Eril Dil, Türkçe ve Felsefe

Sayı 57 - Şubat-Mart 2015

Dil bir iletişim aracı olması bakımından, öncelikle insanın kendisi ile kurduğu ilişkinin bir göstergesidir. Bu ilişki bir dışlaşma ilişkisidir. Gizillikten edimselliğe geçen sonsuz Tin dışlaşmasını sonlu özne aracılığı ile gerçekleştirir: Bu dışlaşma öznenin yaşamıdır, tinsel varsıllıktır, özgürlüktür.

Kendisini eylemleri aracılığı ile bir anlam varlığı olarak yapılandıran insan tinsel, ussal, ilkesel birliğe dönüşürken dili de kendisi ile beraber dönüşür. Kendisini karşıtında, kendisinden farklı olanda kavramayacak denli güçsüz olmayan olgusallık, evrensel olduğu denli de özseldir. Tinin kendisine yabancılaşmış olanı yakalaması ve düşünceye dönüştürmesi, gerçekte kendisine geri dönmesidir, yani düşünme etkinliğidir. İşte bu dışlaşmanın çevreni, geri dönüşün e.d. düşüncenin derinliğini belirler.

Kendisini tikelleşmelerinde sürdürerek karşıtı ile çelişerek onu dolayımlayan ve kendine geri dönen Kavramsal olandır ve dilde hakkını felsefe aracılığı ile edinir. Felsefe yapabilmek için kavramsal bilince iyelik zorunludur. Sanat ve bilim alanlarında ileri toplumların felsefe alanında da öncü olmaları sonlu ve tikel olanın üzerine yükselebilen saltık’ın yalnızca insan tini ve onun sayesinde bunu başarabilmesinin olgusallığıdır. Bu toplumlar aynı zamanda düşünce özgürlüğü açısından önemli kazanımlar elde etmiş, yasalı toplumlardır ki, varlık gerçekliğini halkın istenci aracılığı ile edinmiştir. Böylece felsefe, kavramsal dil ve özgürlük bağıntılıdır.

Toplumsal dilin ulaştığı düzey o toplumun ulaştığı tinsel düzeyden ayrı bir olgu olarak ele alınamaz. Dil edinci çocukluktan başlar ve bir toplumun ekinini yansıtmasının yanı sıra o ekinin yeniden oluşturulması ve sürekliliğini de sağlar. İnsan içinde yaşadığı toplumdan etkilenir ve bu kişiliğinde belirleyici bir rol oynar.

Bilinç düzeyinin bir yansıması olarak dil, ayrımcı tutumların ilk olarak dışa vurulduğu yerdir. Türk toplumunda da bu farklı değildir; dilimiz ayrımcı ve kadına şiddet içeren bir dildir. Cinsiyet belirlenimlerinin tarafsız olduğu Türkçe, dilbilgisi açısından sorun yaratamasa da sosyolojik bir yansıma olarak eril toplumun taraflı bakış açısı ile dil kullanımı açısından sıkıntı yaratmaktadır. Bunlar arasında asimetrik kullanım (bilim adamı, adam olmak, adamdan sayılmak, adamakıllı, kızlık soyadı), erkeğin norm olduğu kullanım (kadın şoför, bayan doktor, kadın yazar) ve aşağılayıcı kullanım sayılabilir. Aşağılayıcı kullanım örnekleri yüz kızartıcı şiddette ve boldur. Oldukça sık duyulan ağır küfürler dışında bazı aşağılayıcı deyim ve atasözlerini hatırlayalım:

“Hem kız, hem baldırı düz, hem de ucuz olur mu?”

“Kız gibi.” (Kullanılmamış anlamında)

“Kızını dövmeyen, dizini döver.”

“Ağustostan sonra ekilen darıdan, kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez.”

“Eksik etek.”

“İyi ipek kendini kırdırmaz, iyi kadın kendini dövdürmez.”

“Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin.”

“Kadının yüzünün karası, erkeğin elinin kınası.”

“Kadın erkeğin elinin kiridir.”

“Saçı uzun, aklı kısa.”

“Karı gibi konuşma!”

Hem gizli hem de açık baskı ve önermelerin barındığı bu türde bir dilin etkisi ile büyüyen ve bu tür tanımlamalar tarafından belirlenen bir bilinç sahibi olarak erkek çocukların kadınlara saygı duymasını beklemek safdillik olacaktır. Ayrımcı ve aşağılayıcı dil kullanımının olumsuz etkisi araştırılmış ve kadınların da erkeklerin kendilerine giydirdikleri kimlik belirlenimlerinin etkisini yansıtan öz-belirlenim yaptıkları bulgulanmıştır.[1]

Hint Avrupa Dili olan Almanca (artikel), Latin Dilleri olan Fransızca (masculin-feminin) ve İspanyolca, semitik bir dil olan Arapça (müzekker-müennes) gibi bazı diller, sözcüklerin cinsiyet belirlenimleri aldıkları dillerdir. Bu belirlenimlerin kadın-erkek ilişkileri üzerindeki etkisi üzerine yapılmış kapsamlı araştırmalar ve eşitsiz dil kullanımının önüne geçebilmek için kurumsal öneriler vardır.[2],[3],[4] Fransızcada bin kişiden oluşan bir toplulukta sadece bir erkek olması durumunda bile topluluğun eril artikel alması, cinsiyet belirlenimi açısından tarafsız bir dil olmasına rağmen İngilizcede kadın woman[5] sözcüğünün kadın hizmetçi demek olan wifman’den türemiş olması ve eş/karı anlamına gelen wife sözcüğünün de bundan köken alması gibi örneklerin bolca verilebileceği açık ya da örtük bir misogeni sorunsalı vardır.

Bu dillerin kullanıldığı ekinlerde Dilin Feminist Felsefesi[6] üzerinde çalışan araştırmacılar günlük dilin, literatürün ve giderek bilimin bile baskıcı eril yaklaşım ile kirletildiğini savlarlar ve bu konuda yapılan yoğun bir temizlik girişimi vardır.[7],[8],[9] Bunlar arasında “…geride sadece yaşlılar, kadınlar ve çocuklar kalmıştı” gibi cümlelerle kadınların sağlık-yaş bakımından genç ve dinamik, akıl-meslek bakımlardan ise yetkin olmalarının öneminin yok sayılması ve işe yaramazlar listesine eklenmeleri ya da bilimsel anlatımlarda ise “… uzun yolculuğun sonunda sağ kalan spermler, yumurtaya saldırırlar, ödülü çepeçevre kuşatırlar”[10] gibi örnekler verilebilir. Kadının dil aracılığı ile baskılanması, sessizleştirilmesi ve tecavüze ulaşan şiddet sarmalı konusunda yoğun bilimsel araştırmalar yapılmıştır. Şiddetin düzsöz edimleri, edimsöz edimleri ve etkisöz edimleri ile ilişkileri araştırılmıştır. Bu konuda birçok yayına ulaşma olanağı vardır.[11]

Feminist felsefecilerin savladıkları diğer bir nokta, cinsiyet ayrımcılığının sadece yaşamlarımızı değil felsefenin kendisini de etkilemiş olduğudur. Edebiyat ve tarih alanlarında olduğu gibi, felsefe tarihinin yeniden, feminist bir bakış açısı ile ele alınmasında son yirmi beş yılda bir patlama olmuştur. Özellikle kadın felsefecilerin tarihsel akışa dâhil edilmemiş olmaları probleminden başlanmıştır.[12] 1967 yılında yayınlanan Felsefe Ansiklopedisi’nde değinilen 900 filozof arasında Wollstonecraft, Arendt veya de Beauvoir isimlerinin olmaması tepki toplamıştır.[13] Mary Ellen Waithe, klasik dönemden 16 kadın filozof, 500-1600 tarih aralığında 17 ve 1600-1900 yılları arasında ise 30 kadın filozof belgelemiştir.7 Tarihte bazı felsefecilerin cinsiyetçi tutumları üzerinde de çalışmalar yapılmaktadır, bunların açık ya da gizli cinsiyet ayrımcılıkları, kadın düşmanı olmaları, eril özekli oluşları ele alınmaktadır. Bunlar arasında Euripides[14],  Sokrates[15],  Plato[16], Aristoteles[17],[18],[19], Kant[20], Hegel[21], Schopenhauer[22], Nietzsche[23] sayılabilir.

Filozofların feminist dil ile ilişkilerinin ele alınması konusunda İbn-i Arâbi’ye değinmemek büyük bir haksızlık olur. Cinsiyet belirlenimli bir ana dil konuşmasına, 13. yüzyılda yaşamasına ve günümüzde bile yanlış yorumlanan bir dine ait olmasına karşın kendisi aydın bir felsefeci, bir gerçek âşığı ve bir feministtir. Batı’da ilk erkek feminist olan Poullain de La Barre’ın 17. yüzyılda yaşadığı ve kadın hakları savunuculuğundan rahatsız olan çevrelerin ölüm gözdağı vermesi nedeni ile gizlenerek yaşamak zorunda kaldığı hatırlanırsa, İbn-i Arâbi’nin değeri daha da belirginleşir.

Anne Marie Schimmel’e gore, Arâbi, dişil unsurun âlemdeki merkezi rolünü o denli vurgulamıştır ki, modern Müslüman eleştirmenler onu ‘paraseksüel sembolizm’e meyletmekle suçlamıştırlar.[24] Schimmel, Arâbi’nin kadınlar ile ilgili tavrının özellikle dikkate değer olduğundan söz eder ve ondan şöyle alıntılar yapar:

“Peygamberlik, imamlık ve önderliktir. Aslolan kadının imam olmasıdır, olmaz diyenlerin delil getirmeleri gerekir.”[25]

Döneminin oldukça ilerisinde, belki de bugün bile çoğunluğun ilerisinde olan bu ussal düşünme ustası, “Zât” isminin dişil olduğunu vurgulaması, Arapçada, bir kelimede ne kadar çok harf ve ses varsa onun anlamının o kadar fazla olduğu; erkeğe ‘el-mer’u’ kadına ‘el-mer’etu’ denmesinin kadınındaki fazlalığın, bir erdemin, bir üstünlüğün var olduğunu göstermesi gibi değerlendirmelerle Arapçayı feminist bir dilbilimci olarak ele almıştır.

Türkçe ile felsefe yapmak, dilimizin cinsiyetsiz bir dil olması ve bu nedenle yukarıda sözünü ettiğimiz “gelişmiş toplumlar”ın uğraştığı, dilde cinsiyet belirlenimleri ve bunun kadınlara karşı kullanımının getirdiği sorunlarla oyalanmamak gibi bir üstünlüğü olması nedeni ile daha elverişlidir. Toplumsal yansımanın dili, dilin toplumu belirlemesi açısından dilde kadına şiddetin bilinçli olarak ele alınmasını gerektirmektedir. Buna yönelik her türlü çaba teolojik dil, sanat dili, bilimsel dil, siyaset dili, felsefi dil ayrımı gözetmeksizin desteklenmelidir. Kadınları özgür olmayan bir toplumun özgürlüğünden söz edilemez.

Kadının özgürleşmesini istemek yeterli değildir: Boş öznellik için istek olan, erekbilimsellik açısından İstenç’tir; bu kavramın felsefesel olarak ele alınıp Duyunç ile olan zorunlu bağıntısı üzerine kitaplar yazılıp, konferanslar verilebilir. Ancak, nasıl felsefe anlak kategorilerini izlemez ve ussal olanı izler ise, özgürlük istenci de eylem, düşünce ve dil alanlarında karşılığını bulmak ister. Çünkü Hegel’in dediği gibi “Tinin tözü özgürlüktür”, “Özgür olan bütünseldir”. Böylece, bütünsel olan gerek dilde, gerek eylemde, gerekse de düşüncede özgürce kendisini ifade edebilendir; herhangi bir içeriğe bağımlılık özgürsüzlük olacaktır. Özgürsüzlük içerikleri arasında dinlere, ırklara, dillere ve cinslere karşı geliştiren her düzeydeki karşıtlık vardır. Kadın ve erkeğin özgürlüğü, tensel karşıtlığın aşıldığı bir düzlemde insanlık potasında beraber erimelerinden geçecektir.


Dipnotlar:

[1] Aydınoğlu, N. Kadın Ve Dil

http://sosyaldergi.usak.edu.tr/Makaleler/e6429dc0-36ce-4114-b6a8-ce0109c1ea4f.doc

[2]  Palomares, N.A. Gender-Language Consistency

http://communication.ucdavis.edu/people/nap/pubs/y…

[3]http://en.wikipedia.org/wiki/Grammatical_gender

[4] The National Council of Teachers of English: Guidelines for Gender-Fair Use of Language

http://www.ncte.org/positions/statements/genderfai…

[6]  Feminist Philosophy of Language

http://plato.stanford.edu/entries/feminism-languag…

[8]  Miller, C. and Swift, K. (1976) Words and Women: Doubleday Publishing

[9]  Erlich, S. And King, R. (1998) The Feminist Critique of Language

[10]  Martin, E., (1996) The Egg and the Sperm: How Science has Constructed a Romance Based on Stereotypical Male-Female Roles  in Feminism and Science, E. F. Keller and H. E. Longino (eds.), Oxford and NY: Oxford University Press: 103–117.

[12]  Alanen L., Witt C. Feminist Reflectiıons On The History Of Philosophy Kluwer Academıc Publishers

[15]Sokrat’ın Savunması 35b; 42b-c; 455c; 456a; 563b

http://en.wikipedia.org/wiki/Misogyny

[16]  VanHeest, N. Feminism and Plato

http://facstaff.elon.edu/sullivan/femplato.htm

[17]  Kittay E.F., Alcoff L.M., The Blackwell Guide to Feminist Philosophy

[18]  Smith, D. Plato and Aristotle on the Nature of Women

http://muse.jhu.edu/journals/journal_of_the_histor…

[19]  Henry, D. How Sexist is Aristotle’s Developmental Biology?

http://www.jstor.org/stable/40387933?seq=1#page_sc…

[20]  Kant’s Social and Political Philosophy

http://plato.stanford.edu/entries/kant-social-poli…

[24]  Schimmel, A. (2011) Ruhum Bir Kadındır: İstanbul: İz Yayıncılık. ISBN: 978-975-355-342-1. s. 31

[25]  Uludağ, S. (2009) Sufî Gözüyle Kadın. İstanbul: İnsan Yayınları. ISBN: 978-975-574-474-2