Bu Ne Cüret! Gelecek Hakkı Üzerine Düşünceler

İnsan Hakları - 2019

“Ne cesaretle
bizden umut bekliyorsunuz. Boş sözlerinizle hayallerimi ve çocukluğumu
çaldınız. Ben yine de şanslı çocuklardan biriyim. İnsanlar ıstırap çekiyor,
insanlar ölüyor, koca koca ekosistemler çöküyor; bir kitlesel yok oluşun
eşiğindeyiz ve sizin tek konuştuğunuz şey para puldan, ebedi ekonomik büyüme
masallarından ibaret!”

(Greta
Thunberg , BM konuşması: “Bu ne cüret!” 17 Aralık 2018)

Ekoloji konusunda,
örnek inkâr şunu söylemektir: “Tehlikede olduğumuzu biliyorum. Ama pek de
inanmıyorum. O halde ne diye alışkanlıklarımı değiştireyim ki!”
 Bunun
tersi bir inkâr da var: “Kaybımıza neden olacak sürece karşı yapacağımız
fazla bir şey olmadığını biliyorum. Ama bu düşünceye katlanamıyorum ve hiçbir
işe yaramazsa bile deneyeceğim.”
İşte bu düşünce bizim organik gıda
almamıza neden olur. Yarısı çürük ve fiyatı fazla olan organik etiketli
elmaların daha sağlıklı olduğuna inanmak saflık olur. Bunları tüketici olarak
satın almak istiyorsak, yararlı bir hareket yapma, inandıklarımızı gösterme,
vicdanımız rahatlatmak, kolektif geniş bir projeye katılmak kuruntusudur.

İklim krizi, ekonomik
krizler, tarımda yaşanan krizler, gıda güvenliği gibi sorunlarla boğuştuğumuz
21. yüzyılda, Greta Thunberg adındaki bir genç kız çıktı ve ilk önce iklim
değişikliği konusunda farkındalık yaratmak için iki hafta okula gitmeyip İsveç
parlamentosu önünde oturdu.  Birleşmiş
Milletler’de yaptığı konuşmada kendi kuşağının öfkesini böyle dile getirdi: Bu ne cüret!!!

Greta,
2003 Stockholm doğumlu, Ağustos 2018’de iklim değişikliği ile hemen mücadele
edilmesi zorunluluğu konusunda eylemlerine başladı. “İklim için okul grevi” ile
medya dünyasının ilgisini çekmeyi başardı. Thunberg,
halen iklim aktivistliği yapıyor. Medya ile yayılan protestosuna farklı
ülkelerde farklı okullardan ve özellikle de liselerden destek geliyor. Greta ve
iklim hareketi üzerine ne kadar övgü ya da komplo teori üretilirse üretilsin,
yeryüzünde herhangi bir varoluş farkındalığı olan insanlar ilettiği mesajı
görmezden gelemiyorlar.

Bana
kalırsa gençlerin öfkesi ve hesap sorma cesareti bize yerküre ve insan ilişkisi
konusunda artan bir uyanış olduğunu gösteriyor. Örneğin dünyanın ilk güneş
enerjisiyle gösterilen filmi  “Aptallık
Çağı” adlı belgeselde kitle
olmanın toplum olmakla aynı olduğunu düşünen, herhangi bir sürü gibi boyun
eğdiği kaderi aslında kendinin yarattığının farkına varmayan, varsa da bunu
önemsemeyen bir insan modeli tasvir ediliyor. Şu kritik soruyu soruyor film:
21. yüzyılda dünyada bir gelecek arıyor mu?  “Aydınlanma Çağı”ndan sonra  “Aptallık Çağı”na mı girdik?  İnsanlığa uzanan yolda neler değişti, neler
aynı kaldı ve insan “akıllı” bir varlık olduğu halde, farkındalığını
kullanabildiği halde nasıl ve hangi mekanizmalarla gerçeği inkâr ediyor? Greta’ya
göre bu yok oluşa gitme hali, gelecek kuşaklarına haklarına tecavüz etmek,
cahilliğin veya aptallığın ürettiği cesaretten olabilir, belki de “Bu ne cüret?”
diye haykırmasının nedeni budur.

Ekoloji ve inkâr
meselesine Slavoj Zizek’in de bir yanıtı var gibi görünüyor ama bu yanıt
sanıyorum Greta gibi çevrecileri hüsrana uğratacak bir yanıt. “Geri dönüşüm, organik gıda, bisiklet… Dünya
böyle kurtarılmaz”
[1]diyen Zizek’e göre
ekoloji yeni çağın dini haline gelmiş vaziyette; derin ekoloji dünyanın sonunu
apokaliptik bir yorumla tasvir ederken kıyamet senaryosunda baş aktörü “modern
birey”e veriyor. Sistem böylelikle krizlerin faturasını bireysel vicdanlara
kesiveriyor. Dolayısıyla birer  “günah
keçisi” haline gelen ve derin ekolojiye iman eden bireyler, kefaret ödemek ve günahtan
arınmak için organik piyasanın en sadık tüketicisi oluyor. 

21. yüzyılın
“Aptallık Çağı” olduğu tartışmasına 
Zizek’in sunduğu açıdan bakarsak şunu söyleyebiliriz; yaşananlar bir
aptallık yüzünden değil bir inkâr mekanizmasının farklı boyutları nedeniyle
böyle davranıyorlar. Özetle Zizek, modern insanın ekolojik kriz ile ilişkisini[2] şöyle kategorize ediyor:

1. tavır: “Böyle
bir sorun yok.”

2. tavır:  Teknolojiye yaslanmak. “Endişelenmeyin,
bir şey icat edilir.”

3. tavır: Derin
ekoloji. “Emperyalistiz, doğayı sömürdük, kökenlere dönmemiz lazım, sonra
gelsin kapitalist vergilendirme temelli çözümler: En çok kirletenleri en çok vergilendirelim,
ekonomide nasılsa bir yol bulunur…”

Zizek’e göre en
tehlikeli olan yaklaşım kapitalist ideolojiyi devreye sokan yaklaşım; çünkü
burada çift taraflı işleyen bir mantık söz konusu. Önce şunu yapıyor: “Toplumu
bırak da sen ne yaptın? Geri dönüşüm yapıyor musun? Pet şişen, kola kutunu,
ambalaj kâğıtlarını geri dönüşüme verdin mi? Önce bir sen bunları yap da öyle
konuş.”

Burada kişi birey
olarak her daim suçlu konumuna düşmektedir: “Toplumu analiz etme, önce sen
değiş.”
İkinci yaptığı şeyse kişiye kolay bir yol sunuyor gibi davranmak: “Geri
dönüşüme yardım et, geri kalanını da düşünme.”
Kişiye kendini iyi
hissettiriyor, bir sorumlu vatandaş olarak ödevlerini yerine getirmiş
oluyorsun. İşte bu da gerçek sorunları yok saymanın bir yolu…[3]

Yukarıdaki tartışma
sanıyorum önümüzdeki senelerde tüm insanlığı meşgul etmeye devam edecek; belki
de insan yerküreyi etkileyen “jeolojik bir faktöre” dönüşecek… Tartışmaya
Türkiye’den Cem Karaca ile bir noktalı virgül koyabiliriz ancak;

Bindik Bi Alamete Gidiyoruz
Kıyamete…

Yol dediğin yol gibi,

Ulaşmalı bir yere
Biz dön baba dönelim,

Geliyoruz aynı yere
Bu döngü kısır döngü,

Başı var da sonu yok
Dönüyom dönemiyom
Sonunda bir çıkış yok

                                    Cem Karaca,
1990


[1] https://t24.com.tr/haber/geri-donusum-organik-gida-bisiklet-dunya-boyle-kurtarilmaz,384391

[2]
McKenzie Wark, Molecular Red, Theory for the Anthropocene, Verso, 2016

[3]
http://acikradyo.com.tr/arsiv-icerigi/cuma-adli-adamlar-slavoj-zizekle-soylesi