En Karanlık Şey

Sayı 88 – Eylül – Ekim 2019

Platon’un
mağarasının içinde zincirlerle oturan köle belki ölümü düşünememiştir. Çünkü
ölümü düşünemeyen hayatını yaşayamamış, güzel kokuları burnundan içeriye
aktarmamış, dilinde güzel bir tat hissetmemiş ve güzelliklere dokunmamıştır.
Ölümü düşünemeyen kim olduğunu da düşünmemiştir. Köle için her şey koca bir
hiçlikten ibarettir. Hatta ellerinin niye bağlı olduğunu bile düşünemez.
Duvardaki gölgeler artık onun bedeniyle birleşmiş, fikirlerini öldürmüştür.
Düşünce sistemi, sadece onun orada var olduğunu bile unutturup sadece bir çift
gözü duvardaki karartıları seyretmek için var etmiştir. Gördüğü her gölgede
sorgulanmayan bir yaşam tarzını benimseyen köle, bütün yaşamsal duygulardan
arındırılmıştır. Onun için aşk bir anlam ifade etmez. Ya da boynunda paslanmış
zincirin teni ile arasındaki ilişkinin boyutunu ve rahatsızlık veren acının
rengi. Mutluluk onun dünyasında yoktur, hüzün elleri ile toprağa gömdüğü bir
duygudur. Yaşamı için vicdan azabı da çekmez. Ahlak ve erdem duvardaki
gölgelerdir. Onun yaratılışı sadece duvardaki gölgeleri görmek içindir.
Robotik bir yaşama sahiptir. Kafasında düşüncelerin anlamsızlığı onu koca
bir hiçlik içinde döngüsel bir yaşama mahkûm etmiştir.  

Böylesi bir dünyada yaşam, gösterilmek istenen görünümlerle donatılmıştır. Görülmek
isteneni görürsün ve görünmesi istenmeyen gerçeğin de üstü gölgelerle
kapatılmıştır. Yaşamın içi boşaltılır, sadece sana sunulduğu gibi tüketmeye
başlarsın. Böylesi bir dünyada Platon’un modernleşmiş mağarasında, üstü
kapatılmış gerçeklerle bize bir yaşam tarzı sunulur. Biz de özgür olduğumuzu
düşünen modern köleler kategorisinde bulunduğumuzdan habersiz, yaşarız. Bu
simülasyon yaşamda kimin tarafından yönlendiriyoruz ve kimin mağarasında
olduğumuzun farkında değiliz. Ve belki gördüklerimizin hepsi bir yansımadan ya
da bir gölgeden ibaret, kim bilir!

Onun için aptalca ölmekten korktuğumuz kadar, doğal bir ölümden 
korkmayalım. Yüz yıl önce varlığımız yoktu ve yüz yıl sonra da olmayacak. Bu
zaman cetvelinin üzerinde hayat dediğimiz kavramı anlamlandıran tek şey,
hissettiğimiz şeyler oldu. Ve bu hissetme duygusu da yok olacak. Ve biz
yokluktan yokluğa doğru ilerlerken gerçek yokluğun hissine varmak için
dokunduklarımızı da kaybedeceğiz. Ve biz bomboş bir çemberin içinde uzun bir
siyah yolun, karşımızda duran küçücük, iğne deliğinden sızan aydınlığına
varamayacak hayallerimizde kalacağız. Ölüm dediğimiz şey bir aynanın ışığında
gölgede kalan yerdir. Ve o aydınlığa muhtaç olan ruhlarımız, gözleri yukarıda
hep siyahlar içinde kalacak.

Köle
bedenlerimiz, ruhlarımızı özgür bırakmalı. Karanlık bir mağarada gölgeler
karşısında oturup hiçbir şey düşünmemek, çürümüş bedeninin mezarlıkta yatması
ya da yakılmış bedenin küllere dönmesi gibidir. Bomboş ve uzun bir boşluk
karşısında durup bakmak ve hiçbir şey düşünmemek en karanlık şeydir.