Estetik Üzerine Derlemeler

Sayı 9 - Estetik Sorunu

Platon:
– Güzellik esas olarak ruhlara yerleşmiştir. (Şölen)
– Gerçekte her şeyin güzel olmasını sağlayan bir güzellik vardır. (Büyük Hippias)
– Her şeyde ölçü ve oran, erdem gibi güzelliği de oluşturur. (Filebos)
– Kendinde güzel, ne bir obje ne de herhangi başka bir şeydir, ama kendine özgü niteliğini ileten bir şeydir.
– Şeylere, görünen ya da görünmeyen, gerçek güzelliği veren ne ise işte onu tanımlamamız gerekir. (Büyük Hippias)
– Filozof güzel şeyleri hiçbir zaman güzelin kendisi olarak almaz. (Devlet)
– Her güzelliğin kaynağında bizim güzel dediğimiz nesneleri, varlığının iletimiyle gerçekten güzel kılan bir ilk güzelliğin bulunması gerekir.
– Güzel bir nesneye özgü bir nitelik değildir; kuşkusuz insanlar, atlar, giysiler, bir kız çocuğu ya da bir lir güzel şeylerdir; ama bütün bunların üstünde güzelliğin kendisi vardır.

Aristotales:
– Güzelliğin en üstün formları yasalara uygunluk, simetri ve belirlenimdir; matematiklerde de bulunan bu formlar pek çok nesnenin nedeni gibi göründükleri için, matematikler de güzelliğin kendisi olan bir nedeni bir ölçüde izlerler.
– Farklı kısımlardan meydana gelen bir şey, keyfi olmayan bir boyuta sahip olmadıkça, güzelliğinden söz edilemez; çünkü güzel, düzen ve büyüklük içinde bulunur. (Poetika)
– Tragedya, ortalama, sıradan olandan daha büyük ya da daha iyi varlığın taklididir. (Poetika)
– Komedya ile tragedya arasındaki ayrım, ilkinin en iyi insanları, ikincinin de bizim gördüğümüzden ahlâkça daha düşük kimseleri resmetmesidir. (Poetika)
– Doğadaki görünüşleriyle tiksinmeden bakamayacağımız şeylerden, onları sanatsal kopyalarında gördüğümüz zaman, hele mümkün olduğunca gerçekçi bir biçimde betimlenmişlerse, hoşlanırız. (Poetika)
– Örneğin resim, heykel ve şiir sanatının yaptığı gibi taklit etmek ve iyi taklit edilen her şey, taklit edilen nesnenin kendisi hoş değilse bile, bize haz verir. Çünkü hazzın nedeni nesne değildir. Taklidin, bu nesneyi tam olarak yansıttığı düşünüldüğü için haz duyulur. (Poetika)

Plotinos:
– Güzel, İyi’nin ve Doğru’nun görkemli parlaklığıdır; güzellik göz kamaştırıcı birlik, salt form ve düzendir. Güzellik, varlıklarda onların simetrisi ve ölçüsü olarak karşımıza çıkar; çünkü yaşam formdur; form da güzelliktir. (Enneadlar)
– Güzel, özellikle görmede bulunur; aynı zamanda o, her tür müziğin ve sözlerin bir araya gelmesinde, işitmede de vardır, çünkü melodiler ve ritm güzeldirler; aynı zamanda, duyumlardan daha üst bir alana doğru çıkıldığında, güzel olan eylemler, uğraşlar ve varolma biçimleri de vardır; erdemlerin ve bilimlerin güzelliğinden de söz edebiliriz.
– Doğa’da, bedende bulunan güzelliğin modeli olan bir akıl vardır; ancak Ruh’da çok daha güzel bir akıl vardır ve bu oraya doğadaki akıldan gelir. Ruh’da kendisini çok farklı bir biçimde gösteren akıl, bu bilge ruh’da güzellik içinde gelişir; ruhu süsler, onu aydınlatır ve ışığını da ilk güzelliğin üstün ışığından alır. (Enneadlar)
– İyi, Güzel’e gereksinme duymazken, Güzel, İyi’ye gereksinme duyar. İyi, bizler için kurtarıcı, iyilikçi ve yardımcıdır; onu ne zaman istesek yanımızda buluruz. Güzel ise bizi çarpar ve şaşırtır; o, acıyla karışık bir haz üretir. İyi, zaman bakımından değil, ama gerçeklik bakımından en eski olandır, çünkü o, öncel bir güce sahip olandır.

Immanuel Kant:
– İnsan’ın becerisi olarak sanat, bilimden, pratik yeti kuramsal yetiden ne denli farklıysa, o denli farklıdır… Sanat, zanaattan da farklıdır; sanatın özgür, zanaatın ise paraya bağlı olduğu söylenir. (Critique of Judgement)
– Estetik yargı, Güzel’den duyulan hazdan önce gelir ve estetik sürecin taşıyıcısıdır.
– İyi, us ve salt kavram aracılığı ile hoşa giden şeydir.
– Bir şeye iyi demek için, her zaman şeyin iyi olduğunu bilmemiz, yani o şey hakkında bir bilgiye sahip olmamız gerekir. Ama bir şeye güzel demek için, böyle bir gereksinme yoktur. Çiçekler, gelişigüzel çizilmiş çizgiler bize hiçbir şey ifade etmezler, hiçbir belli kavrama bağlı değildirler, ama, yine de hoşa giderler.
– Beğeni, bir nesne ya da tasarı üzerine, ondan hiçbir karşılık beklemeden hoşlanma ya da hoşlanmama ile yargı verme yetisidir; böyle bir hoşlanmanın nesnesine de güzel denir.
– Her türlü çıkardan ve yarardan sıyrılmış bir hazzın konusuna “güzel” deriz.
– Güzel, kavrama dayanmadan genel olarak hoşa giden şeydir.
– Güzellik, bir erek tasarımı olmaksızın, nesnede algılanması bakımından bir nesnenin ereğe uygun olmasının biçimidir.
– Bir şeyin güzel olduğunu bildirdiğimiz bütün yargılarda biz, hiç kimseye o şey hakkında bizden başka türlü bir kanıda olmasına izin vermeyiz; her ne kadar bulunduğumuz yargı kavramlara değil de, duyularımıza dayanıyorsa da. Ama bu duyum, benim özel duyumum olmayıp, bütün insanlar için ortak bir duyumdur. İmdi bu ortak duyum, bundan ötürü deneye dayandırılamaz, herkesin bizim yargılarımızla ulaşılabileceğini değil de, uyuşması gerektiğini öne sürer. (Critique of Judgement)

Georg Wilhelm Friedrich Hegel:
– Sanattaki güzel, sonlu bir şeyde tasarlanan bir sonsuzluktur. (Estetik)
– Sanattaki güzel, Tin’den doğmuş ve yeniden doğmuş olan güzelliktir.
– Güzel kendisini İde’nin duyumlanır yansıması ya da görünüşü olarak belirler.
– Günümüzde, düşünce ve din, Güzel sanatları aşmıştır. (Estetik)
– Sanat ilk kez tinseli gerçekleştirir ve yalnız bu tinin özüne göre kendini biçimlendirmiş olan tasarımlar.
– Tin, Tanrı’nın en üst biçimindeki görünümüdür.
– Sanat yapıtı yalnız duyusal nesne olarak duyusal sezgi için var değildir, ama aynı zamanda o tin için de vardır… Bizde yalnız duyusal değil ama tinsel olarak da bulunan şey, sanat yapıtını görme ya da işitme yoluyla etkilenir ve onda bir doyum bulmak zorunluluğu vardır.
– Estetik süreç içerisinde, duyusal olan tinselleştirilmiş ve tinsel olan da duyusallaştırılmış olarak görünüşe çıkar.
– Sanatsal etkinlik bilinçdışı bir etkinliktir ve bir ucu insana öteki ucu da doğaya bağlıdır; insandaki bu bilinçdışı etkinlik aynı zamanda doğaya da aittir; bu, doğadan kaynaklanan bir yetenek, doğanın verdiği bir armağan, bir bağıştır; ama tin tarafından yönlendirilen ve yetkinleştirilen bir armağan ve yetenek.
– Sanat hakikatte halkların ilk eğiticisidir.

Fredrich Wilhelm Nietzsche:
– Bir topluluğun, bir ulusun evriminde bilim adamının ön plana geçtiği dönemler görürsünüz; işte bu dönemler yorgunluk, özellikle de günbatımı ya da çöküş dönemleridir.
– Doğrular yüzünden ölmemek için elimizde sanat var… Sanat nasıl mı doğar? Bilgiye bir deva olarak doğar. Yaşam ancak sanatın yanıltmaları, aldatmaları sayesinde yaşanabilir hale gelir.
– Dostum, ozanın tek amacı, düşleri seçebilmek ve onlara anlamlar vermektir. İnan bana, insanın en köklü yanılsamaları ona düşlerden gelir ve tüm dizeleştirmeler ve şiirleştirmeler düşlerin yorumundan başka bir şey değildirler.

Henri Bergson:
– Eğer duygularımızın, bilincimizin kapıları doğrudan doğruya gerçekliğin kendi eliyle çalınsaydı, eğer eşya ve kendi kendimizle doğrudan doğruya anlaşabilseydik sanata gerek kalmayacak, daha doğrusu hepimiz sanatkar olacaktık; çünkü o zaman ruhumuzla doğa daima hep birlikte çarpacaktı.
– İster resim, ister heykel, ister şiir ya da müzikte olsun sanatın tek ereği pratik için yararlı olan simgeleri, itibari, toplumsal olarak kabul edilmiş genellikleri ve nihayet gerçeği maskeleyen şeyleri bir yana bırakarak bizi gerçekliğin kendisiyle yüz yüze getirmektir.
– Sanat, hiç kuşku yok ki gerçekliği daha açık ve doğrudan, başka deyişle, dolayımsız görüşten ibarettir. Yalnız bu görüşün aradığı sanatın yarar ve çıkardan kopması; duyu ya da bilincin anadan doğma bir kendine özgülük ve özellik kazanmasıdır; ve son olarak da idealizm denilen maddi olmayan bir yaşamayı zorunlu kılar. Sözcüğün anlamıyla hiç oynamadan denenebilir ki ruhta idealizm olunca, yapıtta realizm vardır ve yalnız idealizmin gücüyledir ki gerçeklikle yeniden bağ kurulabilir.

Walter Benjamin:
– Her gerçek sanat yapıtında bu yapıtın, kendini ortaya koyanın yüzüne yaklaşmakta olan bir sabah rüzgarının serinliği ile estiği bir yer vardır. Bundan çıkan sonuç, çoğu kez ilerlemeye ilişin her türlü bağıntıyı ışığı kırarcasına kırdığı varsayılan sanatın, ilerlemenin gerçek işlevine hizmet edeceğidir.     İlerlemenin asıl yuvası, zamanın akışının sürekliliğinde değil, ama bu akışın kesintilerindedir. (Pasajlar 32)
– Bir sanat eserinin biricikliği, onun geleneğin dokusu içinde konumlanışından koparıp ayrılamayan özelliğidir.
– Sanatsal üretimde özgünlük, halislik ölçütü aranmaz olur olmaz sanatın bütün işlevi de tersine dönüvermiştir. Sanat, kendisine temel olarak ritüeli alırken, bu değişiklikten sonra, bir başka pratiği kendine temel almıştır, siyaseti.
– Beklentilerin öncü yaratıcısı olan her köklü yenilik, hedefinin ötesine geçmek durumundadır.
– Sanatın görevi, ancak daha sonraki bir gelecekte tam olarak doyum sağlayabilecek bir istemi, bir beklentiyi yaratmaktır.
– Bir şiir okuyucu için, bir resim seyirci için ve bir senfoni dinleyici için meydana getirilmez.

George Santayana:
– Duyusal güzellik, sonucun yani etkinin en önemli öğesi değildir; ama o, en ilksel ve en temel olandır; aynı zamanda da en evrenseldir. (Interpretations of poetry and religion)
– Öteki değerler gibi güzellik de yaşam içtepisinin dolayımsız ve açıklanamayan tepkisinden ve doğal yapımızın usdışı kısmından doğar.

Benedetto Croce:
– İyiyi, güzeli ve sevinci olduğu gibi hakikati de uzak ve kopuk bir şey olarak değil, yapmakta olduğumuz ya da yapacağımız şeylerde aramalıyız.

Theodor Wisegrund Adorno:
– Her sanatsal ilerleme ancak özgür olması halinde yaşamda kalıcı bir nitelik kazanır. Öte yandan, gündelik kültür üretiminin niteliği beyliktir. Bu türden kültürler, kültür endüstrisinin tekeli tarafından teşvik edilir, geliştirilir ve yaygınlaştırılır. Gündelik kültürlerde her şey kör bir belirlenmişlikle geniş kitlelere ulaşarak onları kıskacı içine alır.
– Teori, sanatta asla uzak değildir. Her ikisi de doğrudan ilişki içindedir. Teori de sanat gibi pratiğe yöneldiği zaman öğretici sonuçlar doğurur.
– Bir sanat yapıtı, içinde doğduğu toplumun tüm yapısal özellikleriyle meydana getirilmişse ciddi ve tutarlıdır.
– Sanat, zedelenmiş bir mutluluğun taşıdığı vaattir.
– Tinsel, kültürel olgular ve sanat yapıtları bütünüyle maddî gerçekliğe indirgenmez, onların göreli bir özellikleri vardır. Sanat yapıtı özellikle içinden çıktığı toplumun bütün çelişkilerini taşır; bu çelişkileri aşamaz, ama aşma ya da değiştirme, dönüştürme potansiyelinin bekçiliğini yapar.
– Sanat, çağın duyarlılığı için bir meydan okumadır.

Roman Ingarden:
– Sanat yapıtı, tepe noktasına metafizik niteliklerin gün ışığına çıkmasıyla ulaşır.
– Sanat yapıtındaki polifonik uyum, yazınsal yapıtın da temel öğesidir ve bir yapıtın sanat yapıtı olması için bu polifonik uyumun sanat yapıtı içinde onun metafizik niteliklerini açımlaması gerekir.
– Görünüşe ulaşan idealite ile estetik obje ortaya çıkar, real dünyadan kopar ve ideal bir dünyaya yükselir.

György Lukacs:
– Sanatı eğer insanlığın gelişmesinin bir kendinde bilinci olarak betimlersek, süreklilik evresini de tam merkeze getirip koymuş oluruz.
– Her sanatsal eylemin ardında şu soru gizlidir: Bu dünya ne ölçüde gerçekten insanın olan bir dünyadır ey insanoğlu bu dünyayı ne ölçüde insanlığına yaraşan bir dünya olarak onaylayabilir?

Martin Heidegeer:      
– Hakikat, var olanın gizlilikten kurtulmasıdır. Hakikat, varlığın hakikatidir. Güzellik, bu Hakikat’in yanında ortaya çıkmaz, onunla iç içedir. Eğer Hakikat bir sanat yapıtı içine girerse, o zaman güzellik olarak görünür. Görünen şey, Hakikat’in yapıt içindeki bu varlığı olarak güzelliktir.
– Güzel, göreli olarak hoşlanmadan ve bu hoşlanmanın nesnesinden sayılmaz. Güzel, biçime dayanır; güzelliğin biçime dayanması şundan ötürüdür; çünkü biçim, bir zaman var olanın varlığı olarak varlıktan ışıklanmıştır.
– Sanat yapıtındaki Hakikat’in malzemesi, öyle bir var olanı yaratıp meydana getirir ki, bu var olan ne, daha önce yaratılmıştır, ne de daha sonra var olacaktır.
– Sanat, yaratılmış Hakikat’in sanat yapıtında saklanmasıdır.
– Yazın, yapıtını dil alanında ve dil aracı ile yaratır. Sanatın özü yazındır, yazın’ın özü ise, Hakikat’in temellendirilişidir. İmdi sanat’ın özü yazın ise, o zaman yapı sanatı, resim sanatı, müzik sanatı ve öteki sanatlar şiir alanına geri götürülmelidir. (Hölderlin und des Wesen der Dichtung)
– Şiirin özü Hakikat’in kuruluşudur.
– Güzellik, Hakikat’in sanat yapıtı içindeki varlığı olarak görünüşe çıkar.
– Güzellik, Hakikat’in varoluş çeşitlerinden biridir.

Jean-Paul Sartre:
– Sanat yapıtı gerçek olmayan bir şeydir.
– Estetik seyir uyarılmış bir düştür ve gerçekliğe geçiş otantik bir uyanıştır.
– Biliyoruz ki, tek bir sanatla, her şeyi meydana getirebildiğini söyleyen bir adam, elindeki ressamlık sanatından güç alarak, ortaya çıkarmak istediği her şeyin asıl gerçeğini yaratabileceği hayalini verir. (Sofistes)

Umberto Eco:
– Sanat yapıtı, köklü bir biçimde ikircikli bir bildiri, bir tek gösterende birlikte varolan bir gösterilenler çokluğudur; bu durum her sanat yapıtının bir özgünlüğünün olması demektir. İkirciliği değer olarak gerçekleştirebilmek için çağdaş sanatçılar çoğunlukla formsuzluğa, düzensizliğe, rastlantıya, sonuçların belirsizliğine başvurmuşlardır. Bu yolla hangi yapıtın hangi sınırlarda ikircikliği keskinleştirebileceğini ve yapıtın niteliğini yitirmesine yol açmaksızın, alımlayıcının etkin müdahalesine bağlanabileceğini belirleyecek, biçim ile açılış arasındaki dialektiği saptamak istemişlerdir. Burada yapıt sözcüğünden şu anlaşılmalıdır: Yorumların ardışıklığına, bakış açılarının evrimine olanak veren, ama aynı zamanda da bunları düzenleyen yapısal özelliklerle donanmış bir nesne. (L’Oeuvre Ouverte)
– Bir yapıt ne başlar ne de biter; olsa olsa öyle gibi görünür. (Opera Aperta)

Pablo Picasso:
– Bir seyirci benim duyduğum gibi tablomu duyabilir mi hiç? Bir tablo bana uzaklardan gelir. Ne kadar uzaktan geldiğini kim bilebilir? Ben bunu sezmişimdir, yapmışımdır; gene de ertesi günü kendim bile ne yaptığımı anlamamışımdır. Benim düşlerime, iç güdülerime, isteklerime, düşüncelerime nasıl girebilir? Bütün bunlar uzun süreden sonra hazırlanmıştır ve gün ışığına çıkmıştır. Özellikle belki de irademe karşın bunları yakalayabilmek için harcadığım çabadan sonra kim girebilir içine?
– Herkes resmi anlamak istiyor. Neden kuşların ötüşünü anlamaya çalışmıyorlar? Gece, çiçek, kişiyi çevreleyen her şey neden araştırılmaya çalışılmadan sevilir? Ama resme gelince anlamak istiyorlar. Sanatçının gerektiği için çalıştığını anlasınlar özellikle. Açıklamak gereğini duymadığımız ama bizi büyüleyen doğadaki bir çok şeye verilen önemden çok önem verilmemesi gerekir sanatçıya; çünkü o da dünyanın öteki küçük üyelerinden biridir. Bir tabloyu açıklamaya çalışanlar çoğu zaman yanlış yola saparlar. Bir süre önce Getrude Stein neşe içinde tablomun neyi göstermek istediğini anladığını söylemişti. Stein’e göre tabloda üç müzikçi varmış. Oysa bir natürmort idi!