Aynadaki Peçe

Sayı 83 – Kasım – Aralık 2018

Örtünme bir baskı aracı mıdır yoksa bir çeşit savunma mıdır? Bu soruya cevap ararken kitabı çok farklı açılardan ele alarak araştırmasını tamamlamış olan Ann Chamberlin, bugüne kadar alışageldiğimiz cevapların dışına çıkarak okuyucuyu şaşırtıyor.

“Safiye Sultan” üçlemesiyle Türkiye’de en çok satanlar listesinde uzunca bir zaman yer alan Ann Chamberlin,  “Aynadaki Peçe” adlı bu araştırma kitabı ile tekrar dikkatleri üzerine çekiyor. Eser 240 sayfa olup yirmi alt başlık altında ele alınmıştır. Antropolojik, arkeolojik, tarihi ve sosyolojik araştırmalar çerçevesinde hazırlanan bu kitabın sonunda verilen kaynak listesinden de kolayca anlaşılabileceği gibi, çoğu arkeologlar ve eskiçağ tarihçileri tarafından yazılan birçok kitap ve makaleden yararlanılarak yazılmış bir eser. Kaynakçanın kırk sayfayı teşkil etmesi araştırma kitabı olması sebebiyle dikkat çekicidir. Ortadoğu’da örtünmenin kısa tarihi sosyolojik, psikolojik, ekonomik ve felsefi açıdan ele alınarak yazılmıştır. Bu eser sade bir dille yazılmış olmakla birlikte, konuların işlenişi ve düzeni açısından çok başarılı değil. Kadının örtünme hikâyesi, bir araştırma çerçevesinde aktarılırken, zaman zaman konunun dışına çıkılarak okuyucunun dikkatinin dağılmasına sebep oluyor.

 

Yazar 1975’ten bu yana, eser için ciddi bir çalışma içinde olduğunu söyler. Bu eserin oluşmasında yazarın hayattaki duruşunun rolü de etkili görünüyor. Zira söyleşilerinde sık sık üzerinde durduğu ve vurgu yaptığı konular ‘Doğu ve Batı kadınını karşılaştırması’ üzerinedir. Yazar “Safiye Sultan” adlı üçlemesinin söyleşisinde şöyle der:

 

“Öncelikle şunu söylemek istiyorum, Ortadoğu kadını, Amerikalı kadından çok daha ‘özgürleşmiş’ görünüyor bana. Haremde ve Doğu tipi aile müessesinde kadın, kendine güvenini ve saygısını kazanmış. Her ne kadar Doğu kadınının güçsüz olduğunu düşünen Batı uygarlığı içinde eğitim görmüş olsam da, bunun doğru olmadığını hissettim ve göstermeye karar verdim. Osmanlı İmparatorluğu’nu seçmemin nedeni ise, bu ortamın ve haremin, kadını köleleştirdiğinin düşünülmesiydi.”

 

Aynadaki Peçe örtünme üzerine bugüne kadar yazılmış kitaplardan çok farklı ve çok da karşılaşmadığımız, geniş açıyla düşünen bir araştırma kitabı. İlk bakışta kitabın isminden ve kapak resminden algılananın ötesinde bir içerikle karşılaşmak, şaşırtıyor. Bu kitap, aslında birçok bilimin temelinin Sümerler tarafından atıldığını, o dönemdeki çivi yazılı tabletlerin çevirilerinde bu kanıtları görmenin mümkün olduğunu tüm detaylarıyla anlatıyor. M.Ö. 4. Binyılda (M.Ö. 4000-3000 yılları arası) Sümerler yazıyı keşfetti. Sümerler, yazının keşfi ile Güney Mezopotamya’yı, din, edebiyat ve bilimin beşiği haline getirmiş oldular. Günümüzde, özellikle Ortadoğulu kadınların büyük bir çoğunluğunun kullandığı başörtüsünün de, kitaptaki verilere bakıldığında aynı yazıda olduğu gibi, ilk olarak Ortadoğu coğrafyasında kullanıldığı görülüyor. Örtünmenin daha öncesine gidildiğinde, elimizde var olan arkeolojik materyallerin nispetinde yorum yapmak mümkün olabiliyor.

Örtünme” ve Seklüzyon (inziva):

Ann Chamberlin, Ortadoğu’da kadının örtünme ve seklüzyonun tarih öncesinden günümüze kadar geçirdiği evreleri, tarihin ve kanıt niteliğindeki bazı materyallerin ışığı altında nesnellik çerçevesinde inceliyor ve okurlarına sunuyor. Mezopotamya’da, kentleşme neticesinde kadının sömürüye açık hale geldiğini ve kadın kendisini korumak adına “örtünme ve seklüzyon” kültürünü oluşturduğunu söyleyen yazar bu konu hakkında şöyle yazıyor:

 

“Şehir pek çok neden yaratmıştır seklüzyonun var olması için. Gürültü, pislik, kalabalık, güven uyandırmayan yabancılar, özel hayatın kayboluşu bunlardan sadece birkaçıydı. Günümüzde de modern Ortadoğu kadını için aynı nedenler özellikle de son ikisi hâlâ geçerli.”

 

Kitabın dikkatleri en önemli bilgisi, Ortadoğu dünyasında örtünme geleneğinin İslam dininin koyduğu bir kural ile yerleşmediği. Yazar, bu geleneğin ortaya çıkışını farklı bir bakış açısı ile değerlendiriyor. “Seklüzyon” kavramı, kapitalizmin ilk dönemlerinde kentli olma kültürünün etkisiyle, özellikle kadın ve çocukların hayatlarını ve ruhlarını istismar etmesine karşılık bir tepki olarak başladı. Sonuç olarak kadın kendini korumak için seklüzyona sığındı.

 

Yazar, tarihi geçmişten bu yana örtünen kadınları yargılamaktan çok algılamaya çalışır. Örtülü yaşam biçiminde kadınların hayatını arkeolojik ve tarihi süzgeçten geçirerek anlatırken, seklüzyondaki kadınların üç temel kural çerçevesinde hareket ettiklerini tespit eder. Yazara göre bu kuralların sıralaması şöyledir:

 

1-Erkekleri birbirine karşı kullanmak

2-Diğer kadınlarla birlik olup destek almak

3-Kocalarla mümkün olduğunca az ilişki kurmak (Chamberlin, A. 2009)

Ann Chamberlin, bir çeşit araştırma olan “Aynadaki Peçe” adlı kitabında, klişeleri yerle bir ediyor. Ortadoğu’da örtünmenin kısa tarihine derin bir araştırma yapan yazar, kadının örtünmesine dinler ötesi bir bakış açısı getiriyor. Yazar modern Batı’nın sorgulanamaz, tartışılmaz laik-akılcılık idealini rehber etmeyip, onun yerine daha esnek ve nesnel bir alan sunuyor. Bu alanda okuyucu farklı olmanın dayatılan anlamları dışında da özgürlük, namus, tercih vs. gibi ifadelerinin olduğunu görebiliyor. Örtünmenin, tarihin belli dönemlerinde, istismara karşı korunma amaçlı bir başkaldırı olduğuna işaret ediyor. Örtünün, bazı dönemlerde tersine el değiştirdiğini görmek mümkün. Mesela eserde Mezopotamya’da yaşayan zengin ve özgür kadınların örtündüğünü, köle ve fahişelerin ise örtünmelerinin yasak olduğunu da öğreniyoruz. Hatta kurallara uymayanlara ağır ceza veriliyor. Yazar her türlü örtünmeyi tarihsel süzgeçten geçirerek gözler önüne seriyor.

 

Eserinde “Peçe tahammül edilemez bir giyim unsuru mudur?” diye soran Chamberlin, bunu kullanan kadınlar için böyle bir tarifin söz konusu olmadığını ve “harem” adı altında bir esaret gibi gösterilenin aksine, o ortamın kadınların iktidarlarını ilan ettikleri bir alan olduğunu söyler. Çünkü orada kadınların sınıf farkları olmaksızın birbirleriyle ilişki kurup iletişim sağlayabildiklerini söyler ve o dönemde yaşayan Batılı ve Doğulu kadınlar arasında yaşanmış çarpıcı bir örnekle devam eder:

 

“18. yy.’da diplomat kocasıyla birlikte Türkiye’ye gelen Lady Montagu hamama gider ve korsesini çıkarır, hayatlarında böyle bir şey görmemiş olan kadınlar ona, ‘size onca özgürlük verildiğini söyleyenlerin sizi içine soktukları bu daracık çuval da neyin nesi…’ derler. Bugün kendimizi erkek toplumuna beğendirmek için giydiğimiz yüksek topuklu ayakkabılar, rahatsız kıyafetler de biraz böyle değil mi?” (Chamberlin, A. 2009)

 

Her tür giyinme tarzının, kişinin kendi hayatındaki duruşu ve özel alanı olduğuna işaret ediyor. Kapitalist düzenin kurguladığı moda kavramının günümüzde manipüle edilerek özgürlükle eşdeğer tutulduğunu ve bunun çelişkilerini anlatıyor.

 

Yazar, kültürün bizi insanlaştıran şeyin ta kendisi olduğunu ve bize dünyanın çok farklı yerlerinde, yaşama gücü verdiğini, ancak günümüzde kültürün, silah haline geldiğinin altını çiziyor.

 

Kadının sadece Doğu toplumlarında değil, Batı toplumlarında da aynı ezilmişliği yaşadığını vurguluyor. Batı ve Doğu kültürü arasındaki en önemli farkın ‘onur’ kavramı olduğunu vurgulayan yazar, Batı kültüründe onur sözcüğünün temelinin Vikinglerden geldiğini ve bunun “şefine hizmet eden onur sahibi olur” anlamıyla eşdeğer olduğunu söylüyor. Yaptığı araştırmalarda, Doğu kültüründe iddia edildiğinin aksine hem kadın hem de erkek onuru diye iki kavramın olduğunu ve kadınların onurunun, kendi onurları olduğunu düşünen Doğulu erkeğin bu sebepten onu koruması altına aldığını söylüyor. Chamberlin daha da ileri giderek “Batıda para kimdeyse onur da ondadır” diyerek kapitalist düzende  “para” ve “insan” ilişkisinin geldiği noktaya dikkatleri çekiyor. Ve ısrarla Batıdaki kadınların daha fazla sömürüldüğünü iddia ediyor. Yazar kadının örtünme tarihini sorgularken, günümüzde Batı toplumları ile kıyas ederek eleştirilerde bulunuyor. Batılı kadına “uygar” sıfatı yakıştıran Batı dünyasının, Ortadoğu’daki kadınlara oranla daha çok istismara uğradığını söylüyor. İddia ettiği bu görüşlerine, Batıdaki kentlerin yaşam alanlarının her yerinde görülen yarı çıplak kadın fotoğraflarını ve bunun yanı sıra çocuklarını tek başına büyütmek zorunda kalan birçok kadının olmasını örnek gösteriyor.

 

Ann Chamberlin kitabını kısaca şöyle özetliyor: “Okuyucular binlerce yıllık bir geleneği olan örtünmeyi kötüleyen, üstüne çarpı çizen pek çok kitap bulabilir, benim niyetim bu değil” diyerek sözlerini şöyle tamamlar:

 

“Amerika’da sosyal anlamda tepelere tırmanabilmiş kadınların büyük bir kısmı ataerkil değerlerin en tutucu taraftarlarıdırlar. Oysa erkek dünyasında eşit haklara sahip olmak asla,’tamamen farklı bir gerçeklik, tamamen farklı bir dil ve güç ve otoriteye karşı tamamen farklı bir duruşun’ (Adler,1986) yerini tutamaz. Böyle bir kurtuluş kadınların kendilerini toplumdan ve erkeklerden ayırıp diğer kadınlarla izole bir hayat yaşamalarıyla olabilir. Bence işte bu tam da Ortadoğu’da kadınların tercih ettiği yaşam biçimidir. Bugün Amerikalı kadınlar ve onların çocukları çoklukla sistem tarafından istismara uğruyor, oysa Ortadoğu’da kadınlar buna binlerce yıl önce örtünüp, çerçevelerini onur surlarıyla kuşatıp ‘hayır’ dediler, ‘bugüne kadar istismar ettiniz, ama bundan sonra asla…’”(Chamberlin, A. 2009)

 

“Aynadaki Peçe – Ortadoğu’da Örtünmenin Kısa Tarihi” adlı eser, insanlık tarihi boyunca, farklı zaman ve zeminlerde, birbirine zıt anlamlar yüklenen ‘örtünme’ kavramını tarihi seyri içinde anlatan bir araştırma kitabıdır.