Dil ile ‘Din – Kültün’ İlişkisi

Sayı 8 - Tarih Bilinci ve Kimlik Sorunu

Türkçe’de ve İngilizce’de b.l- hecesi ile başlayan şu sözcükler aynı konuları gösteriyor.

“B harf sesi simgeciliği” davar/sığır gibi hayvanların, tanrı(ça)nın bedenleştiği kutsal hayvan kabul edilmesinden ya da totem sayılmasından ötürü; çıkardıkları seslerin “be” ve türevleri biçiminde yorumlanıp kutsallaştırlmasıyla ortaya çıktı. “B.l- sözcük ailesi” dillerarası ortak bir dil alanında yer almaktadır. Neolitik (Yenitaş) Çağ’ın simgeciliğinde b.l- kutsal hecesinin genelde davara, daha çok da sığıra ilişkin şematik simgeler gibi biçimsel bir kalıp (format) olarak görüldüğü, başka örneklerden de anlaşılmaktadır. Sözcüğün kendisi yaratıcı/tanrıdır. Totem hayvanda bedenleşen- yaratıcı merkezdedir, sözcükler birbirini ve hepsi onu işaret eder. Bu zihnin temelinde her şey tamlık sayılan “bir”den (yaratıcı) çıkar ve yine ona döner, bu görüş dile de yansır. Karşılaştırmalı olarak Türkçe’de ve İngilizce’de ele aldığımızda zihindeki mükemmel bütünlüğü görebilir, arkaik dile/zihne ulaşabiliriz. Aynı ilişki başka dillerde de karşımıza çıkar; hattâ başka kutsal hecelerle yapılan sözcükler de dillerarası alanda anlamlı bir dizge oluşturur. Yenitaş’ta dili etkileyen doğaya ve tarıma bağlı dindir, dini biçimlendiren ise yarar ve gereksinimlerdir. Aşağıdaki metinde, İngilizce sözlüklerden alınan (b.l- ve bl.- ile başlayan) kelimeler kalın ve italik punto ile; TDK Derleme Sözlüğü’nden almanlar ise (b.l- ile başlayanlar) kalın punto ile gösterilmiş ve konularına göre öbeklendirilmiştir.(l)

1-Dişil ya da eril kimlikli sözcükler: Beldam/beldame (BWLD’den), kötü niyetli kocakarı, acuze.(2) Belle (Fr. beau’dan) güzel kadın; bell-jar, çan biçimli vazo; bell- mouthed, çan biçimli ağız (son iki sözcükte bell’in kadın cinsiyete ilişkin anlamı dolaylı biçimde ortaya çıkıyor); Bellona, Roma mitolojisinde savaş tanrıçasının adı. Balnene, aneannenin annesi; balnine, anneanne, babaanne; bal, erkek kardeş, küçük kız çocuk; bala, yavru, oğlan çocuk; bala, bezden yapılmış bebek (kız çocuğa işaret ettiği için alındı); bele, teyze, hala; bılla, bıla, billa, billa, bolla, bula, bulla, abla, görümce, ağa karısı, hayvan sahibi hanım, hanım, kadın; bol, sevgi belirtisi olarak kahpe; boldız, baldız; bula, yenge, amca/dayı karısı; böle, genel olarak teyze/hala/yengeye denir; bilaz, erkek kardeş; bolat, erkek arı; bulik, kız. (3) Dişil ya da eril imgeler: balavur, kapıların üstünde dolap gibi kullanılan küçük oyuk; baldız, dövende diş yerleri oygusu; balamır, kapıların üzerindeki ağaçlarla kerpiç ve taşların arasındaki delik; balalı, gebe hayvan; balalıtakım, dokuz parçadan ibaret mobilya.

2- Güzele, güzelliğe, sevilene ilişkin sözcükler: Balgız, güzel, sevimli (4); balkı, çok güzel; balkımak, göz alıcı güzel olmak; baloş, sevimli, güzel. Beloved, sevgili, aziz; beloved, sevilen; blessing, muhterem (ibadette); blessing, tapınma, aşırı sevgi; belladonna (İtalyanca güzel kadın anlamındaki bella donna’dan) dulavrat otu; belle, önceki grupta ilk anlamı verildi, öteki anlamı: toplumda saltanat süren kadın. Ballım, sevgilim; balacan, sevgili, canım; bulim, sevgilim; palaz, güzel, canlı genç kız.

3- Yenilenmeye, üremeye, cinselliğe ilişkin olanlar: Bloom (orta İngilizce’de blome, eski İngilizce’de blomi), çiçek, çiçeklenmek, tazelik; blooming, gençlik ve sağlıkla parlayan, gelişen, serpilen. Balarmak, büyümek, yetişmek, kanlanmak, canlanmak, çoğalmak, şişmek, kabarmak, doğurması yaklaşan hayvanın ferci açılıp genişlemek. Blow/blossom (eski İng. blowan), meyva baharı, gelişmek; belly, karın, oburluk, rahim, şişkin şey; bellybutton, göbek. Bel, meni, sperma; belerze/bülbüze, nevruz, martın yirmi ikinci günü. Bel-tane (BWLD’den) eski İskoç dilinde “Mayıs Günü” demek; Keltik festivalde “gelen yaz” dağların üzerinde tutuşan ateşlerle kutlanırdı. Bellemek, cinsel ilişkide bulunmak; bel vermek, kadın erkeğe teslim olmak; bılık, erkek cinsel organı; bilik/bülük, kadın cinsel organı; billur, erkeklik bezi; bülük, erkek çocuğun cinsel organı; bollik, çocuk cinsel organı; balaklacı gebe manda; balalamak, kedi köpek gibi hayvanların yavrulaması; balalı, gebe hayvan.

4- Aletleri, araçları gösteren sözcükler: Bill, bir tür balta, keser; bolt, sürgü, kol demiri, kilit dili, cıvata. Bolo, tek yüzlü uzun bir bıçak; bolt knife, mücellit bıçağı;blunt, kör bıçak; blade, bıçak ağzı, kılıç, kürek palası. Balle demiri, sandıkların kenarlarındaki ince ve uzun demir; balta, kalafatçılıkta kullanılan keskiye benzer oluklu demir aygıt; baltacık, balta, baltancık, değirmen taşının ortasında bulunan ve onu döndüren demir, haç biçimindeki aygıt; baltacıkerkeği, iki değirmen taşının arasında mil görevi yapan kısım; balta güplengisi, balta ve kazma saplarının takılması için delik açmaya yarayan çivi şeklindeki çelik; balta kazma, bir yanı balta, bir yanı kazma görevi yapan alet; balta kıskacı, büyük demirci kıskacı; baltacık, hacamat neşteri; bel, ateş küreği; belçe, kürek; bel çivisi, arabanın orta kısmına sokulan demir çivi; beldanat, yaba; beldemürü/bel, toprağı sürmeye yarayan alet; bil, ateş alan kürek; bilek demiri, tabaklıkta deri kazımada kullanılan alet; bulaç, ayran yapmak için çarpmaya yarayan alet; bulağaç/bulak, bulama yapımında karıştırma işini yapan alet; buli, kağnılarda dingil başına takılan çivi.

5- Balçığa, bataklıktaki sazlara ya da balçıkla karışık sulu ve bulanık suya ilişkin sözcükler: Birçok yaradılış mitinde dünya bataklıkta ve ezgiyle (esintide kamışların sesi) birlikte yaratılır. Ayrıca tanrı(ça)nın “kutsal” tükrüğü, kanı çamura katılır. Bole, birkaç çeşit kil, balçık. Balak, sulu çamur, batak; balçak, balçıh, balçık; balkan, balgan, balgamlık, balhan, sazlık, bataklık; bulatalık, bataklık. Small bulrush, su kamışı, blunge, çömlekçilikte kili su ile karıştırarak çamur hazırlamak. Bulaf, sulu çamur; balak, sulu çamur, batak. Blur, bulanık yapmak.

6- Balıklar: Bleak, incibalığı, alburnus, akkefal, gökçebalık. Balık, baluk, balık. Balçık yaratılış öykülerinde insanın yaratıldığı madde ve bataklık yaratıldığı yer olduğu için Türkçe’de balık sözcüğü balçıklı suya, yumurtalarını bıraktığı yere, bal sözcüğü de kutsal sayılan balçığa gönderme yapmaktadır. İki dilde de pek çok balık adı aynı hecelerle yapılmışlardır.

7- Koyun, keçi ya da sığıra (boğaya) ilişkin sözcükler: Bull, boğa, diğer bazı hayvanların erkeği, boğa gibi kimse; bullock, iğdiş edilmiş boğa, öküz. Balle, iri erkek sığır, beylik sığır; balya, iyi cins erkek sığır, boğa; balak, manda yavrusu, malak; bılıh, çocuk dilinde dana; bıllık, dana, buzağı; bulluk, buzağının ilk günlerdeki adı; bel/belek, hayvan sağılan yer. Bullpen, boğa ağılı; bullring, boğa güreşlerine mahsus yuvarlak yer; blackleg, bir cins sığır vebası. Belcek, karasığır hastalığı; beleni, daha çok sığırlarda görülen hayvan hastalığı; belez, arka ayakların hareket edemediği davar hastalığı;, daha çok koyun keçide görülen hayvanın yemeden içmeden kesildiği hastalık; beliyarma, hayvanın belini çökerten bir hastalık; belleme, manda, su sığırının arkasında görülen sancılı hastalık. Billy goat, erkek keçi. Baltık, kulakları küçük ve sivri olan keçi; balçepiç, bir yaşındaki kısır keçi. Bellwether, boynunda çan asılı olan koç. Balta, (Anadolu’da farklı yörelere göre) dört yaşından yukarı koyun, dört yaşından yukarı dişi koyun, dört yaşından yukarı erkek koyun; belendir, iki yaşındaki erkek koyun; belin, iki yaşındaki koyun; bellik, kulakları kıvrık koyun; belâ, her tarafı beyaz olan koyun; belendir, iki yaşındaki erkek koyun; belin, iki yaşındaki koyun. Bullshit, boğa dışkısı/tezek. Bulaşma, tezek. Bell, bağırmak, böğürmek; kızışma döneminde geyiklerin çıkardığı ses; bellow, böğürmek, kükremek; bleat, melemek, meler gibi konuşmak; bleat (BWLD’den), keçinin, koyunun ağlaması. Bele (Kaşgarlı’da), koyun melemek.(5)

8- Ezgiye, ozanlığa, dansa ilişkin olanlar: Sığırın bağırmasından, yürümesindeki uyumdan insanın etkilendiği anlaşılıyor; müzik ve dansın biçimlenmesinde ona öykünmenin de rolü oldu. Ball, balo; ballad, türkü; ballade, bir şiir biçimi; ballet, danslı oyun; bell, çan biçimli metalik çalgı; belly, ses kutusu (viyolin, viyola gibi); bellow, kalelerde boğa gibi ses vermek için kullanılan körük çalgı; blare, boru sesi, ilan etmek; bel canto, İtalyan geleneğinde şarkı söyleme metodu; bolero, İspanyol dansı, bu dansın müziği; balalaika, balalayka, üçgen gövdeli, üç telli Rus sazı. Bâlama, bâlıma, bağlama ya da saz; balaman, mey de denilen nefesli çalgı, zurna; bilbil, bulbul, bülbül; billi, ekin saplarından yapılan çalgı; bilor, kaval, flüt; bülür, kaval; bolaz, mâni; bulgarı, üç telli saz, bağlama.

9- Rüzgârlar ya da solukla ilişkili olanlar: Rüzgâr hemen her coğrafyada tanrısal ruhlarla bir tutulmuştur; aynı zamanda fırtına getiren boğa-tanrının, totem sığırın rüzgârla, fırtınayla özdeş tutulan soluğudur. Bluster, rüzgârın şiddet ve gürültüyle esmesi; blasted, yanmış, mahvolmuş, Allah’ın belâsı; blow, belâ, felaket, şiddetli esinti. Bala, belâ, zor, güç; bele, belâ; bulak, belâ, felaket. Blow, esmek, üflemek, solumak, rüzgâra kapılmak; blowup, infilak, öfkeden tepesi atmak; blizzard, tipi, şiddetli kar fırtınası; blast, birden çıkan rüzgâr, şiddetli rüzgâr. Balhar, poyraz; baltalar, kuzeydoğudan esen rüzgâr; palakan, fırtına; Bellows, körük, akciğer; Boil, kaynamak, kabarmak, öfkeden köpürmek.

10- Dağları, tepeleri gösteren sözcükler: Sığır tanrı(ça) ile özdeş tutulunca yamaçlar, sıra dağlar, sırtlar arasındaki düzlükler sığır gövdesinin sırtındaki (omuzda ve arkada) çıkıntıların metaforudur. Bulge, çıkıntı, tümsek. Bel, dağ silsilesi, sıradağlar; belen, belen, belalan, belan, belenğ, belenk, belon, bilan, bilan, tepe, yüksek yer, sırt, bayır, yamaç; bellemek, eğilmek, bel vermek. Bulge, bel vermek, esnemek, çıkıntı yapmak, pırtlamak; bilge, bel vermek. Beleng, ihtiyar dağların yamaçlarında suların aşındırmasıyla meydana gelen çıkıntı; belan, belaň, iki tepe arasındaki alçak kısım, belen. Bulger, tümsek yüzlü golf sopası. Beleğez, kambur.

11- Bilmeye,    bilgiye ilişkin olanlar: Bulla (Lat. mühür) Yunan ve ilk Germen yöneticilerin, önde gelen yol göstericilerin işareti; bellwether, ne yaptığını bilmeyen bir topluluğa önderlik eden. Belet, klavuz, yol gösteren. Bulletin, bildiri, belleten, bülten; bill, fatura, hesap, kambiyo senedi, poliçe, tahvil, ABD banknot, kâğıt para; kanun lâyihası, tasarı; afiş, dilekçe (bilhassa mahkemeye verildiği zaman); eğlence programı; ilân etmek… daha pek çok resmî belgenin, duyurunun adı bu sözcükle yapılmıştır. Bel, belgi, belik, bellek, bellik, bellilik, bilgilik, işaret, nişan; bel etmek, işaret koymak; bilâ, bilir, bilen; bildirişme, haberleşme; bilecen, bilgiçlik taslayan; bilegen, bilican, bilici, bilûr, bilgin, yaşına göre çok şey bilen; bilecen, saat. Bell, gemide saati belirtmek için çanın vuruş sayısı. Bilesiye, bilerek, bilinciye kadar; bileyh, bilelim; bilik, bilim; bilik, tanık; bilikli, anlayışlı, akıllı, bilgili; bilişmek, öğrenmek; bilmeziye, bilmeze, bilmeksizin; bulgu, keşif, icat; buluşatlı, akıllı, icat ve keşif yeteneği olan; bülücan, bilge ve yetenekli kimse. Öğrenmekle ilişkili sözcükler: belkade, acaba; bellegen, bellekçi, belleyen, akıllı, çabuk öğrenen; belleğen, bellek; belleyik, öğrenmiş, bellemiş; bellik, önceden bellenen, işaret konulan yer; bellilemek, belleklemek, öğrenmek; bellekli, belleği kuvvetli; bellemek, zannetmek; bellengeç, öğrenmek için yapılan iş, alıştırma, temrin; bellenmek, öğrenmek; bellenti, bilgi; belletmek, öğretmek.

12- Abmaklık, gürültü patırtı ve saçmalık bildirenler: Blather, boşboğazlık (eski İng. bladhra); boloney, saçma söz. Balalas, aptal, budala, deli. Bluster, patırtı koparmak, yaygara etmek; blowhard, palavracı, kendini beğenmiş kimse; blat, düşünmeden söylemek, melemek; blatant, böğüren, yüksek sesle bağıran. Balavurt, söz ve hareketleri kaba olan kimse; baltur kültür, gürültülü şekilde davranmak. Blab, gevezelik etmek, boşboğazlık, boşboğaz; blarney, yaltaklanma; blank, boş, anlamsız. Beldiri bestek, yerli yersiz konuşmak; belengez, düşüncesiz, tasasız. Bilge, argoda zırvalık; blab, zırva. Belen, belin, deli; baldan, ahmak; belercin, ahmak, budala; ballak bullak, sersem, hiçbir şeye aklı ermeyen; belikleme, aptallaşma; balbal, gürültücü, şamatacı. Baloney, saçma şey. Belağeyru, faydasız, bo- şuboşuna. Ballyhoo, kuru gürültü, velvele. Baltakesmez, görgüsüz, patavatsız. Balderdash, saçma sapan söz. Bolavurt, ölçüsüz konuşan. Blaw, yüksekten atmak, ölçüsüz konuşmak (Prov. İng, ya da İskoçça); bullock, öküz, iğdiş edilmiş boğa. Bulûk, pis, ahmak.

13- Saldırganlık, diğer olumsuz nitelikler: bilious, safraya ait, küskün; bilk, dolandırmak, dolandırıcı; bellicose, kavgacı, dövüşken. Baldır paça sıvamak, kavgaya hazırlanmak. Belligerent, kavgacı, dövüşken. Belibeciren, belâlı, sırnaşık. Bile, huysuzluk, aksilik; bully, kabadayı, zorba; belie, yalancı çıkarmak, yalanlamak. Belika, yalancı; bel kesmek, dağ geçitlerinde soygun yapmak. Bull’s-eye, nişan tahtasının ortası; boil, kaynamak, köpürmek, öfkelenmek.

14- Bağları gösteren sözcükler: Belt, kuşak kemer; belt, kemer bağlamak, etrafını çevirmek; belted, kuşaklı, çemberlenmiş. Balle, oyuncak araba tekerleğin sacdan yapılmış çerçevesi; bel zinciri, odun yüklü arabanın ortasına sarılan uzun zincir. Bellyband, bel kuşağı Belbâ, çocuğun beşikten düşmemesi için bağlanan iki yanı ipli kemer; belbağa, çocuğu sırtta taşırken düşmemesi için arkaya bağlamak için kullanılan yünden dokunmuş 4-5 cm eninde kuşak; bel aluğu, kadınların yük taşırken bellerine sardıkları kalın bez parçası; belbağı, belcek, bellik, beltik, kuşak, kemer, uçkur; belen bağı, ihtiyarların soğuktan korunmak için bellerine bağladıkları yünden kuşak; belek, belak, bele, beleg, kundak, çocuk bezi. Belay, bağlamak; bağlama direği. Bel ağacı, keten liflerini dolayarak ip, sicim, veya halat haline getirmeye yarayan araç; belbağı, belcek, bellik, beltik, arabanın ortasına sarılan uzun zincir; belçek, cenazeyi mezara koyarken tabutun altından geçirilip üstte birleştirilen kuşak gibi kaput bezi parçası. Boltrope, yelkenin etrafını sağlamlaştırmak için dikilen halat. Belde, belik, saç örgüsünün her biri; belçeki, semerin kaymaması için yapılan ip veya kendir. Beleaguer; muhasara etmek, kuşatmak, etrafını çevirmek.

15- Korunakları gösteren sözcükler: İnekle özdeş tanrıça tapımlarında kozmik ineğin dört bacağının arası, gövdesinin içi bir sığınak olarak kabul edilir. İnsanlar tehlikelere karşı koruyucu görevi yapabilen her nesneyi tanrının koruyan kimliği saymış, bu inançtan güç almışlardır. Bolson (BWLD’den), dağlarla kuşatılmış arazide çitle çevrili alan, bulwark, siper; bulwark, siper ile korumak; bulwarks, küpeşte; blindage, siperlerde zırh levhası; baluster, merdiven kenarındaki trabzanı meydana getiren küçük direklerden her biri; balustrade, korkuluk, parmaklık, trabzan. Belperde, sundurmalarda tahta perde; belbent, tahta veya demirden yapılmış pencere parmaklığı; bilek, araba tekerleğinin parmaklıkları; bel altı, uçurumların, yarların ve bazı dağların altında görülen oyuk, barınak yer.

16- Karın ağrısına, sızılara, ilaçlara ilişkin olanlar: Tanrı(ça)lar ellerindeki tılsımlı ağı uzaktan düşmanın üstüne atarak ona ağrı, sıkıntı, belâ verebilir. Bale(BWLD’den, eski İng.) ağrı; bealu, şer/kötülük, diğer anlamı ince dallardan örülmüş (tuzak için kullanılan sepet, ağ kastediliyor) demek; Türkçe’deki ağ ve ağrı sözcüklerindeki ilişki gibi. Balmy, sakinleştirici, şifalı; bellyache, karın ağrısı, sızlanmak. Balkımak, kesik kesik ağrımak; bel, çocuğun anne karnında boğulmasına sebep olan bir hastalık; belez, sızı, ağrı. Balm, ilaç olarak kullanılan bazı otların yağları, merhemleri. Ballama, karın ağrısına karşı bal ve kuru nane karıştırılarak yapılan kocakarı ilacı. İki dilde de aynı heceyle yapılmış şifalı ot adları vardır.

17- Şişlikleri,   kabarcıkları, iri olanları gösteren sözcükler: İneğin/tanrıçanın rahmi, karnı, süt dolu iri memesi, yuvarlak ve içi doldurulabilen oylumlarla ilişkilendirilmiş onlarla aynı çağrışım kümesine atılmıştır. Genellikle tanrıçanın kendisi de her şeyi yutan, içine alan bir oyluma sahip olduğundan özellikle karnı ve göğüsleriyle geniş, cüsseli biçimde betimlenmiştir. Bu nitelik daha sonra eril tanrılara da geçer. Boil, çıban; bulimia, doymak bilmez iştah; bulk, hacim, büyük bölüm; bulk, şişmek, büyümek, genişlemek, cüsseli ve önemli olmak, büyütmek; bullate, şişkin. Balaban, balacan, balaman, balasır, şişman, gürbüz; balabanlaşmak, şişmanlamak. Bulky, iri cüsseli, çok yer kaplayan. Balaban, büyük, iri; beleşmek, hantallaşmak. Bulla, kabarcık; bolster, uzun süs yastığı. Baldıf, yastık; balınç, tüy yastık. Bloat, şişirmek, kabartmak, şişmek. Balıketi, balıcak, pazu, kolun üstünde şişkince duran kas eti. Blob, damla; blister, kabarcık, fiske, su toplama. Balgımak, çıban olgunlaşmak. Bleb, kabarcık; blubber, şişkin, kalın; blain, çıban, şiş. Balbaşı, sulu yara; belin/belen, deri üzerinde görülen şişlik; belin, hayvan memelerinin arkadan görünen kısmı. Bilge, fıçı karnı, şişmek; billow, büyük ve kaba dalga, dalgalar halinde yükselmek -duman vb.-; bale, balya, denk. Balle, ketenden yapılan ve 120-150 kg. pamuk alabilen büyük çuval; belder çuvalı, bir tür süslü çuval.

18- Işık, ateş, ışıklı gök cisimleri: Balkımak, baldırdamak, balgımak, parlamak, parıldamak, göz alıcı güzel olmak; baldız çakmak, baldız oynamak, balhımak, balıkcın oynamak, balıklamak, balık oynamak, balkız oynamak, şimşek çakmak. Bolide, parlak büyük göktaşı (özellikle patlayıcı olanı). Balkır, parıltı; balk, baldız, balgız, şimşek; balkır, balkıs, balkız, gece açık havada ufkun herhangi bir yönünde görülen parıltı; balkamak, güneşin doğması. Bolt, yıldırım; blink, göz kırpmak, ışıldamak. Balk balk, sık sık şimşek çaktığını ya da ayın parlaklığını anlatır. Balefire, şenlik ateşi; bloomery, demirci ocağı. Balahur, fırının ikinci tavı..Blaze, büyük alev, ateş, parlaklık. Balafur, birden parlayan alev.

19- Göze ilişkin nitelikler: Göz hem ışığı/ışıksızlığı, göğü, hem de totem hayvan sığırın gözünü işaret eder. Blubber, ağlayış; blind, kör, bilinçsiz, kör etmek, kamaştırmak; blear, ağrı vermek, sulanmak (göz için). Bala, Tatar, gözleri şiş; belercin gözlü, gözlerini açarak bakan; belere kalmak, gözler hastalıktan irileşmek, belermek, göz fazla açılmak; belertmek, gözleri akını çoğaltacak kadar açmak; belevürt, şekilsiz, korkunç göz.

20- Meşe ağacını gösteren nesneler: Meşe ağacı yaşadığı coğrafyalarda kutsal bir ağaçtır. Blackjack, bir çeşit küçük meşe.(6) Ballıca, meşe ağacı; belit ağacı, meşe ağacı; baldır, yaş meşe odunu; balamut, balambırt, balambıt, balamırt, balamıt, çam ve meşe ağacının meyvesi; balsara, bilhassa meşe ağacında görülen bir asalak bitki türü.

21- Kırmızı, sarı, beyaz, siyah, mavi renk simgeciliği: Blood (eski İng. blod), kan, huy, soy, akrabalık, delikanlı; bleed, kan kaybetmek; bloody Mary, votka ve domates suyundan yapılan içki; balas ruby, lâl yakut; balaustine, nar, kurutulmuş nar çiçekleri. Balma, düz kırmızı bez; bülbülyuvası, büyük kırmızı gül; palle, bakır; alpak, kırmızı; alpır, kırmızı yansıma (albır, nisan ayı). Boğanın derisinin renkleri olan sarı/boz, kara, beyaz renkler de insanları etkilemiş, renk simgeciliğinde bu renkler çoğunluk ineği ya da boğayı göstermiştir. İngilizce’deki blackblondblue sözcüklerinde olduğu gibi. Blue İngilizce’de mavi rengi gösterir ki, bu renk birçok coğrafyada inekte ve boğada bedenleşen tanrı(ça)ların karnı kabul edilen göğe işaret eder. İngilizce’de mavi rengin (bluebull ile ilişkilendirilmesini bir başka örnekle açıklayalım: Altay Maada Kara Destanı’nda artık gözden düşmüş eski bir tanrıçanın bindiği ve olasılıkla daha önceleri eşi olan gök- boğa, tanrısal güçlere sahip bir varlıktır. Gök-boğa (=mavi boğa) adı onun göksel olduğunu anlatır. Türkler’de sarı kutsaldır ve boz sözcüğü de bana göre sığırı gösteren bol- hecesinin değişime uğramış biçimidir. Anadolu halk ozanının boz öküzü konu alan şiirleri eski geleneğin İslam dönemindeki devamı olsa gerek. Blond, sarışın kız, kadın. Balamak, güneşin -ki daima sarı/kızıl rengin simgesidir- doğması. Black eyed Susan, öküzgözüne benzer bir tür sarı papatya; bleach, ağartmak, beyazlatmak; blanch, ağartmak; blancmange, sütlü pelte, paluze. Belbağlayan, beleçe, beyaz üzüm; belen, kokulu beyaz üzüm; ayrıca bel- ile başlayan başka bazı sözcükler sarı, kırmızı, kara üzümü göstermektedir; palak, temiz, beyaz tenli; palak palak, akça pakça; palak palak, ateşin karşısında yüzün dalga dalga kızarması. Black, siyah renk, karanlık, uğursuz, kızgın. Bulağan, ağaç arabalara sürülen katran görünümünde siyah boya.

22- Benekler,  lekeler: Blot, leke, kusur,- blotch, büyük leke, derideki kabartı. Bılaşık, kirli, bulaşık; bolamak, sürmek, lekelemek; belenmek, bèlenmek, bölenmek, bulaşmak, bulanmak.

23- Karışık, İki renkli ya da iki kutuplu olan ya da dengeye ilişkin kavramları gösteren sözcükler: Baldwin, özellikle ABD’nin kuzeydoğusunda yetişen sarılı kırmızılı elma türü. Balkıza, yarısı kırmızı yarısı sarı ya da karışık meyva veren dut ağacı; balkaymak, iki renkli yollu ipekli kumaş; belek, alacalı renkli; beleke, çavdarla karışık buğday; belekli at, vücudunun birçok yerinde beyaz bulunan at. Bill, gaga, ağız (iki bölümlü); bilabial, dudaksıl, iki dudaklı; bilateral, iki taraflı, iki kenarlı, iki cepheli; blend, karıştırmak harman yapmak.(7) Belemek, bulamak, bulaştırmak, karıştırmak; bulancak, bulanık akan su. Palanza, iki gözlü ilkel terazi. Balance, terazi, denge, tartmak. Bülleğlemek, zikzaklı yürümek.

24- Çubuk, sopa, direk gibi eril imgelemli nesneleri ya da dengeye ilişkin nesneleri gösteren sözcükler: Billy, cop, sopa; bludgeon, kısa ve kalın sopa, bu sopayla vurmak; bollard, iskele babası; bullion, altın ya da gümüş külçesi çubuklar. Belleme, kapı arkasına iki yerinden çakılan kalın ağaç; bellengeç, küçük çocuk için salıncak; bel çubuğu, yapıda binanın ortasına yatay olarak konulan ağaç; beleşek, çatıya uzunlamasına konulan ince uzun ağaç; ağır yük konulduğunda eğrilmeyi önlemek için arabanın altına ve ortasına konulan sopa; at ve eşeğe palanla odun yüklerken ip takmak için, palanın ortasına geçirilen sopa; billi, çelik çomak oyununda çelik; bellik, uzun çubuk haritada, şemada vb. bir yeri göstermek için kullanılır; belük, arşın; bölcek, cetvel; bolu, çelik çomak oyununda çeliği karşılamak için tutulan ağaç, çomak; bölme, kalın ağaç gövdesinden odun ya da tekne yapmak için ayrılan tomruk.

25- Halka biçiminde dişil imgelemli nesneleri ve kuşatmayı gösteren sözcükler: İngilizce’de bail, halka, kriket oyununda kullanılan çubuk. Bel, çelik çomak oyununun bir bölümü (çomak mı, çember mi açıklanmamış); bailey, bir derebeyi şatosunun etrafını çeviren dış duvar; bilbo, eskiden esirlerin ayağına vurulan pranga. Balkımak, su halkalanmak, dalgalanmak; bılak, saban okunun ucundaki halka; bilekçe, bileklik; bilekçek, kelepçe; bilezik, kuyu ağzına konulan ortası delik taş, iki boruyu eklemek için kullanılan halka; kağnılarda oku boyunduruk kayışına birleştiren halka, bilezik şeklinde harmana yığılmış sap; bılik, tandırda simit biçiminde yapılmış çörek; bılik, tandırda pişen ortası delik ekmek, pide).

26- Küre, koni, küp, kazan biçimli nesneler: Ball, küre. Bu sözcüğü açıklarken yuvarlak, çevresinde dönülen nesneleri gösterdiğini belirten John Ayto ball’un prehistorik Germen dilinden geldiğini söylüyor. Bowl, yuvarlak, tahta top, top oyunu; Bullet, küçük top, mermi, kurşun; blimp, sevk ve idare kontrolü olan herhangi bir balon; top, küre; Bologna sausagebaloneyboloney, içinde çeşitli etler bulunan iri bir cins salam; bole, ağaç gövdesi; boll, tohum kabuğu, zarfı;bolus, topak, top. Balos, ceviz büyüklüğünde taş parçası, moloz; belde eğirmek için hazırlanan yün yumağı; bila, bilye oyunu; bilez, bille, zıpzıp, bilye; bolu yağması, çocukların çukurlara taş koyarak oynadıkları bir oyun. Blackberry, böğürtlen; bilberry/blueberry, yaban mersini. Bala, karamuk; bâli, kiraz; bıldık, ufak ceviz, yeşil domates; albalı, vişne; balkadın, yenilebilir mantar; ballıkara, bir çeşit kara incir; buli, kiraz; bülü, kiraz; büldürgen, böğürtlen. Bladder, sidik torbası; billy, Avustralya’da içinde çay yapılan çaydanlık; boiler, kazan, buhar kazanı. Billi, küçük çömlek; bulgulu, toprak testi; bulul, bulula, küçük küp; bulka, yayık ayranı yapmakta kullanılan küp; balma, küçük kazan; belibağlı, altı üstü dar olup ortası şişkin olan kap/tas. Bell, çan; bellflower, çan çiçeği; belemnite, koni biçiminde olan bir tür fosil. Balma üzüm, taneleri iri ve koni biçiminde olan, kurutulmaya elverişli üzüm. Belfry, çan kulesi sahanlığı. Belinti, yüklük, musandra. Yukardaki yuvarlak nesneler bazan kadın, bazan erkek cinsiyete işaret eder.

27- Giysiler: bolero, cepken, kısacık ceket; bloomers, kadınların ata binerken vb. giydiği kısa” şalvar gibi don; blazer, spor ceket; blouse, bulûz; sarkmak, kendini bırakmak; balmoral (İskoç), eskiden yünlü kumaştan yapılan iç etekliği; balmacaan (İskoç terekesinde geçiyor) kaba yünlü kumaştan palto. Belcek, belçek, belden, beldenlik, eteklik, mintan, içlik, firenk gömleği; belleme, eteklik, kadınların giydiği gömlek, renkli gömlek, çoğu zaman yerli bezden yapılan ve içi pamuklu da olabilen kısa ceket veya hırka; belleme, eteklik; bellek, entarinin belden yukarı kısmi; belleklik, entarinin eskiyen belden yukarı kısmını değiştirmeye yarayan kumaş parçası; bilek, kadın gömleği; boladan, başa sarılan keten; bolka, çuhadan, kadifeden yapılmış ceket; paltır, giysi; paltı, ceket; palto, ceket.(8)

NOTLAR

1) B.l- ya da bl.- hecesi denildiğinde, nokta değişen ünlüleri temsil eder.

2) BWLD Britannica World Language Dictionary’nin kısaltılmış biçimi. Yukardaki yirmi yedi maddede geçen İngilizce sözcükler BWLD’den ve İngilizce- Türkçe Redhouse Sözlüğü’nden alındı. İngilizce- Türkçe Redhouse Sözlüğü’nde (Sev Matbaacılık Ve Yayıncılık A.Ş., 2000) bal- ile başlayan 53, bail- ile başlayan 11, bel ile 43, bil- ile 35, bl.- ile 47, boil- ve bol- ile 20, buil- ve bul- ile başlayan 48 adet sözcük olmak üzere toplam 257 sözcük bulunmaktadır. Britannica World Language Dictionary’de ise (Funk & Wagnalls Company, New York, 1956, ilk baskısı 1946) bu sözcükler dünya coğrafyasındaki yer adlarını, başka halkların dilindeki sözcükleri, kişilerin özel adlarını da içermektedir. Bunlar da içinde olmak üzere sözlükte bal- hecesiyle başlayan 101, bel- ile 97, bil- ile 45, black ile başlayan bileşik sözcükler 104, (black ile başlayanlar dışında) bla- ile 311, bol- ile 48 ve bul- hecesiyle başlayan 73 sözcük vardır. Hepsinin toplamı 579’dur.

3) Derleme Sözlüğü, Türk Dil Kurumu, Ankara, 1993. TDK Derleme Sözlüğü’nde ise bal- ile başlayan 352; bel- ile 394; bıl- ile 67; bil- ile 173; bol- ile 69; böl- ile 46; bul-; ile 179 ve bül- ile başlayan 62- sözcük var; toplam 1332 sözcük b.l- hecesi ile başlıyor. Ayrıca yukardaki metinde geçen albır, alpak, alpır, palak palak, paltı, paltır, palakan, palanza gibi sözcükler bu sayıya dahil edilmemiştir. Derleme Sözlüğü’ndeki kelimeler yalnızca Anadolu halkının kullandığı ve genellikle yazıya geçmemiş, Türkçe Sözlük’te bulunmayan kelimelerin halktan derlenmesiyle oluşturulmuştur. Yukardaki yirmi yedi maddede geçen sözcüklerin tamamı TDK Derleme Sözlüğü’nden, yalnızca bele sözcüğü Kaşgarlı’dan alınmıştır. Bu çalışmada Derleme Sözlüğü’ndeki arkaik kelimelere yoğunlaştığım için Türkçe Sözlük’ten kelime almadım. Ancak Türkçe Sözlük’te (TDKY, 1983) bal- hecesi ile başlayan 109, bel- ile 104, bil- ile 3, bil- ile 136, bol- ile 13, böl- ile 38, bul- ile 69 ve bül- ile başlayan 3 adet sözcük var; toplam 575 sözcük b.l- hecesi ile yapılmış. Türkçe’de bay, bayan sözcükleri Bahaeddin Ögel’in Türk Mitolojisi I ve II’de örnek verdiği eski Türk mitlerinde, ayrıca Emine Gürsoy Naskali’nin Altayca-Türkçe Sözlük’ünde geçmektedir ve bana göre bu sözcükler (İngilizce’deki ve başka dillerdeki bai- biçimindeki sözcükler gibi) bal sözcük kökünün çeşitlemesini oluşturmaktadır. Türkçe’de ve birçok dilde mitsel bir sözcük olan alp-, alb- kelimesi de kutsal b.l- hecesinin türevidir. Jean-Paul Roux’a göre Türkler mezarın yanına öldürdükleri düşmanların sayısı kadar taş dikiyorlardı. Bu taşlara verilen balbal adı düşmanın önemli kişi olduğunu göstermektedir.

4) John Ayto bellows (körük, akciğer) sözcüğünü açıklarken belly (rahim, karın, şişlik, oburluk) ile aynı kök sözcükten geldiğini söylüyor. Ayto’ya göre Eski İngilizce’deki belig sözcüğü, -bag ile aynı; kaynağı Germanik dildeki balgiz– kese, torba, çuval, inek memesi demek. Bkz; J. Ayto, Dictionary of Word Origins, Arcade Publishing, New York, 1991. Germanik dildeki balgiz -kese- sözcüğü ile aşağıda TDK Derleme Sözlüğü’nde güzeli gösteren balgiz ve BWLD’deki Bal-kıs (Saba Melikesi diye açıklanmış, bizdeki karşılığı Belkıs), kanımca hepsi aynı sözcükten gelişti.

5) Kaşgarlı      Mahmud, Divanü Lûgat-it Türk Tercümesi, TDK Yayınları, çev: Besim Atalay, Ankara, 1985.

6) Be-loved, blackjack, belikara, beliyarma gibi sözcüklerin birleşik sözcük olmaktan önce, ortak zihindeki kalıba uygunluğundan ötürü kullanıldığını, düşündüğüm için onları da listeye kattım.

7) İngilizce’de            iki adeti gösteren bi- önekinin sığırın davarın eş olmalarına ve seslenmelerine gönderme yaptığını; bi sesinin Ön-Yenitaş’ta vajinayla, giderek erbeziyle; çift yanlı ve çift kutuplu ağız – vajina biçimli kesicilerle, çakmaktaşlarıyla, daha sonra çift yüzlü ay-baltayla, ilişkilendirildiğini düşünüyorum.

8) Buradaki     metinde yalnızca benzerliklerin gösterilmesi amaçlandı. Benzerliklerin nedenlerini irdeleyen ve b.l- hecesi bağlamında başka dillerden örnekleri içeren metin bundan sonraki ilk sayıda olasılıkla yer alacaktır.

*Yıldız Cıbıroğlu Kadının Yazısız Tarihi M ve N Sesi’nde (Payel Yayınları, İstanbul, 1996) davarın ve sığırın totem sayılmasıyla seslerinin kutsallaşması ve üretim çağını başlatan tarımcı kadınların bu sesle adlandırılması, ürettikçe M’li ya da N’li adlar vermeleri, sözcüklerin birbirini ve merkezdeki dişil atayı göstermesi, anne sözcüklerinin ve ben-im sözcüklerinin bütün dillerde bu olguyla (birbirinden ayrışmayan üreme ve üretim ile) ilişkisini savlamakta ve kanıtlar sunmaktadır. Halen bir başka güçlü ses simgesi olan S ve türevleri üzerinde çalışmaktadır.