Einstein’ın Rüyası; Birleşik Alan

Sayı 102 - Ocak - Şubat 2022

“Evren bir bütündür. Tek bir organizma gibidir. Belki bu yüzden birbiriyle tamamen ilgisiz iki şey yoktur. İlişkileri görebildiğinizde evren kalbini açar size… Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ayırım sadece bir yanılsamadan ibarettir.”

“İnsan, bizim tarafımızdan evren diye adlandırılan bütünün, zaman ve uzayda sınırlı bir parçasıdır. Kendini, düşüncelerini ve duygularını diğerlerinden ayrıymış gibi deneyimler. Bu, bilincinin bir çeşit optik yanılsamasıdır.”

Bu sözlerin sahibi Albert Einstein, tüm kuvvet ve parçacıkların tek bir alan terimi ile açıklanabileceğini öne sürdüğü “Birleşik Alan Teorisini” ortaya atmıştır.

Kuvvet, fizikte kütlesi olan bir cisme hareket yeteneği kazandıran etki olarak tanımlanır. Felsefede ise Hegel, Mantık Bilimi kitabının “Öz” ile ilgili bölümünde kuvveti şu şekilde tanımlar: “Kuvvet, olumsuz birliktir ki, bütünün ve parçaların çelişkisi onda çözülmüştür, o ilk ilişkinin gerçeğidir.”

“Kuvvet, bütünün yansımış birliğinin belirlenimi olarak, kendi içinden varolan dışsal çokluluğa doğru oluş sürecindeki bir şey olarak koyulur.”

İlk kez matematikçi Newton kuvvet ve onun üç temel yasasını açıklamıştır. Bu nedenle kuvvet birimi Newton olarak belirlenmiştir. Hareket kanunları olarak da bilinen üç yasa şunlardır:

1- Eylemsizlik Yasası
2- Dinamiğin Temel Prensibi.  (F=m*a) (kuvvet=kütle*ivme)
3- Etki-Tepki Yasası

Evreni bir arada tutan, bilinen dört ana kuvvet vardır. Kuvvetler, kendilerine ait parçacıkların değiş tokuşu ile etki ederler. Bu parçacıklardan graviton ve gluon varsayılan iken bozon ve foton gözlenmiştir.

Kuvvet                                     Taşıyıcı parçacığı         İşlevi                                                  

1-) Kütle-çekim Kuvveti            Graviton                      Uzaydaki tüm cisimlerin çekme kuvvetidir.
2-) Zayıf Nükleer Kuvvet           Bozon                         Kuark değiş tokuşunu sağlar.  (W, Z)
3-) Elektromanyetik Kuvvet       Foton                           Atomları ve molekülleri bir arada tutar.
4-) Güçlü Nükleer Kuvvet         Gluon                         Proton ve nötronları bir arada tutar.

“Modern fiziğin merkezindeki “alan kavramı” ise ilk olarak Faraday tarafından tanımlanmıştır. Bilime tutkun fakir bir genç olan Faraday ciltçide çalışmaktadır. Humphry Davy’nin halka açık konferanslarına katılarak onunla tanışması sayesinde yanında çalışma olanağını elde eder. Önce şişe yıkamakla başlayan çalışma süreci onu Davy’nin sağ kolu olarak Londra Kraliyet Enstitüsü Direktörü olmaya kadar götürür. Faraday, elektrik yüklerinin belli bir uzaklıktan birbirini çekip itmesi yerine bu yükün etkisini ileten bir ortam olması gerektiğini düşünüyordu. Faraday’a göre E&M alanlar, ortada herhangi bir mıknatıs veya akım olmadan birbirlerini yaratabilirdi. Ancak Faraday matematikçi olmadığından onun sezgileri Maxwell sayesinde matematiksel karşılıklarını buldu. Maxwell, 14 yaşında ilk makalesi yayınlanan, 25 yaşında profesör unvanını alan bir matematik dahisiydi. 48 yaşında dünyayı terk ettiğinde ise bıraktığı çalışmalar, fizikte evrene bakış açısını değiştirdi.

Maxwell elektrik ve manyetizmanın uzayda birlikte seyahat ettiğini ispatladığında Faraday’ın haklı olduğu ortaya çıktı. Maxwell, E&M dalgaların hızını, teoride 310.745 km hesaplamıştı ki deney sonucu buna çok yakın çıktı. (310.906km.) Maxwell hem ışığın hızını hem de doğasını açıklamak suretiyle E&M ve ışığı birleştirmişti.

Faraday-Maxwell ikilisi fiziğin yin-yang’ı gibiydiler. İkisi arasındaki saygı, mükemmel bir deney- kuram ilişkisiydi. Faraday elektromanyetik kuvvetlerin “kuvvet hatları” aracılığıyla çalıştığına inanmıştı. Bu da kuvvet alanı kavramına atılmış ilk adımdı. Elektrik ve manyetik alanların uzayda hareket etmek için zamana gereksinimi olduğunu deneylemeye çalıştı. Bu deneylerin tamamlanması ancak 30 yıl sonra Hertz tarafından gerçekleştirilecekti.

Newton hareketin matematiğini açıklayabilmek için kalkülüsü icat etmişti. Maxwell ise kuvvet alanlarını tanımlamak için kısmi diferansiyel denklemleri geliştirdi. Böylece Maxwell, Faraday’ın kuvvet hatları fikrini kapsamlı bir “alanlar” kuramına dönüştürdü.

Modern kozmolojinin temelinde Maxwell’in elektrik, manyetizma ve ışık, Einstein’ın ise uzay-zaman, enerji ve yerçekimi alanlarındaki kuramları yer alır. Einstein’a Londra’da “Kendinizi Newton’un omuzunda yükselmiş olarak görüyor musunuz?” diye soran gazeteciye “Hayır, aslında Maxwell’in omuzunda” diye cevap verir. Maxwell’in Elektromanyetik denklemi, Einstein’ın “Özel Görelilik” kuramının öncülüdür. Einstein onun için: “Maxwell den önce parça olan gerçeklik ondan sonra kesintisiz alanlardan oluşuyor.” der. Her ikisi de doğanın basit ver zarif işlediği görüşündedirler.”[1]

Alan, uzay ve zamanda her nokta için bir değeri olan fiziksel bir niceliktir. Bir kaptaki sıvı gibi tüm uzayın içine işlemiş temel bir enerji gibi düşünülebilir. Einstein’ın arkadaşı John Wheeler onun için “Varlığı boşluğun gerçek olmadığının göstergesidir” der. Birleşik Fizik kavramı işte bu birleşik alan kavramından yola çıkılarak geliştirilmiştir.

“Büyük Birleşik Teori (GUT)” ve Her şeyin Teorisi (TOE)” de “Birleşik Fizik” kavramı ile ilgilidir. Fakat “Büyük Birleşik Teori” kütle çekimi hariç diğer kuvvetleri birleştirmeye çalışırken “Her şeyin Teorisi” altında belirli bir temel bir alan olmadan tüm kuvvetleri birleştirmeye yönelik bir çerçevedir. Birleşik Fizik’te “holofraktografi” modeli bu çerçevenin temelidir ve fizikte çözülmeyen sorunlara farklı bir bakış açısı getirmektedir. Holofraktografi, holografi ve fraktal tanımları üzerine kurulur.

Holografi kavramı (holo) (whole-bütün) ve (graphic) (imaj-görüntü) kavramlarını bir araya getirir.  “Hologram” ise her noktadaki bilginin temsilcisidir. (gram; gramer, kelimeler, dil)

Holografi prensibi 1980’li yıllarda Hooft ve Susskind tarafından fizikteki kara delik paradoksunu çözmek için geliştirilmiş ve düşünsel devrimin tohumlarını atmıştır. Holografinin gerçek yaşamdaki en çarpıcı örneği ise hologram tekniği ile çekilen fotoğraftır. Bu tür bir fotoğraf filmini ne kadar küçültürsek küçültelim baştaki görüntünün aynısını elde ederiz.

Fraktal kavramı ise Latincede parçalanmış anlamına gelen “fractus” kelimesinden türetilmiştir. İlk olarak 1975 yılında Polonyalı matematikçi Benoit Mandelbrot tarafından doğadaki karmaşık ve tekrarlayan matematiksel yapıyı tanımlamak için ortaya atılmıştır. Doğanın güzelliklerinde karşımıza çıkan fraktallerin matematiksel estetiği Buckminster Fuller’in “…çözüm güzel değilse bilirim ki yanlıştır.” sözünü hatırlatır.

  

Fraktal Yapı; Kendine Benzerlik

Benoit Mandelbrot, İngiltere’nin kıyı uzunluğunu bulmak için başlattığı çalışmada fraktal geometriyi keşfeder. Fraktal kavramı hangi noktasını alırsak alalım büyüttüğümüzde başlangıçtaki örüntünün tekrarlanmasını anlatır. Fraktaller genellikle nispeten basit algoritmik işlevler tarafından bilgisayarda üretilirler. Ölçek veya büyüklükte tekrar eden kendine benzer ama aynı olması gerekmeyen örüntülerdir. Ne kadar küçüğe veya büyüğe doğru inceleseniz sonsuza giderler.

Fraktal

“Tüm ölçeklerde kendi benzerliğini gösteren nesne veya miktar.  Nesne tüm ölçeklerde aynı yapıda olmak zorunda değil ama tüm ölçeklerde aynı tip yapılar vardır “

Eğer evren fraktal olarak düzenlenmişse bu, bulundukları ortam veya ölçekle değişmeyen bir karmaşıklık seviyesi olduğu anlamına gelir. Ölçek veya materyal yapısı değişse de enerji dinamiklerinin kavramsal ilişkisi yani geometri, aynı kalır.  Fraktallerin ölçek bazında değişmezliği bize şu Hermetik anlayışı anımsatır: “Yukarıdaki neyse aşağıdaki odur”

“Birleşik Fizik” konusunda 30 yıldır çalışan Nassim Haramein, bu iki kavramı bir araya getirerek holofraktografi diye adlandırmıştır. Bu, kozmosun holografik ve fraktal yapısının temelde alakasızlığını gösterse de gerçekte birleşik bütün, fraktal olarak birbirlerine ve bütünün tümüne bağlı olan ayrı, yerel birimlere bölünmüştür. Evrendeki temel düzenin aynı anda hem bütünsel hem de parçalı yapısını göstermesi felsefedeki “karşıtların birliği” anlayışına uygundur.

Gözlenebilir, ölçülebilir fiziksel evrenimiz atomdan kozmosa tüm ölçeklerde var olan elektromanyetik enerji-kütle dinamikleri örüntüsüne dayalıdır. Hayli farklı ölçeklerde aynı geometri ve örüntüleri gördüğümüz için fraktaller bize bu ölçek tabakalarının nasıl bağlandığını gösterebilir. Birleşik fizik’in matematiği bize fraktallerin en küçükten en büyüğe nasıl kalıcı olduğunu gösterir.

Haramein bize uzayın boş olmadığını, enerji ve bilgi yüklü olduğunu söyler. Ona göre gerçekliğin kaynağı olan bu enerji hesaplanabilir. Yaratımın başında temel bir örüntü olması gerektiği düşüncesindedir.

Haramein fizik çalışmalarının yanı sıra kadim bilgileri de araştırır ve son bilimsel bulguların bunlarla uyumunu ortaya koyar. Kurduğu “Resonance Academy”de bilimsel araştırmaların yanında kadim bilgiler de yer almaktadır.[2]

Haramein, bugünkü fizik yaklaşımının bütünsel olmamasından yola çıkarak kozmos ve kuantum dünyasını bağlayan bir ilişki olması gerektiğini düşünür ve çalışmalarını bu temel üzerine kurar.

“Kozmostaki kütle çekimi alanı çok kaygan buna karşılık kuantum alanında çok keskin, ayrışmış kuantize (parçalı) enerjiler var ve bu ikisi uyuşmuyor. Büyük küçükten yapıldığı için bunları bağlayan bir temel teori olmalı. Bir yanda gökadaları, yıldızlar, kara delikler, diğer yanda molekül, atom ve çekirdeği var. Atom ve atom altı alanı inceledikçe gördük ki kuantum seviyesinde kuantum (vakum) boşluk salınımı; Elektromanyetik Alan diye adlandırdığımız çok yoğun, hassas bir alan karşımıza çıkmakta.” N. Haramein

“Ya uzay birlikte alan olarak titreşen ayrık enerji örgüleriyse ve gözlediğimiz tüm parçacık ve kuvvetler bu enerji alan ağındaki değişikliklerse?” Adam Apollo

Einstein ve Ether(Aether-Esir)
Fizikte alan kavramı öne çıktıkça yakınçağda bilim dışı olarak görülen ether yeniden gündeme gelir. Kadim kültürlerde çok üzerinde durulan hatta hava, su, ateş ve toprak yanında 5. temel unsur olarak Aristo tarafından öngörülen, Pythagoras’ın dört unsura hükmeden ruh olarak tanımladığı ether, maddenin ilk hali (prima materia-hyle), akışkan, yoğunluğu az latif bir madde olarak tanımlanır. Eski kültürlerde Ait-hur-Solar Ateş denilen Aether, her şeyin içinden çıktığı temel arka plan, alan, ya da başlangıç olarak betimlenmiştir. Aether aynı zamanda boşluk (void), enerji, doluluk ve hatta ruh olarak da bilinir. Değiştirilemez, yok edilemez ve görünmez olarak her şeyi ve bütün maddeyi kaplar.

Hegel, Mantık Bilimi’nde çekim kuvvetini ether üzerinden tanımlar:

“Kuvvet, şeyin dingin bir belirliliğidir; kendini dışsal olarak anlatan değil ama dolaysızca dışsal olandır. Böylece kuvvet özdek olarak da belirtilir ve manyetik, elektriksel bir özdek, ya da ünlü çekim kuvveti yerine her şeyi bir arada tutan ince bir Ether kabul edilir.”

Işığı uzayda neyin taşıdığı sorusu çağlar boyu insanları düşündürmüş ve etherin varlığı benimsenmişti. Buna gönülden inanan ve deneyle kanıtlamak isteyen Michelson-Morley ikilisi ummadıkları bir sonuçla karşılaştılar ve bu sonuç kendilerine Nobel kazandırdı. Işık boşlukta yayılıyordu ama ether maddesi yoktu. Böylece 20. yüzyılda etherin bir safsata olduğu anlayışı hâkim oldu. Günümüz fizik kitaplarından etherin atılması Michelson-Morley’in tamamlanamamış deney sonuçlarının yanlış değerlendirilmesi ile ilgilidir.[3]

Newton’un aksine Einstein’ın etherin varlığını yadsıdığı düşüncesi de bir yanlış anlaşılmadan ibarettir. Einstein 1905’te yayınladığı makalelerinde etheri tümüyle reddetmemiş yalnızca soruna matematiksel çözüm getirilmesi gerektiğini söylemiştir.1920’de ise, “Genel Görelilik Kuramını” geliştirdiğinde uzay-zamanın kendisinin kadim kavram “Aether” benzeri kuvvet ve maddenin doğduğu ve yayıldığı bir ortam olduğunu düşünmüştür. Yeni etheri tanımladığında içinde tüm kuvvetlerin açığa çıktığı temel arka plan olan uzay-zamanı kasteder. Bu gerçek hala fizik kitaplarında göz ardı edilmektedir.

Albert Einstein 1920 yılında yaptığı bir konuşmasında şunları söyler:

“Etheri reddetmek, boş uzayın hiçbir fiziksel özelliği olmadığını kabul etmektir. Bu, kuantum mekaniğinin temel gerçekleriyle uyuşmaz. 

Genel Görelilik teorisine göre uzay boşluğunun (space) fiziksel nitelikleri vardır ve bu da etherin varlığını onaylar.  Genel Göreliliğe göre ether olmadan uzay düşünülemez. Böyle bir uzayda ışığın yayılması söz konusu olmayacağı gibi uzay zaman standartlarının varoluş olasılığı da olmayacaktır.”[4]

Evrensel Ağ Dizgesi
Evrensel ağ dizgesini her noktanın bütünden öğrendiği ve buna karşılık bütünün her noktayı bilgilendirdiği bir holografik öğrenim yapısı olarak düşünebiliriz.

Amerikalı bir sistem teorisyeni, tasarımcı, kaşif, yazar, geometrici ve yeni gelecekçi-(neo-futurist) mimar olan Buckminster Fuller “Örüntü, bütünselliği ölçekten bağımsız kavramsal ilişkidir.” der.  Synergetics: Düşün Geometrisinin Keşfi adlı kitabında, “Örüntü bütünselliği” kavramını bize şöyle anlatır: “Birleşik fiziğin modelini bildiren temel örüntü, yapı ve süreçleri keşfettikçe bilmeliyiz ki aslında keşfettiğimiz, Planck ölçeğinden insan ölçeğine, oradan da evrene uzay-zaman alanının kendisine ait gerçek enerji dinamikleridir.”

Enerji dinamiklerinin bağlı olduğu kozmik örüntüler ölçek ve zamandan bağımsızdır; tüm açığa çıkan formlarda bu örüntülerin bir bütünlüğü (sürekliliği) vardır.

Araştırmacı William Brown ise “Bilginin örüntüsü bellektir.” der. Planck ölçeğinde birleşik alan, atom, molekül, hücre, organizma, gezegen, güneş sistemi, galaksi ve evren ölçeklerinde madde-enerji yapıları olarak harmonik ilişkilerde açımlanır. Bu örüntüler kozmosun fraktal yapısı hakkındaki anlayışımızı nasıl bilgilendirir?

Bu örüntülerin sürekliliği ve bütünselliğinin kalıcı olup olmadığı düşünülmektedir. Bugün birleşik fizikte keşfedilen örüntülerin binlerce yıl önceki antik uygarlıklardan kalan yapılarda karşımıza çıkması oldukça düşündürücüdür. Bizden çok geri olduklarını varsaydığımız uygarlıklar nasıl bu bilgilere ulaşmıştır?

 

 

Basit bir hücrenin biyolojik sistemi Planck ölçeğinin 1030 katı ve gözlenebilir evrenin 1030 da biri olarak mezoölçek diye adlandırılan sınırdadır.

 

Makrodan mikroya metre cinsinden evrenin ölçeklendirilmesi.

Şaşılacak şekilde beynin sinirsel yapısına benzeyen bu bilgi ağında dizgenin gelişmekte olan öğrenme süreci uzay-zaman yapısındaki bellek girişi olarak kaydedilmelidir.

Planck ölçeğinde boşluk salınımlarının manyetik ve elektrik akımları ile matematiksel modeli temel alınarak beyindeki bir nörondan süper galaktik kümelere farklı ölçeklerde fraktal kendine benzerlik…

Planck Ölçeği
Evren
Beyin Hücresi

Son bilimsel verilere göre evren genişliyor ve hızlanıyor. Çünkü kendini öğrendikçe holografik Planck bilgisini kaydedecek daha fazla alana gereksinimi var. Tıpkı öğrendikçe kıvrımları artan beynimiz gibi.

Florida’da kasırga Karbon etrafında düşük enerji alanı Galaksi M51

Yeni bilimsel yayınlarda uzay-zamanın kendisinin bir süper-akışkan olabileceği vurgulanmaktadır.  Birleşik fizik açısından uzay-zaman her şeyi bağlamakla kalmaz, her şeydir de…  Birleşik fiziğin kuantum boşluk salınımları, modern fiziğin hala bağlı olduğu Kopenhag yorumundan daha basit ve daha güzeldir.

Fizikte, Felsefede Bir’leme
Sonuç olarak Haramein bize şunları söylüyor:

“Fizikte anlayış değişiyor. Yeni fizik, kütleçekimi temelli olacak. 2016 yılında iki karadeliğin çarpışması sonucunda oluşan kütleçekim dalgaları tespit edildi. CERN’de kütleçekimi ışını, darbesi (pulse) deneylendi. Kütleçekimi ışını, dalgası ışığın 64 katı hızda yayılır. Son yüzyılda elektromanyetik alan ile yaşantımızda nelerin ne hızda değiştiğini düşündüğümüzde geleceği de o denli hayal edebiliriz. Çok uzak yıldızlara seyahat edebilir, tükenmez enerji kaynakları elde edebiliriz.”

 “Vücudunuzun çoğunlukla boşluktan oluştuğunu düşünün. Gözünüzü kapatın ve kendi boşluğunuzla etrafınızdaki uzayın bir kristal gibi titreştiğini deneyleyin. Sonra vücudunuzun boşluk halindeki biyokristal yapısının titreşiminin size gelen ve sizden giden bilgi ile aynı olduğunu hayal edin. Tıpkı bir kristal radyonun frekansının belli bir istasyonu duymak üzere ayarlanması gibi…Bedende beyin, radyo anteni gibi olup onun frekans ayarı ise kalptedir. Kalp, vücudunuzun duygu halinize göre değişebilen akıcı dinamik ritmi yoluyla alınan bilginin frekansını belirler. Genler ise anten gibidir. Her insan bir bilgi setidir. Genler buna göre enkarnasyon döngüleridir. Uzay-zamandan bilgi alırlar.”

“Fizikte Bir’leme, insanlığın bir ileri seviyeye geçmesine neden olacak. Dünyanın fiziğini böyle görmeye başladığınızda evrenin siz olduğunu fark edersiniz. Bu ilişkiyi derinden hissedersiniz.”

Bilim insanlarının günümüzde gitgide daha çok yayılan tüm evreni bir organizma olarak değerlendirme şeklindeki anlayış, felsefede Yeni Platonculuğun sunucusu Plotinos’un “Bir” kavramında da karşımıza çıkar. Plotinos’a göre her şey Bir’in açılımından ibarettir.

“Kendi yetkinlik düzenleri içerisinde sırasıyla Bir, Zeka (Nus), Ruh olan üç ilahi uknum vardır: Bir, ezelden beri Zeka’yı ve Zeka da Ruh’u oluşturmaktadır, çünkü mükemmel olan bir kudret asla yaratıcılıktan uzak kalamaz. (Üç uknum kuramı Parmenides, Anaxagoras, Herakleitos ve Empedokles’in doktrinleri ile bağdaşır.)”[5]

Antik çağlarda kadim bilgeler hep bu Bir’leme üzerine çağrı yapmışlardır. Çağdaş gönül insanı İsmail Emre, dizelerinde bunun derin bir anlamını sunar bizlere:

“Varlıkların bütün canı

Ayrı değil bir candır.

“Bir Göz” ile seyredene

O her daim üryandır.”

 

[1] Neil Turok, İçimizdeki Evren

[2] https://www.resonancescience.org/academy

[3] http://www.helical-structures.org/einstein_about_ether.htm

[4] http://www.helical-structures.org/movies/Einstein-ether-1920_medium_res.wmv

[5] Plotinus, Dokuzlar