Ermişler ya da Günahkârlar

Sayı 86 - Mayıs - Haziran 2019

“Ermişler ya da Günahkârlar”, “Küheylan” ve “Bir
Delinin Hatıra Defteri” unutamadığım üç tiyatro eseridir. Nietzsche ne zaman
aklıma gelse, bilincimin bir köşesinden Ermişler Ya da Günahkârlar tiyatro
eseri bana göz kırpar. Nietzsche’nin on kitabını çevirdim. Yaşamını defalarca
okudum ve hep onun bir ermiş mi günahkâr mı, dahi mi deli mi olduğunu düşündüm.
Sık sık akılları kurcaladığına göre sevenlerinin ve sevmeyenlerinin gözünde
tarihe damga vurduğu yadsınamaz.

“90 Dakikada Nietzsche” kitabında, Paul Strathern bu
durumu kısaca şöyle açıklıyor:

Nietzsche’yle
beraber felsefe tehlikeli bir boyut kazanıyor. Gerçi daha önce de tehlikeli
olmuştu, ama başka nedenlerden dolayı. Nietzsche’den önceki yüzyıllarda
felsefe, filozoflar için tehlikeliydi, oysa Nietzsche’yle beraber herkes için
tehlikeli olmaya başladı.

Kendisi
sonunda zihinsel bir bulanıklığın içine düştü. Geç dönem yazılarındaki
söylemleri bunun habercisiydi zaten. Ne var ki tehlikeli fikirleri hastalığının
başlangıcından çok önce ortaya çıktı. Nietzsche’nin fikirleri zihinsel
bozukluklarıyla bağıntılı değil. Onlar, 20. yüzyılın ilk yarısında Avrupa için
korkunç sonuçlar doğuran ve iflah olmaz belirtileri günümüzde Balkanlar’da ve
Doğu Avrupa’da yeniden görülen kolektif bir cinnetin öncüleri oldu.

Tanrı Öldü

Nietzsche denince akla ilk gelen “Tanrı öldü” sözüdür. Bu sözü “Şen Bilim” ve “Böyle Buyurdu Zerdüşt”
kitaplarında birden fazla kez kullandı. Sözün bir bağlamını “Şen Bilim”
çevirisinden aktaralım:

“Nereye
gidiyor dünya, biz şimdi nereye gidiyoruz? Sürekli, boş yere, geriye, öne,
yana, bütün yönlere koşuşup durmuyor muyuz? Tanrı’yı gömen mezar kazıcıların
yaygarasından başka bir ses duyuyor muyuz? Tanrı da çürüdü. Tanrı öldü! Tanrı
ölü! Onu öldüren biziz.”

Nietzsche bu cümlesi ve “Böyle Buyurdu Zerdüşt” adlı
eseriyle popülerleşmiş olmasına rağmen, bu cümle ve bu kitapta öne sürdüğü
düşünceler dışında da farklı düşüncelerinden bahsettiği birçok eser
yayınlamıştır.

Tanrı öldü
cümlesiyle ne demek istediğini yorumlayanları ve bence baş eserlerinden biri
olan “Böyle Buyurdu Zerdüşt”teki üst insan (über
mensch
) ile neyi kastettiğini anlatmaya çalışan derin araştırmaları bir
yana bırakarak, Nietzsche’nin ana temalarını kısaca özetlemek ve kendisini
fazla tanımayanları sıkmadan, onun hakkında bir izlenim yaratmak istiyorum.

Nietzsche ve Kavramları

Nietzsche’yi bir parça anlamak için kitaplarında
vurgulamış olduğu çeşitli kavramları aşağıda sıralayacağım. Bunlar bana göre en
önemli olanları. Başka önemli kavramları da olduğunu düşünenler beni affetsinler.

Nietzsche, felsefesini sistematik bir şekilde ele
almaz. Çeşitli kavramlar ve alanlar üzerinde yazılar ve aforizmalar yazmıştır.
Son dönemlerinde hastalığı nedeniyle saçmalamıştır bile denilebilir.
Eserlerinde sıkça tekrar eden kavramları anlamaya çalışalım:

Güç İstemi:

İnsan eylemlerinin temel dürtüsü güç ve iktidar
istemidir. İnsanlar, bilinçli veya bilinçsiz olarak bu yönde hareket ederler.
Bu istem çeşitli biçimlerde ortaya çıkıyor olsa da hep vardır.

Bu, istem varlıkların enerjilerini boşaltma, güç
kontrolü alanlarını genişletme istemi veya yaşamı sürdürme isteminin yansıması
olabilir. Prof. Dr. Hakan Çörekçioğlu güç istemini şöyle tanımlıyor:

“Güç istemi, kimi zaman evreni ve yaşamı anlamaya ve yorumlama yarayan bir varsayım, kimi zaman canlı cansız tüm evrenin metafizik-kozmolojik temeli, kimi yerde canlı yaşamın organik yasası, kimi yerde de sadece insana ait psikolojik bir
güdü olarak tanımlanır.
Kavram özel olarak psikolojik düzlemde ele alındığında ise
bir yandan insanın gücünü yayma güdüsü, başka bir deyişle doğal dünya ve diğer insanlar üzerinde hâkimiyet kurma eğilimi olarak açıklanır, öte yandan kişinin kendi kendini alt etme, kendinin hâkimi olma yeteneği veya bir öz-disiplin olarak tanımlanır.”

Nietzsche’nin, güç istemi ve biraz sonra değineceğim
üst insan kavramlarını kullanması biçimi faşizmle ilişkilendirilmiş ve bu da
büyük eleştirilere yol açmıştır.

Zerdüşt (üst insan)

Nietzsche, sıkça bahsettiği üst insanın niteliklerini
Zerdüşt’ün kişiliğinde açıklar.

30 yaşındaki Zerdüşt dağlara çıkarak orada on yıl
geçirdikten sonra pazar yerine iner ve şöyle der:

“Size
üst insanı öğretiyorum. İnsan aşılması gereken bir şeydir. Onu aşmak için siz
ne yaptınız?”

“Bu
güne dek tüm varlıklar kendilerinden üstün bir şeyler yarattılar; ve siz bu
büyük gelgitin deniz çekilmesi mi olmak istiyorsunuz; insanı aşmak yerine
hayvanlığa mı döneceksiniz?”

“Bakın
size üst insanı öğretiyorum! Üst insan dünyanın anlamıdır. Şunu isteyin: üst
insan dünyanın anlamı olacaktır!”

Nietzsche’ye göre üst insan, insanlığın amacı
olmalıdır. Değer yargılarımı aşmış, özgürleşmiş, Hristiyan ahlâkından ve Tanrı
inancından kurtulmuş olandır. İnsan hayvana göre neredeyse, üst insan da insana
göre oradadır. İnsan, güçlü, korkusuz ve acımasız olmalıdır. Hristiyanlığın aşkın
dünya tezini reddetmelidir. Üst insan bir önceki kavram olan güç istemi ile de
ilişkilendirilir, çünkü onun ahlâki prensibi güç istemine bağlıdır.

Apollon ile Dionysos

“Tragedyanın Doğuşu” adlı eserini Nietzsche, Apollon
ve Dionysos figürleri etrafında şekillendirir. Bu iki figür, insanlığın iki zıt
yaklaşımının temsilcileridir. Apollon biçimin, uyumun ve kontrolün; Dionysos  taşkın ve coşkun duyguların, tutkunun
simgeleridir.

Bu, insanın akılcı, düşünce ve
yeteneğine dayanan içsel bir yanı ile ruh ve bedenin tam olarak birleştiği,
karanlık, vahşi diğer yanını anlatan bir eserdir.

Apollon: Yunan
mitolojisinde yer alan Apollon, ışıldayan kökeninden gelir. Kâhindir, insanın
iç dünyasının ve aklının simgesidir. Ölçülü ve bilgili gücü, doğayı akılla
anlamayı yansıtır.

Dionysos: İnsan doğasından kaynaklanan
vahşi dürtüleri simgeler. Yunan mitolojisinde şarap tanrısıdır. İnsanın doğayla
birleşmesini simgeler. İnsanın içindeki coşkuyu ve yaratıcı gücü yansıtır. Akla
dans etmeyi ve eğlenmeyi getirir.

Nietzsche bu iki figürü şöyle
ilişkilendirir: Dionysos öncesi Yunan sanatı yalnızca görünümle ilgilenen naif
bir sanattır. Sonra Dionysos ortaya çıkar. Coşkuludur, kendisini rahatça ifade eder.
Nietzsche de Dionysos yaklaşımını, Hristiyanlığın günahtan arınmasına karşılık
bir alternatif olarak görür. Hristiyanlığın cenneti öbür dünyada, Dionysos’un
cenneti andadır. Ancak Apollon’a da ihtiyaç vardır. Dionysos’un coşkusunun
yaratabileceği kaosu o düzenleyecektir.

Köle
ve Efendi Ahlâkı

Nietzsche, ahlâk üzerine düşüncelerini açıklarken
toplumu efendiler ve köleler olarak iki sınıfa ayırır.

Efendiler güçlüdürler ve varlıklıdırlar. İstedikleri
gibi hareket ederler. Kendilerini iyi, köleleri kötü olarak nitelendirirler. Bu
nitelikler onların seçimi değil, varoluş biçimidir. Kötü durumda olan köleler
efendilerine boyun eğmek ve onların isteklerini yerine getirmek zorundadırlar.
Onlar da aksinin farkında olmadıkları için, efendileri gibi kendilerini kötü
olarak kabul ederler.

Zamanla köleler durumlarına karşı isyan ederler.
Ancak, güçsüz oldukları için bu bir ahlâk devrimidir. Köleler, çektikleri sıkıntıya ancak onu hem iyi hem de bir seçim olarak
yeniden tanımlarlarsa katlanabilecekleri sonucuna varırlar. Uysal olmak, yoksul
olmak sıkıntıya dayanmak iyi bir ahlâktır. Varlıklı ve güçlü olmayı seçen
efendiler kötü ahlâklıdırlar.

Efendi ahlâkı: Zihinsel ve bedensel olarak kendilerini güçlü görenlerin ahlâkıdır.
Buradaki değerler, zenginlik, şöhret, hırs, mükemmellik, egemenlik gibi
değerlerdir. Yaşam ve içindeki her şey olumlanır.

Köle ahlâkı: Kin beslenen efendilerin gücünü kınar ve köle zayıflığını yüceltir.
Bu, yeni ahlâk anlayışı değerlerin yeniden değerlendirilmesi ve köle isyanının
başarısıdır. Bu ahlâkla elde edemedikleri her şey hor görülür; yoksunluk,
iffet, alçak gönüllülük gibi zaten onlara layık görülen durumlar ve erdemler
methedilir.

Dekadans (Decadence)

Decadence Fransızca bir kelimedir. Nietzsche bu
kelimeyi eserlerinde olduğu gibi kullanır, çünkü Alman dilinde tam olarak
karşılığı yoktur.

Nietzsche, özgür ve yaratıcı üst insan karşısına, yabancılaşmış, yaratıcı gücü yok olmuş “sürü insanını” koyar
ve bu tip insanın oluşturduğu kültürden
bahseder. Bu tür insanların oluşturduğu topluluklar (aile, devlet, parti, vs.)
bu ahlâkla sürünün ayakta durmasını sağlarlar.

Sürü insanı zayıftır, yaşamak için başkalarına ihtiyaç
duyar ve toplu halde, sürü olarak, yaşamaya çalışır. Kısaca, burada “sürü
içgüdüsü” öne çıkar. Sürü insanı yaşamın trajik yönünü göremez ve kendi
gerçekliğini yaratır. Nietzsche’ye göre gerçekleri yaratan yaşamdan uzaklaşan
bu kültür bir yozlaşma, soysuzlaşma ve çöküş kültürüdür: dekadans kültürü.

Sürü insanı herkesin eşit olduğu bir toplum kurmak,
Tanrı ve kanun önünde eşitlik ister. Orta ve vasat olan değerlidir;
aşırılıklara yer yoktur. Böylece sürü insanları kendi sırandan oluşlarını
meşrulaştırmaya çalışırlar. Yaşam tarzları nihilisttir. Umut öbür dünyadadır.
Onları devlet ve din adamları yönetir. Düşünceleri onları güdenlerin
düşünceleridir.

Bengi Dönüş

Evrendeki tüm olaylar ve durumlar sürekli olarak
tekrarlanırlar. Evrende madde ve uzay sonlu, zaman sonsuzdur. Şekil
birleşimleri sınırlı olduğu için her olay döngüsel olarak tekrar eder. Yani,
yaşamımız sürekli bir tekrar içerisindedir.

“Düz
olan her şey yalandır” diye mırıldandı cüce aşağılayarak. “Tüm gerçekler
yanıltıcıdır: zaman bir döngüdür.”

(Böyle Buyurdu Zerdüşt)

“Enerji
sakınımı yasası bengi dönüşü gerektirir.”

Eğer dünya belirli miktardaki bir güç ve belirli
miktardaki güç merkezleri olarak düşünülüyorsa –ve diğer tanımlamalar belirsiz
ve böylece yararsız kalıyorsa– o zaman, büyük zar oyununda, varoluş
hesaplanabilir kombinasyonlardan geçmelidir. Belirsiz zamanda, her olası
kombinasyon her an gerçekleşebilir. Dahası: sonsuz miktarda gerçekleşebilir. Ve
her kombinasyon ve sonraki tekerrürleri arasında diğer tüm olası kombinasyonlar
gerçekleşebilir ve her bir kombinasyon, aynı serideki kombinasyonların sırasını
etkileyecektir ve böylece tamamen benzer bir serinin döngüsel bir hareketi
ortaya çıkacaktır: kendini sonsuza dek tekrarlayan dairesel bir hareket olan ve
oyununu sonsuza dek oynayan bir dünya.

(Güç İstemi)

Yazımıza Nietzsche’nin kendisi ile ilgili sözleriyle
son verelim:

“Günün
birinde beni aziz ilân etmelerinden çok korkuyorum… Ben aziz biri olmak
istemiyorum, öyle olmaktansa, soytarı olmayı yeğlerim…”