrim Kuramı, sanılanın aksine, köken için ortak ata görüşünde değildir. Türlerin kökeni açısından ortak soy görüşü, Genetik, Biyokimya, Fosil bilim, Matematik, türlerin dağılımı gibi konularda yapılan araştırmalar sonucu desteklenmiştir. Bunun kuşku götürmez bir gerçek olduğu iddia edilemese de ara türlerin eksiksiz bir fosil bilgisine ulaşılamasa da kuramı destekler nitelikteki bulgular göz ardı edilmemelidir.

Makro evrim işaretlerinin belli bazı kaplumbağa ve balık türlerinde, martılarda bilimsel olarak gözlemlenmesine rağmen, kesin sonuçlara ulaşabilmek, bir insanın yaşam süresi göz önünde bulundurulduğunda olanaksızdır. Ancak, mikro evrimin sorunsuzca gözlemlenebildiği deneyler yapılmıştır, yapılmaktadır. Bu tür deneyler sayesinde ulaşılan sonuçlar çok çarpıcıdır. Örneğin, Harvard Üniversitesi, Tıp Fakültesi’nden Michael Baym ve ekibinin yürüttüğü, bakterilerde antibiyotik direnci deneyi ile evrimin gözlenebilirliğini ortaya koymasınının üzerinden bir yıl bile geçmedi. Bu çalışmayı takım tutar gibi, taraf tutarak anlayamayız, anlayabilmek için adaptasyon, varyasyon, evrim, genetik havuz, soy ağacı vb. birçok kavramın ne anlama geldiğini bilmeliyiz. Evrim Biyoloğu Richard Lenski’nin yürüttüğü deneyden haberdar olmadan evrim üzerine ahkâm kesilebilir mi? Lenski’nin, 24 Şubat 1988 yılında başlattığı ve hâlen devam etmekte olan deneyi, evrim konusunda yeni bilgilere ulaşmamızı sağlamıştır. Kullanılan bakteri Escherichia coli yirmi dakikada bir nesil atlayan bir bakteridir, 2014 yılının ortalarına gelindiğinde bakteriler altmış bin nesil ilerlemiş ve gözlem kayıtları oluşturulmuş durumdaydı. Evet, evrim laboratuvar düzeyinde gözlemlenmiştir; bu gerçeği nasıl yadsıyacağız?

Evrimi savunan ateistler ve reddeden inanç sahipleri kendilerine şu soruyu sorabilirler ve lütfen sorsunlar: “Evrim nedir?” Görülecektir ki bu soruya eğer yanıt verilebiliyorsa bile verilen yanıtlar tam anlamı ile tatmin edici değildir. Uzmanlık gerektiren her konuda, en azından temel okumaları yapmadan fikir sahibi olmak kabul edilebilir bir tutum mudur? Her iki grubun da aslında kendi zanlarına inandıklarını görmeleri gerekir. Ateistler siz evrime inanmaya devam edin, inançlı olanlar siz de inanmamaya; aynen reddettiğiniz ya da inandığınız Tanrı gibi, kavramlarınızın içi bomboş, Hegel’in deyimiyle fazlasıyla yoksul. En fazladan üç-beş sanıya, dogmatik zihinlerimizde takla attırmak ne zamandan beri düşünmek oluyor? Bana biraz daha tahammül etmenizi rica ederek, âcizane, size düşünmeye başlamak için bir yol önermek istiyorum: Ateistler bir ay boyunca Evrim Kuramı’nın olmadığını ispatlamak için sistematik bir çalışma yapsınlar, inançlılar da olduğunu göstermek için; sistematik bir çalışma olsun ama keyfî okumalar değil. Diyalektiğin olmadığı yerde düşünce ve akıl bulunmaz, sanılarla dolu bir zihin bulunur. Neden aklınızı işletmiyorsunuz? Sanırım, hepimiz 1400 yıl önce sorulan bu sorunun muhatabıyız.

Biraz önce kullandığım “âcizane” sözcüğünü yapmacık olarak kullanmadım: Yazıyı yazarken, konu ile ilgili daha derin okumalar yapmam gerektiğini; unuttuğum, bilmediğim çok şey olduğunu fark ettim. Yazıyı kendime yazdım; çok çalışmam gerek. Beş yıllık Beagle serüveni sırasında yaptığı gözlemleri beş cilt kitap olarak yayımlayan, yalnızca mercan kayalıkları konulu bir makale üzerinde yirmi ay çalışan Darwin ile noktalayalım: “Çalışmayı ve gözlem yapmayı bırakırsam ölürüm.”

 

* Bu yazı 26 Temmuz 2017 tarihinde Gazete Duvar‘da yayımlanmıştır.