Ayın Konuğu: Oğuz Atabek

6 Kasım 2016

20 yılı aşkın bir süredir bir sigorta acentesi olarak hizmet vermenin yanı sıra, Anadolu Aydınlanma Vakfı da dâhil olmak üzere farklı sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarına yıllardır aktif olarak katıldığınızı biliyoruz. Kurumunuzun internet sitesindeki bir yazınızda, ‘sigortacılık sektörünün en temel kavramının güven olduğunu’ ifade ediyorsunuz. Bunca yıldır hizmet verdiğiniz bu mesleği seçmenizdeki temel nedeni bu cümle üzerinden okuyabilir miyiz, buraya kadarki yolculuğunuzu bize nasıl anlatmak istersiniz?

Sigorta acenteliğini seçmemde çok farklı nedenler olsa da, yaklaşık 27 yıldır bu işi sürdürmemdeki temel etken, onu, yaşamımla uyumlu kılabilmem olmuştur. Sigorta acentesi olarak, gelecekteki bir olasılık için verilen bir sözü satıyoruz. Güven duyuluyorsa alınıyor. Güven, sevgi için çok değerli bir zemin yaratıyor. İşin soğuk yüzünün, kişisel çıkar ve kaygıların ötesine geçilebildiğinde, yani sevgi ve yakınlık duygusunu bulduğumda işimi çok seviyorum. Toplumsal ilişkilerin zenginliği ve dayanışmanın varlığı, işime birçok insanî duygu ve davranışın olanağını sunuyor. Daha önce denediğim kimi işlerde böylesi olanakları bulmayı becerememiştim. Bu yüzden onlardan vazgeçtim.

Anadolu Aydınlanma Vakfı çalışmalarına ne zamandır katılıyorsunuz; aktif bir üyesi olarak, vakfın amacı ve çalışmaları sizin için ne ifade ediyor?

AAV’nin çalışmalarına 12 yıl önce sanıyorum tam da bugünlerde katılmaya başlamıştım. Çalışmaların sımsıcak kucaklayıcılığı beni bir anda sarmaladı ve artık buradayım. Aydınlanmanın farklı düzlemleri ve onların bütünselliği bana coşku veriyor. Bilgiyle zihnî aydınlanma, anlayışla aklî aydınlanma, tanıklık ve hayranlıkla gönülde aydınlanma bir bütün olarak ve gürül gürül akıyor. En etkili olanı da, aydınlanmanın haberleri yerine ta kendisini, canlı tanıklıkla deneyimlemeye başlamaktır.

Bilge sözü şöyle diyor: “Bilmek yapabilmektir, anlamak olmak…” Yine bir bilge sözünü buna eklemek isterim: “Sevmek kendinden geçmektir.” İşte Anadolu Aydınlanma Vakfı benim için böyle bir heyecan.

Yine internet sitenizdeki bir yazınızda, ‘sigortacılığın aslında, şefkat ve dayanışmanın toplumsal düzeyde kurulması olduğunu’ ifade ediyorsunuz. AAV’nin bu seneki çalışma konusu olan mitler ve mitoloji ile mesleğiniz ve mesleğinizin temel kavramları arasındaki ilişkiyi nasıl okuyorsunuz?

Bireysel davranışların toplumsal düzeye taşınması, bambaşka yönelimler sayesinde olabiliyor. Belki duygusu, hatta niyeti eksik olsa da, gerçekleştirilen iş, sonuçlanışına göre nitelenebiliyor. Kimsenin yaptırdığı sigorta, başkasına da yararlı olma, dayanışma düşüncesiyle yapılmıyor. Aynı şekilde sigorta şirketleri de sosyal amaçlarla kurulmuş şirketler değil. Kişi kendi tehlikeleri için önlem alırken, şirketler bu önlem bedellerini biriktirerek para kazanırken, ‘mekri ilâhi’ denilen düzenleme işliyor ve hasarlı olanların yaraları sarılıyor. Sonuçta toplumsal dayanışma gerçekleşiyor. Bu, AAV faaliyetlerinde edindiğim bir bakış açısıdır. Umarım bu senenin konusu olan mitler de yeni bakış açıları kazandırır. Ama bu kazanç sadece mesleki değil, hayatımın bütününde olmalıdır diye düşünüyorum.

Sivil toplum kuruluşlarındaki çalışmalarınızla sonlandırmak istiyorum röportajımızı. Hangi yönetim biçimi adı altında olursa olsun, neredeyse tüm dünya halklarının, gerek siyasi, gerek sosyopolitik kurumlara ve söz konusu kurumların aldığı kararlara güven duyma konusunda ciddi sorunlar yaşadığı günümüzde, sivil toplum kuruluşlarına düşen rol ve sorumluluk sizce nedir?

İnsan kendini, etkinliğiyle ve başkalarına bakarak görüyor ve tanıyor. Bir şeyin üretilmesini ya da değiştirilmesini sağlamak, onun sorumluluğunu yüklenmek, özgürleştiriyor. Bunun için Sivil Toplum Kuruluşlarında bir araya gelmek, hem özgürleşmeye güç sağlarken, hem de kendini bilmenin olanaklarını sunuyor. Bu örgütlerin kimilerinin engellenmeleri, değersizleştirilmeleri yüzünden, kimilerinin psişik ve anlayışsızlık batağındaki yöneticileri yüzünden çıkmaza girdikleri doğrudur. Ama örgütlenmenin değeri ve önemi düşmez. STK’ların en önemli özelliği gönüllülüktür. Gönüllülük, hele içtenlikli bir gayretle buluştuğunda, ortaya, dönüştürme yeteneği olan çok değerli ve etkin bir güç çıkar.

İsmail Emre’nin böylesi bir aradalıklar için çok çarpıcı bir metaforu var: Paslı çivileri bir tambura doldurur, hızla çevirirlermiş. Birbirine sürtünen çiviler temizlenir ve parlarmış.

Bu anlayışla sivil örgütlenmelerin özgürleşme ve aydınlanma hizmetine destek olmak, paslarımızdan arınmak için yararlı olur, ülke ve insanlık için de yarar sağlar.