Ben Seninleyim. Sen Seninle Misin? / I Am With You. Are You With You?

Umut - Kış 2017

Hayatımda, bulunduğum noktada çok şey oluyor. Dönüşüm ve değişiklikleri gizemli yollardan, beraberinde getiren bir süreç içerisindeyim. Bu süreç acı dolu, korkuları ve üzüntüyü de beraberinde getiren ama mutluluk, yeni kaynaklar ve varolduğunu bilmediğim güçlerimi de ortaya koyan bir süreç aynı zamanda.

Kul Nesimi’nin sözleriyle:

Gâh çıkarım gökyüzüne, seyrederim âlemi

Gâh inerim yeryüzüne, seyreder âlem beni

Günlük hayatımda sıklıkla insanların yaşadıkları acılara tanıklık ediyorum. İnsanlar bazen duygusal bir hâl içerisinde takılıp kalmış oluyor ya da bu duygunun varlığını ayrışma, projeksiyon, inkâr, entellektüelleştirme hatta şiddet ve benzeri yollarla reddediyor, yani problemle kendi arasında olan ilişkiyi reddediyor. Koç ve dolayısıyla tanık olarak, insanların yaşadıkları herhangi bir olayın içinde acının yanı sıra varolan iyiliği görüp, hissedebiliyorum ve bu bana içlerindeki daha derin yere güvenmelerini önermemi sağlıyor.

Dolayısıyla benim için önemli sorulardan biri: Acılarımızla olan bağlantımız nasıl olmalı ve nefsimize, kendi analizlerimize, sonu olmayan düşüncelere ya da bu durumları kontrol edebilirmişiz düşüncesine sürüklenmeden, hem kendi yolumuzu kutsayıp, hem de içteki o hakikat içeren yerde nasıl kalabiliriz?

Hayat’ın iniş çıkışlarında bir seçimimiz varmış zannediyoruz, tabii ki bu bir hayal. Hayat hepimizden akıp geçiyor ve her birimizi farklı şekillerde eğitiyor. Hayat’ın öğrettiği dersler hazmedilmemişse, hazmedilene kadar tekrarlıyor kendini. Büyüklerimin söylediği gibi, kimimiz yolu uzatıp seyran eyliyoruz, kimimiz ise kısaltıp vuslat ediyoruz. İkisi de güzel.

 

El Hamdülillahi Rabb’ül Âlemin.

Hamd olsun Âlemlerin Rabbine.

(Kur’an)

Her an müteşekkir olmak, Hayat’ın öğretilerine teslim olmakla birlikte canlı olmayı, orada varolmayı gerektiriyor. Hayat’ın tanıkları olabilmemiz için şart bu.

Psikoterapi sınıfımızda, en büyük etkileşimlerden birinin, Pontormo tarafından çok güzel tasvir edilen Mary ve Elizabeth’in görüşme anı olduğu öğretildi bize:

Meryem, Elizabet’i (Elisheva) ziyarete geldiğinde, Meryem İsa`ya ve Elizabet ise Yahya’ya hamiledir. Birbirlerini selamladıklarında, o iki ruhun buluştuğu an, Meryem: “Magnificat anima mea”diyor, yani “benim ruhumu genişletiyor (büyütüyor)” anlamında. Burada Hak bana tecelli ediyor demek istiyor aslında. Bizlere olan da bu değil mi? Her an, hatta şu an bile Hak bize tecelli etmiyor mu? Soru şu ki, bu öğretilere verdiğimiz cevap nedir?

J.M. William Turner
Snow Storm – Steam-Boat off a Harbour’s Mouth, 1842 Tuval üzerine yağlı boya, 91.4 x 121.9 cm
©Tate, Londra 2014

Bazen hayatımızda öyle şeyler oluyor ki, an içerisinde o olayda durmak çok ağır ya da çok acı geliyor bize. Bazı durumların kalbin, derinliklerindeki –bilen- kutsal alana ihtiyacı vardır yani bütün cevapların geldiği yere. Öyle bir yer ki, probleme sükûn içinde azıcık uzaktan baksak, yeni bir alan açılır içimizde. Var olana sabır gösterip onun yanında kalırız. Aktif bir sükûndan bahsediyorum. İzleyip, gözlemleyip Hayat’a teslim olduğumuz bir yer. Sonra o sükûnetten yeni bir pınar akmaya başlar adeta: olasılıklar, yaratıcı fikirler, güç ve sezgiler bizi kendi hakikâtimize yakınlaştıracaktır, kendi içimizdeki tanık vasıtasıyla. Ve bu iç tanığın büyümesi ve genişlemesi için bir fırsattır aynı zamanda.

Öğretilerine karşın Hayat`ın bizden beklediği cevabın bu olduğuna inanıyorum. Cevapların verileceğine olan sarsılmaz bir güvenle, kendimizi böyle bir inançta kökleyip, içimizdeki tanığa seslenerek, kendi göğsümüzdeki (sadrımızdaki) bahçede salınıp gözlemleyip, dinlediğimiz ve olan bitene sabır gösterdiğimiz bir yer. İçimizdeki savaşı izlerken, dinlerken gösterdiğimiz sükûn ise kahramanca bir hareket. Ta ki anda olup, orada olanla kaldıktan sonra yeni bir şeyler belirsin. Hayat`a yeni bir şeyler eklensin. Budistler buna “effective suffering” yani “etkili çile” diyor.

“The Visitation” Pontormo, Santissima Annunziata, Florence

Başkalarıyla hakiki görüşme içerisinde olduğumuzda, gerçek bir bağdaşma içerisinde olduğumuzda aynı alan açılır. Kendi bulanık nefs gözlüğümüzden bakmak yerine içimizdeki derinliklere gittiğimizde, başkalarındaki O`nu tanırız. Tıpkı Meryem ve Elizabet`te olduğu gibi bir alan daha açılır. Martin Buber buna “dazwischen” diyor. Büyüklerimiz buna “sohbet” diyor. Bir arkadaşım ise “Elohim”dir onun ismi, dedi. Gelişim, dönüşüm ancak birbirimizle hakiki görüşme içerisinde olduğumuzda oluyor. Bu bana şunu da ifade ediyor: “Seni senin Hakikâtin ile görüyorum, sen de beni bendeki Hakikât ile gör, birbirimizde büyüyüp, birbirimize tanıklık edip Hakikâtimizi bulalım.

Demek ki aktif bir uzaklaşma söz konusu, buna aktif sükûnet diyelim. Bu sükûnet, analiz ettiğin için, korktuğun için ya da incelediğin için oluşan bir sessizlik değil. İçtekini dinleme sessizliği, başka insanlarla bile olsan, anda olup, içteki derinliklere indiğimiz o alan. Çünkü hayatın acelesi içerisinde, anda olmayı unutuyoruz. Birbirimizin ruhuna birer öpücük kondurmayı hatta daha da kötüsü kendi ruhumuza öpücük kondurmayı unutuyoruz. Bir antik Yunan atasözü şöyle diyor: Ruhumuzu günde 100 kere, hayır, 1000 kere terkederiz. Bana göre sorun terkettikten sonra kendi merkezimize geri dönmediğimizde ya da dönemediğimizde oluşuyor. Yaşadığımız tecrübeyle özdeşleşme ya da onunla kendimizi tanımlama riskini çok yükseltmiş oluyoruz.

İşte tam da bu yüzden en çok istediğimiz, o bir tek istediğimizden vazgeçmemiz gerekiyor. Çünkü sadece o zaman olan biten olayları daha geniş bir bağlamda görme şansımız oluyor. Olanları daha geniş bir zaman birimine oturtabiliyoruz ve beraberinde gelen acılara, üzüntülere de sabrediyoruz.

İsa göğe çekilmesinden sonra geri döndüğünde “Noli me tangere” dedi, Mecdelli Meryem’e (John: 20:17). Latincede “Bana dokunma” demektir ama söylemek istediği bence: “Bana tutunma” ya da “bana yapışma” dır. Mecdelli Meryem’in acısı ne kadar derin ve yine de “Bırak beni gideyim” diyor, İsa.

Bütün bunların umut ile alakası nedir diye bir soru gelebilir akıllara. İlk yazmaya başladığımda umut kelimesinin sözlükte karşılığını aradım. Bir şeyin olmasını istemek ya da beklemek dolayısıyla iyi bir sanıdan doğan güven veya iyi bir sanıya olan inanç duygusu olarak tanımlanıyor. İşte bu güven ve inanç kısımlarıdır benim önemli bulduğum.

Bu güven ve inanç hissidir ki kolay elde edilemiyor. Her bir peygamber teker teker bu süreçten geçmedi mi? Hepsi, içteki derin alanı bulma, olanlara sabretme ve salıverme, bırakma süreçlerinden geçti. Güven ve inançlarını Hayat`ın öğretilerine teslim ettiler. Aktif sükûnet hâlinden ve çileden geçti onlar da ama olanların yanında durdular. Sabrettiler.

Mevlana ne güzel ifade ediyor:

Gayb âleminden gönlüne ne gelirse konuktur onu hoş tut.

Rabbim, uğradığım belalara karşı lütfet de şükredeyim, geçip giderse ona hasret çekmeyeyim de.

Belki o inci, elindedir, olur ya,

Hatta böyle olmasa bile

Bu huyu âdet edinir, o güzelim huyla huylanırsın

Ve bir gün birdenbire muhtaç olduğun şeye erişiverirsin.

Mesnevi V. cilt 3644 – 3701

Demek ki umut var. Hayatta her tecrübenin bizi kendi hakikâtimize daha da yakınlaştıracağı umudu var, yeter ki kendimizi tekrar tekrar gerçek Kâbe`ye yönlendirelim.

Sultan Qaboos Camii, Oman Photo: Joseph Simpson (ABD)

Camilerin merkezinde mihrab olur, Kâbe`ye yönlendirmek için. Kendini adamış insan kalbinin arketipi olduğu için Makam-ı Meryem`dir bir ismi bu mihrabların. Kur’an Meryem`in mihrabda halvetteyken Cebrail`in gelip ona İsa`ya hamile kalacağı ve onu dünyaya getireceği haberini verdiğini söyler. Meryem kendini adamış insan kalbinin arketipidir, çünkü Hakk`a bütünüyle teslim olmuştur.

İçteki mihraba yüzümüzü döndüğümüzde, içteki imam Meryem’dir. Bizi İsa`nın, bir başka ifadeyle Mesih`in doğacağı doğum kanalına yönlendirip, yol gösterendir.

Bu yazıya başladığımda neredeydim, şimdi neredeyim. Hayat’ın dalgalanmaları ve öğretileriyle, gâh inip, gâh çıkarken, hep içteki Kâbe`ye yönelmemiz ve Meryem`in hepimizin imamı olması umuduyla.

Allah Nurunu ikmâl edecektir.

***

In my life, i am at a place where a lot is happening. I also know this is beyond my control or influence. A process that is bringing change and transformation, in mysterious ways. Painful, with fears, sadness and uncertainties and at the same time with joy, resources and strengths.

In Kul Nesimi`s words:

Sometimes I am lifted beyond this world, from which to see

When I come back, the whole world looks at me

As a coach I am often the witness of the suffering of others. People are stuck in an emotional state or deny relatedness to it via dissociation, projection, denial, intellectualization, violence and so forth. Often, as a witness in these conversations, I can see and feel the goodness implicit in whatever experience is happening for a person. It allows me to suggest to have trust in a deeper place inside.

Therefore an important question for me is: how do we relate to our pain and the task to holy our own path, to stay with the truthful place within? Without being carried away into our own ego, our own analysis, endless thinking or the idea that we can have control?

We tend to believe that we have a choice in going up or down with the movements of life, which is an illusion. Life flows through each of us and teaches in various ways. An unintegrated response to Life repeats itself until integrated.

 

Alhamdulillahi Rabb’ul Alemin.

Thanks be to the Educator of all worlds.

(Quran)

 

To be thankful in every moment requires a presence and aliveness together with a surrender to the teachings of Life. To become a witness of Life.

In our psychotherapy class we are taught that one of the greatest interventions is that of Mary and Elizabeth, which is beautifully depicted by Pontormo:

In this painting, Mary is pregnant of Jesus when she meets Elizabeth and Elizabeth is pregnant of John the Baptist. Elizabeth knows without Mary telling. They look each other in the eye, a true meeting of souls and Mary says: “Magnificat anima mea” which means “He is expanding my soul”. It is happening to us all, right now, in this very moment. The question is, how do we respond to these teachings?

James Tissot,
Noli me tangere,
Brooklyn Museum, New York

Some things that happen to us, are sometimes too big or too painful to be with it in the moment. It needs a greater, holier space to a deeper, knowing field of the Heart, the place where the answers come from.A place where, we take distance from the problem, in stillness, so a new field opens in us. We endure and stay with what is. It is an active stillness. We watch and observe closely while we surrender to Life. Then out of that stillness a new fountain gushes forth: possibilities, creative ideas, strengths and intuition bring us closer to our own Truth, through our own inner witness. And at the same time it is a possibility for our inner witness to grow and expand.

I believe that this is the response that Life ask us. To wait from the trust that the answers will be given, resting in this faith, calling for the witness in us.

To dwell in the courtyard of our own breast, where we watch, listen and endure what is going on. We watch the battle inside and our stillness of listening is the heroic act. Until through that act of being and staying with it, something new arises. Something new enters Life. Buddhist call it “effective suffering”.

It is the same space that opens up in true connection with others.As we go to a deeper field in ourselves, we recognize the same Thouness of the other instead of looking through the distorted lens of the ego. It is in this field, just like Mary and Elizabeth that another field opens. Martin Buber calls this “the inbetween” or “dazwischen”. A friend of mine calles it “Elohim”. Growth happens, transformation happens, only in true meeting with each other. Among other things to me this means: “ I see you for your Truth, see me in my Truth so we can witness each other, grow and find Truth in each other.

So there is an active way of distancing which we can call active stillness. This stillness is different than keeping quiet because you are dissecting, analyzing or because you are fearing it. It is listening within, to that field in you, while you are in the moment, even when among others.

Because in the haste of life, we easily forget to be in the moment. In that haste of life we might forget to kiss each other’s soul or worse even: to kiss our own soul.

So, as the saying goes: “we abandon our souls a hundred times, no, a thousand times a day. The problem occurs when we don`t return to our center. It has the risk of “becoming” or identifying with an experience.

Therefore, we need to let go of exactly that one thing we want to hold on to desperately. It is only then that we will be able to place what is happening in a larger context, we can relate and understand it in a larger scale of time, while we endure the pain, and stay with it.

“Ruhumu öpmeyi unuttun” Tracey Emin, 2007 London

“Noli me tangere”. This is what Jesus said to Mary Magdalene (John 20:17), when he appeared after his ascension. In Latin this means “Don`t touch me”. But what he meant is “cease holding on to me” or “stop clinging to me”. This phrase has been inspiration to many a painter. We can see the desperation and pain of Mary so clearly. And yet: “Let me go” says Jesus.

One might think, how is this related to hope? When I started to write, I searched for the meaning of hope in the Oxford Dictionary. The definition is:

1- To want something to happen or to be true, and usually have a good reason to think that it might.

2- Trust

The word hope is related to time, as it is something that is not there (yet) but has a good possibility of happening and secondly, but more important to me, the word is related to trust.

This state of trusting, having faith is something that is not attained very easily as even each and every one of the prophets had to go through a process of finding a deeper space within, to endure what is, to let go of what is experienced and to put their trust in Life. They all had to go through the active stillness and suffering, they stayed with what was, while trusting in the teachings of Life.

Rumi says it beautifully:

Whenever sorrow comes again,

Meet it with smiles and laughter,

Saying: “O, my Creator, save me from its harm:

And do not deprive me of its good.

Lord, remind me to be thankful,

Let me feel no regret if its benefit passes away.

And if the pearl is not in sorrow`s hand,

Let it go and still be pleased.

Increase your sweet practice.

Your practice will benefit you another time;

Someday your need will be suddenly fulfilled.

(Mathnawi V 3644 – 3701)

So, there is hope. The hope that each experience in Life will bring us closer to our own center, as long as we turn ourselves to the Kaaba.

At the center of a mosque usually there is a mihrab, to direct towards the direction of the Kaaba. It is also called the Makam (Station) of Mary, since she is the archetype of the devoted human heart. The Quran tells of Mary and of her being in solitude in the mihrab that she was visited by the Angel Gabriel and given the revelation that she would bear and give birth to Jesus. When we turn towards the inner mihrab it is Mary who is the inner Imam, that leads the way to the birth channel from which Jesus, the Messiah, comes into the world.

May we always turn back to the inner Kaaba and may Mary be our Imam.

“Allah will perfect His light.”

 


Kaynakça / Sources:

Edib Harabî Divanı

İncil / Bible

Kabir Helminski

Kur’an-ı Kerîm

Martin Buber

Mahmoud Moustafa

Metin Bobaroğlu

Mevlana Celaleddin-i Rûmi

Nesimî

Wibe Veenbaas