Chitta Vritti Nirodha

Sayı 43 - Aralık 2013

Yoga zihin dalgalanmalarını sakinleştirmenin bir metodudur. Chitta Zihin, Vritti Düşünce akımları, Nirodha Zihni sakinleştirmek, iki düşünce arasındaki boşluğun farkına varmak, an’ı algılamak demektir. Peki, zihin nedir? Düşünce ve düşünce akımları nedir? Zihin neden sakinleştirilmelidir?

“Aslında zihin yoktur. Sadece düşünceler var, düşünceler öyle hızla hareket ediyor ki, sen sürekliliği olan bir şeyin var olduğunu düşünüyor ve hissediyorsun. Boşluk o kadar küçüktür ki bir düşünceyle diğeri arasındaki aralığı göremezsin, iki düşünce birleşir, bir süreklilik arz eder ve süreklilik yüzünden bir zihin olduğunu düşünürsün. Öyleyse zihni kontrol etmeye çalışma. Kimse kontrol edemez,” der Osho ve düşünceyi durdurmak için uyanık olup zihinden geçenleri izlemeyi tavsiye eder. İzlemenin kavrayışın yerine geçtiğini söyler.

Yoga felsefesini sutralar ile açıklayan bilge Patanjali ise gerçeğin Prusha ve Prakriti olarak 2 boyuttan oluştuğundan bahseder. Prusha kavramını saf bilinç, sabit öz; Prakriti kavramını ise yaratıcı enerji, her şeyin özü olarak açıklar.

Vedanta’da ise Atman mikrokozmos, Brahma ise makrokozmos olarak adlandırılır. Aslında her şey birdir, fakat nereden bakıldığına göre değişir.

Yoganın faydası ise prusha’nın tamamını idrak edebilmeyi sağlamaktır. Prakriti enerji alanı, enerjinin 3 halini içerir. Gunalar denilen bu haller Satvik, (saflık, bilgi), Rajasik,(tutku, hareket) ve Tamasik (tembellik, cahillik) alt bölümlerinden oluşur. Zihnin yüksek seviyesi ise aydınlanma, “kendini bilmek”tir. Ashtanga yoganın aydınlanmaya giden 8 basamaklı yolu aşağıdaki şekilde açıklanmıştır:

1-Yamalar: Ahimsa (zarar vermemek ), satya (yalan söylememek), asteya (çalmamak), brahmacharya (ölçülü davranmak) ve aparigraha (sahip olma isteğini yok etmek)

2-Niyama: Öz disiplin

3-Asana: Beden hareketleri

4-Pranayama: Nefes kontrolü

5-Pratyahara: Duyuların kontrolü

6-Dharana: Konsantrasyon

7-Dhyana: Meditasyon

8-Samadhi: Kontamplasyon, dikkatle izleme, derin düşünceye dalma

İlk  4 bölüm dışsal arınma pratikleridir. Ashtanga yoga öğreticilerinden Pattabhi Jois’e göre dışsal egzersizlerdeki kusurlar düzeltilebilir. Fakat içsel arınma kusurları (pratyahara-dharana-dhyana) pratikleri düzeltilemez ve düzeltilmeyen zihin tehlikeli olabilir. Bu yüzden Pattabhi Jois, uzun yıllar denenmiş  Patanjali yoga metodu olan Ashtanga yogayı uygulamış ve uygulatmıştır. Son 4 bölüm ise, ilk bölüm doğru yapıldığında otomatik olarak doğru olmaya başlar.

Asanalar yavaş yavaş bizleri geliştirir ve bu hareketleri yaparken mula bandha’nın kontrol edilmesi önemlidir. Mula bandha “anüs kontrolü”dür. Otururken, yürürken, ayaktayken, konuşurken, yerken, her zaman kontrol edilmeli, bunun sonucunda otomatik olarak mula bandha kullanılmış olur. Ayrıca tristhana denilen gözlerin tek bir yere sabitlenmesi de zihnin sakinleşmesini sağlar.

Swami Vivekananda, zihni göle benzetir. Chitta, zihin, göl ve vrittis, dalgalar ve dalgacıklar yükselir. Dışsal ve içsel uyarılar çarpar. Gölün tabanını göremeyiz. Çünkü yüzeyi dalgacıklarla örtülüdür. Sadece dalgalar durulursa dibi görebiliriz, eğer su çamurlu ise dip asla görülemez, eğer su her zaman çalkantılı ise dibi asla göremeyiz. Eğer su berrak ise ve dalga yoksa dibi görebiliriz. Gölün dibi kendi özümüzdür. Düşünce dalgalarından arınmak özümüzü görmemizi sağlar. Ya da zihin gökyüzündeki bulutlara benzetilir, berrak bir gökyüzünü görebilmek için bulutların uzaklaşması gerekir.

Başka bir bakış açısından bakarsak gölde oluşan dalgalar da, gökyüzünde dolaşan bulutlar da gerçekliğin bir görüntüsüdür. Onların yok olmasını istemek yerine o güzelliklerin farkına varabilmek, izlemekten zevk almak önemlidir. Zihninde oluşan düşünce akımlarını izlemek de bizi an’da tutar.

Duyusal bilgileri kontrol eden hafıza, sinir sistemi ile 5 organ; yani eller, ayaklar, ağız, genital organlar, anüs ve 5 organın yetisi; görme, duyma, koklama, tat alma, dokunma yetileri de prusha’ya aittir. 5 element eter, hava, ateş, su, toprak da tüm formları maddi dünyada oluşturur. Bu elementler de birbiri ile etkileşim içindedir. Bedenin içinden ve dışından gelen uyarılar, duyu organları tarafından algılanan her şey, gözlerin gördüğü görüntüler, kulağın gönderdiği ses dalgaları, burnumuzun algıladığı koku molekülleri bilgi olarak önce kısa dönem hafızanın bulunduğu alana aktarılır. Bunların yarattığı duygusal etkiler ya da tekrarlarda bu bilgilerin ön bellekten (kısa dönemli hafızadan) uzun dönemli gerçek belleğe aktarılmasını sağlar. Bellekteki bu bilgiler yaklaşık 100 milyar beyin sinir hücreleriyle elektriksel bir akım sayesinde birbirleri ile iletişim halindedirler.

Bellekte kayıtlı dosyalardaki her bir bilgi düşünceyi oluşturur ve an’dadır ve bu bilgiler çok hızlı bir şekilde diğer hücreler arası hareket ettiklerinden (tıpkı bir sinema filminde tek tek resimlerin arka arkaya hızlı bir şekilde hareket etmesi gibi) bunların akışkan, devamlı olduğu düşünülür ve buna zihin denir.

Mikroskobik boyutta ele alırsak, bu kayıtlı bilgiler hücreler arası aktarımlarda beyinde oluşan kimyasal değişimlerle hareket eder ve bu kimyasalların üretimi soluduğumuz hava, yediklerimiz, içtiklerimiz, dış dünyada gördüklerimiz, duyduklarımız, yaşadıklarımızla da değişir. Bir başka açıdan, bizim eylemlerimizi, soyutlama, yargılama, karar verme, plan yapma gibi fonksiyonları, karakterimizi, dolayısıyla kaderimizi oluşturan etkiler, yediklerimiz, içtiklerimiz ve duyularla algıladığımız içinde bulunduğumuz mekânı da etkiler. Algıladıklarımızın beyinde doğru bir şekilde dosyalanması, düzenlenmesi hücreler arası iletişimi kolaylaştırır ve daha çabuk hatırlama dediğimiz ilişkileri açığa çıkartır.

Avustralyalı nörofizyolog Sir Eccles’in dediği gibi: “Eğer beyin her şeyi yapıyorsa, o zaman biz, yani şuurlu benliğimiz gerçekte beyin nöronlarımızın yaptığı şeylerin pasif izleyicilerinden başka bir şey değil miyiz? Sistem aynı çalışsa da,  görünüşlerimizin birbirinden farklı olduğu gibi iç oluşumlarımızda farklılıklar olsa da, aynı şartlarda, aynı besinlerle yaşadığımız halde aynı düşünüp aynı karakterde olamayız, bu da hiçbirimizin eşi benzeri olmadığı, özgün olduğumuz anlamına gelir, anlaşılması zor olan ise bu farklılığı sağlayan iradenin ne olduğudur.”