Bilincin Yeniden Yapılanması

Sayı 1 - Aydınlanma Sorunu

Ömür boyu kendini arayan bir kayıptır insan.

İnsan, göstermelik benliklerini aşarak özbenliğini bulmalı ki başkalarının da özüne ulaşabilsin. Bunun ilk adımı, önce kendini sorgulayarak işe başlamaktır. Kendine karşı çıkma cesaretini gösteremeyenler, ne kendilerini ne de başkalarını.

Yanılsamaların beşiğinde uyuyanlar, gerçekte yaşamış sayılmazlar, yaşadıkları sanısıyla oyalanmış olurlar.

Sonlu zevklerle, aracıların getirdiği bilgi ve inançlarla, geçersiz düşünce kalıplarıyla yetinmek istemeyen doyumsuz insanın, asıl kaynağa yönelmekten başka bir seçeneği var mı? Yoksa, asıl kaynak nerede..?

Yaşamın sergilenme yeridir dünya. Sergilenen, sergileyenin kendisi ise, kendinin farkına varması için hem gören, hem görünen, hem de anlayan ve anlaşılan durumunda olması gerekir.

Bilinçlenme, oluşum sürecinde anlamsızlığın anlama dönüşmesidir ki bu, insanlaşmadır aynı zamanda. Bu noktadan geriye bakıldığında görülür ki, çarpık görüntülü aynalar kırılmıştır artık. Yolun iki ucu birleşip çember olmuştur. İnsan, hem merkezdir, hem çeper. İki boyutlu çember de üç boyutlu küreye, yani evrene dönüşür, sonra boyutlar yok olur.

Zaman ve mekan, yani olaylar, gerçeği gözlerden ve akıllardan saklayan perdeler gibidir, ama görebilenler için bir o kadar da saydam ve belirgindir.

Çapları ve açıları büyük olan didişmelerin, daracık ufuklu akıllarımızla gözlenmesi ve algılanması olanaksızdır. Ağacın çiçek açma, meyva verme gibi açınımlarını görürüz de, tohumun toprak altında geçen ağaç olma hazırlığını ve oluşumunu, özsu ırmağının gizemli akışını göremeyiz.

Kendini ve evreni sorgulamaya ve anlamaya istekli aklın, aradığını bulamayınca, içine düştüğü tükenmişlik ve sıkıntı halidir belki de “cehennem” dedikleri. “Cennet” ise, aklın dingin yaşantısıdır ola ki. Cehennem kaos, cennet kozmozdur, benzetmesi de yapılabilir. Aydınlanma, varoluşun, tüm boyutlarıyla insanda kendini algılamasıdır. Bütünün uyumu ve estetiği ile büyülenmenin tadı, evrensel mutluluğun yaşanmasıdır.Orada ayırımlar kalkar. İyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış gibi karşıt kavramlar bireşime dönüşürler. Tanrı adına, devlet adına, ya da başlıca otoriteler adına yüksek yerlere çıkıp sahte birlik, beraberlik, erdem, hoşgörü, ödül ve ceza söylevleri vermenin, okşamanın ya da korkutmanın, insanlığı istenilen yere getirmediğine tarih tanıktır. Tarih boyunca, akılları, malları, canları istendi insanlardan. Verenler bıktı, alanlar bıkmadı. Kendilerini kendilerince haklı sayanların hak dağıtımı, adaleti yıktı.

Savaş, ilkellik değil de kahramanlık olarak kabul edildiği sürece uygarlaşamaz insan. Kılıçla zaferler kazanıldı ama, hiç mutluluk kazanılmadı. Saltanat, mutluluk sanıldı. Kılıç tutan eller kesecek baş bulamayınca, kahramanlık ve yiğitlik adına birbirlerinin başlarını kestiler.

Şimdi insanlığın büyük bir bilinç devrimine gereksinimi var. İnsan türünün genetik yapısının buna yeterli olup olmadığı sorusunun yanıtı, şimdilik gelecekte saklı. Ama istek ve arayış var.

Bilinci değiştirmek, bir bakıma geçmişi değiştirmek demektir. Geçmişi değiştirmek de geçmişe bakış açısını değiştirmektir. Şimdiye dek bizi oluşturan geçmişin, tarafımızdan yeniden oluşturulmasıdır bir başka deyişle. Devrim niteliğindeki bu köklü değişim, bir anlamda zamanla oynamak, onu tersine akıtmak demektir.

Bilinci yeniden yapılandırmak, bedeni de yeniden yapılandırmak anlamına gelir. Yeni bilinç, sibernatik olarak geriye dönüp bedenini de değiştiremiyorsa, sistemde bir tıkanıklık var demektir. O zaman başa dönülüp sistemin yeniden gözden geçirilmesi gerekecektir. Meleklikle canavarlık arasında gidip gelen ve iradesiyle seçmediği yaşamından sorumlu tutulan insanoğlu, kendine el atarak, kendi yazmadığı kendi kaderini değiştirme görevini yüklenme zorunluluğu ile karşı karşıya bulur kendini.

Bu zorunluluğun kavranması aklı özgürleştirir ve güçlendirir. Böylece, evrene yapayalnız atılmış olan insan, evreni bilincinde sindirerek onunla özdeş olur. Özdeşlik, yeni çelişkilere gebe olduğuna göre serüven, spiral olarak sürer gider.

Doğası gereği yayılmacı olan sevginin ve bilginin gücüyle bilincini yeniden yapılandıran insan yeni yapılandırmalara aday olan aydınlanmış, özgür ve dinamik bir insandır.