Daimon’un Karanlığında Sanat

Sayı 73 - Mart-Nisan 2017

Sokrates, düşüncelerinin esin kaynağı olarak Daimon’a işaret eder[1]. Sokrates’in Daimon’u ilhamın kaynağı, sezgilerin yöneticisi, ezgilerin kaynağıdır. Daimon ile Sokrates bir düşünce sanatçısına dönüşür. Peki, nerededir Sokrates’in Daimon’u? Bizim için hiç bir yerde, Sokrates için her yerde! Bu bir kelime oyunu mu? Felsefenin sakladığı bir ipucu mu? Sokrates için her yerde olan ve bizim tanımadığımız Daimon, Sokrates ile birlikte göçüp gitmiş midir dünyadan? Sokrates’e ilham veren Daimon şimdi nerededir?

Aristoteles’in katı akılcılığına saplanan kilise, Îsâ’nın meleklerini makul, Îsâ’nın bildirmediği melekleri şeytânî kabul etmiştir. Zira Kutsal Kitab’ın içinde yer almayan ve Mesih Îsâ’nın merhameti ile bildirilmeyen doğaüstü bir varlık Tanrısal olabilir mi? Öyleyse Sokrates’in ilham kaynağı olan Daimon, bir esin perisi olamaz; o şüphesiz şeytânî bir tecessüm olmalıdır.[2] Kim bilir belki bu nedenle Sokrates’in Daimon’u, Demon olarak geçer Hıristiyan literatüründe.

Hâlbuki Sokrates’in Daimon’u sanatsal ifadenin kaynağıdır. Sokrates’i Tanrısıyla buluşturan (ve tabii Tanrısını da Sokrates ile) Daimon’dur. Sokrates için Daimon, karanlık bir oda gibidir. “Bedeni bazen esirden ve bazen de ateştendir” der Porphyry.[3] Ve buhardandır kimi zaman da. Aslında Daimon’un bedeni yoktur, ancak insanın onu seyretmesi bu bedenler altında olur. Çünkü Daimon tahayyül edilmek istendiğinden heyûlânî bir mahiyettedir. Kelâm, nefesiyle döküldüğünde Tanrının ağızından buhara benzer ve sohbetlerindeki o kelâm ile Sokrates’i kaplayan ateş başka bir bedenidir Daimon’un. Sokrates’e Daimon’dan haberi Diotima getirse de, Diotima sadece bir haberci olabilir. Zira Daimon Sokrates’i Tanrısına taşıyan ve Tanrısının kendisine görünmek için sûretine büründüğüdür. Diotima’nın kendisi ancak arada durur ve Sokrates’i orada tutar.

Daimon’un karanlığı, insanın kendini içinde kaybederek bulduğu zifiri karanlıktır, kutsalların kutsalı, alacakaranlık gece; Daimon bilinçdışıdır.

Îsâ, müjdesinde nûrun karanlıkta parladığını söyler.[4] Karanlıkta parlayan o nûru Pavlus görür. Onu kendi karanlığında görür. Pavlus’un yanındakiler bu karanlığı görmez ama nûru fark ederler. O nûr, Îsâ’nın kelâmını ağzına koyduğu Pavlus’tur. Pavlus’ta parlayan o nûr benim için nerede? Hiçbir yerde. Pavlus için o nûr nerede? Her yerde. Nûr daima insanın kendi karanlığında parlar. İnsanın, kendinden habersiz olan yanı; gün ortası körlüğü bu karanlığı tanımaz. Ve sanat orada doğar.

Akılcılığı mutlak belirleyici kabul eden modern bilinç, sanatın da mutlak sûretle kavramsal olması gerektiğini savundu. Sanat akılla yapıldığında Daimon odayı terk eder. Bilinçdışını, esinlerin kaynağını yok saydığımızda; onun bize koşulsuz sunduğu yaratıcılığı sildiğimizde geriye müze ortasında ters çevrilmiş bir pisuar kalır. İşlevinden arındırıldığı için artık bir pisuar da değildir ve bununla üretim toplumu eleştirilir vs.

Duchamp sanatçıyı ve esin kaynağını sorgularken, güzelin mahiyetini silip atar. Eğer sanatçı bir düşüncenin hayata geçmesi için sanatı kullanan bir emekçiyse, güzelin kaygısına düşmemelidir.[5] Öyle ki güzelin kaygısıyla “İdeal olan bir fikri” tam yansıtamayabilir. Öyleyse modern zamanda sanatçı güzellik olgusunun, güzel yapma kaygısının kavramı zedelemesine izin vermemelidir. Böylece bilinçli insan, bilinçdışının lir seslerinden uzaklaşır. Tam bir mesûliyetle sanatın esinini ‘hayvanî’ kabul ettiği doğadan ayrılır ve tinsellik bocalamasında evsiz kalmış kuduz bir hayvana dönüşür.[6] Sıradan olanı, sırf sıradan olduğu için güzel bulur ve bu sıradanlığı meşrulaştırmak için ona servetlerin yatırılmasını ister. Sıradan olana servet yatırıldığında o artık sıradışıdır. Gerçekte ise sıradışı olan karanlık odaya giren sanatçıdır ancak.

Bu nedenle sanat tehlikelidir. Çünkü sanatçı, sanatsal esin yoluyla kendi bilinçdışına dokunur ve bu dokunuşun ardından kendisini neyin beklediğini bilemez.[7] Bu tehlike toplumla, müzeciyle, sanatseverle vs. ilgisizdir. Daimon’un yalnız Sokrates’e görünmesi gibi, onun varlığı ve hayatında yarattığı dehşetli belirişler yine ve ancak sanatçının kendisi için vardır.

Modern ve onun iç dalgalanmaları olarak beliren postmodern, kavramsal sanat vs. için böyle bir tehlike yoktur. Onlar izleyiciyi mutlu etmek ister. Korkutmak, gerilime sokmak istemez.

Donald Kuspit’in yorumuyla “Postmodern sanatçı izleyiciyi rahatsız etmek istemez. Bunun yerine ona ayna tutarak onu onaylamak ister. Böylece sanki olası tek bakış açısı buymuş gibi söz konusu izleyicinin kendine olan inancını gerçekliğe ve yaşama olan bakış açısını doğrulamış olur. Postmodern sanatçıya göre sanatsal deprem diye bir şey yoktur. Modern sanatın açtığı derin boşlukları doldurur; modern dünyada sanki başka sorun kalmamış gibi çevre düzenlemesiyle uğraşır. Postmodern sanatçılar sanatçı karikatürlerdir çünkü sanatçıyı kalabalıktan biri haline, başkaları gibi sıradan bir işi olan sıradan biri haline dönüştürürler.”[8]

Böylece modern dünyanın sanatçısı ve bu sanatın perileriyle esinlenen düşünürleri için geriye sadece tek soru kalır. Sokrates gerçekten yaşamış mıdır? Yanıt basit. Onlar için yaşamamış, benim için ölmemiştir…


Dipnotlar:

[1] Platon, Şölen 202d-e. Alfa Yayınları.

[2] Samuel Parker, A Free and Impartial Censure of the Platonick Philosophie. Oxford 1666, s.90.

[3] Porphyry, pneuma için bak. Porphyry, Life of Plotinus; Scott Fitzgerald Johnson, Late Antiquity. Oxford, s.530-538

[4] İncil, Yuhanna 1:5

[5] Donald Kuspit, Sanatın Sonu. Metis Yayınları. s.54;

[6] Marcel Duchamp, The Great Trouble with Art in This County. s.126; Donald Kuspit, Sanatın Sonu. Metis Yayınları. s.58

[7] Metin Bobaroğlu, AAV Toplantıları. 19 Aralık 2016

[8] Donald Kuspit, Sanatın Sonu. Metis Yayınları. s.72