Bugün İnceden Bir Hüzün

30 Ekim 2016

İlkokul arkadaşım Serdar Güçar şöyle yazmıştı bir keresinde: “Kasım geliyor, tine değecek belli.”

Her kasım ayında Serdar’ın bu cümlesi gelir aklıma. Kasım hüzün ayıdır. Büyükler unuttu belki, ama çocuklar için Kasım, Mustafa Kemal’i anma ayıdır. Yalandan üzüntü gösterileri yapılır, uyduruk birkaç şiir okunur. Eğer becerilebilirse, çocukların kafasına bir Atatürk miti sokulur. Sonra her şey unutulur, ta bir dahaki Kasım’a kadar. Kemalistlerin mesnetsiz yüceltmeleri, dîni-darların kötülemeleri, sosyalistlerin eleştirel vesveseleri arasında sürüklenir gider Mustafa Kemal’in tini. Herkes konusuna o kadar hâkim, temsil ettiği görüşe o kadar bağlıdır ki, kimse dönüp bakmaz hakkında onca laf ürettiği insanın çıplak hakikatine.

Mustafa Kemal yıllarca hizmet etti bu toprakların insanına. Bu topraklardaki her şeye sahip olabilecekken, her şeyi bu toprakların insanına bıraktı gitti. Askerî bir deha, usta bir siyasetçi değildi, büyük bir sanatçıydı kendisi. Askerî alandaki dehasını ve siyasetteki ustalığını sadece gereç olarak kullandı sanatı için. O gereçlerle insan yaptı, halk yaptı, millet yaptı düşmüş ve yapayalnız kalmış bir beşeriyetten. Sanatını icra ederken kullandığı malzeme, hiç kimsenin elini sürmeye cesaret edemeyeceği kadar vasıfsızdı; varla yok arası bir yerde, bütün inançlarını kaybetmiş, kendi çıplak hakikatiyle yüzleşmekten başka çaresi kalmamış bir insan topluluğuydu. Belki de buydu malzemenin iyisi, kim bilir…

Mustafa Kemal’i mitleştiren, onu kendine “Ata” ilan eden, işte bu varla yok arasından yaratılmış, kendisine bir kimlik verilmiş, tek başına ayakta durabilsin diye özgüvenle beslenmiş millettir. Kendisine ilim ve akıl miras bırakılmıştır. Ama bugün, kendi putlaştırdığı Ata’sına yalandan üzüntü gösterileri düzenleyip uydurma şiirler okurken ve onu mesnetsiz yüceltip mesnetsiz yerin dibine batırırken, onu değil kendi egosunu yücelttiğinin; ona değil, aslında kendi özüne zulmettiğinin farkında bile değildir.

Velhasıl sevgili Mustafa Kemal; millet gerçekten acı içindedir. Kendi özünden kopmuş olmanın neden olduğu bir acıdır bu; kendini insansızlığa mahkûm etmenin, kendi hakikatinden bir gelecek yapamamanın acısıdır. Yoksa hiç kimse kendi diktiği put için acı çekmez.

Kasım geldi, yine tine değdi. Sana da “git” demenin vakti ne zaman gelecek be ey hüzün?

10 Kasım 2011