Avrupa Sınırlarında Küresel Zuhur Olarak “Mülteci”

23 Kasım 2016
Sınır - Yaz 2016

I. Modernite, varlığını ve yeniden üretimini indirgemeci ve duyarsız kontrol mekanizmaları kurabilmesine borçludur. Modernizmin “bilimsel” düzenleme alanlarına bakıldığında; düşünme biçimlerinden siyasal organizasyonlara kadar her yerde baskın biçimde göreceğimiz şey duyarsız sınır ve başlangıç koşullarına bağlı mekanikçi sınır kavramıdır. Başka bir ifadeyle sınırları çizmek, sınırların geçirgenliğini düşürüp sınır içinde homojenliği, toplanabilirliği sağlamak ve normalleştirmeyi gerçekleştirmek modern paradigma için okunaklılığı sağlamış ve kolay uygulanabilir yönetim araçlarını oluşturmuştur.

Bugün kaos teorisi ve karmaşıklık bilimi çalışmaları ile birlikte kozmos-kaos düalitesi üzerinden kurulan pejoratif ayrımın içi boşaltılmış ve modern düşüncenin kesinlik, evrensellik iddiaları çürütülmüştür. Doğrusal Olmayan Bilim dünyasındaki bu gelişmelerin sosyo-kültürel alana yansıması ise bugün yaşanan mülteci akınları üzerinden de okunabilir.

Mülteci kelimesinin sınır üstüne kurulu anlamı, modern dünya kurgusunun aidiyet ilişkisini içermektedir. Savaş sebebiyle ülkesini terk edenlerin yanında Avrupa’ya göç edecek ancak mülteci statüsünden yararlanmak isteyenlerin sınırları aşması, kontrol mekanizmalarını zora sokmaktadır. Özellikle küresel bir etki alanına sahip olan bugünkü mülteci hareketliliği, Avrupa devletlerinin öngöremediği bir sınır aşımını meydana getirmiştir. Bu bağlamda sınır ile ilgili tutumların değişimini iki maddede özetleyebiliriz:

a) Bu hareketlilik sebebiyle modernleşme sürecini tamamlamış ülkelerde nüfus istikrarının bozulması güncel bir endişe hâline gelmiştir. Dünya haritası sınırları ulus-devlet tebaaları gözetilerek oluşturulmuştu. Fakat yaşanan, özellikle mülteci difüzyonu ile birlikte mutlak denge ideali bugün altüst olmuş durumdadır. Topraklarındaki bu heterojen karışımla ne yapacağını bilemeyen birçok Avrupa devleti, mülteci sorununu kriz olarak ele almakta ve bu “krizi” aşmak için sınırlarını kapatma eğilimindedirler[1]. Burada silikleşen ulusal sınırların yerine daha da kalın çizilen bölge sınırları öne çıkmaktadır. Bu politikanın uygulaması olarak mülteci nüfusun Avrupa’ya girmemesi için sınırlarda (Balkan Ülkelerinde) tampon bölgeler ve kamplar[2] oluşturulmaya başlandı. Sınırları çizmek artık Batının kontrolündeki ulus-devlet stratejileri tekelinde değildir çünkü artık simülasyon evreninde gerçekliği modernite olmayan otonom pratikler de söz sahibidir.

 

Simülasyon Evreninde gerçeği Kaotik Farkındalık olan KARA DELİK

b) Modernitenin bir diğer krizi de hukuk alanında. Bütün tampon bölge oluşturma, sınırları kapatma eğilimi mültecilere kendi topraklarında sığınma hakkı tanımak istememesinden kaynaklanıyor. Modernitenin evrensel meşruluğunu dayandırdığı hukuk sistemi, şimdi kendi hareket alanını kısıtlamaktadır. Söz konusu Avrupa devletleri mültecileri “katletme” gibi çeşitli yöntemlere de başvursa uzun erimde önüne geçemediği ve geçemeyeceği etkilere maruz kalacağını bilmektedir[3]. Yukarıdan aşağı kolonizasyon pratiği olan küreselleşme, sermaye için –tarihî bir söylemle- “Bırakınız geçsinler” idi, bugün aşağıdan işleyen mülteci hareketi ile kurgu tersine çevrilmiştir. 21. yüzyılın, dünya siyasal kültüründe yaşanan tarihî bir kırılma olduğunu hatırlatıp değişen şeyler arasına ulusal sınırların, ulusal kimliklerin, modern hukuk ve modern demokrasi tahayyüllerinin çalışmadığını da ekleyelim.

Bodrum Otobüs Garında Bangladeşliler: Kendiliğinden örgütlenme ve dayanışma pratiği

II. Diğer taraftan Jean Baudrillard’a göre [4], insanlığı yeniden şekillendirecek gözlediğimiz kozmosun yerine geçen simülasyon evreninde yaşıyoruz. Baudrillard simülasyon teorisinden hareketle, Fransız Aydınlanması sonrası Batı uygarlığının (evrensel ilkeleri, gelişme ve ilerleme paradigmaları) bugün varılan sonuçları itibariyle iflas ettiğini ve kendisiyle birlikte tüm insanlığı da peşinden belirsiz bir sona doğru sürüklediğini iddia eder. Bugün Batı’nın dünyanın kaderini olumlu yönde değiştirebilme güç ve yeteneğini kaybettiğini, tam tersi, yaşadığı bolluk ve sefahat âleminde trans hâlinde yumuşak bir ölümü çoktandır kabullendiklerini söyler. Son yıllarda mülteci hareketlerinde Avrupa’nın düştüğü aciz durum, Baudrillard’ın teorisinin modernleşme sürecini tamamlamış Avrupa hakkında doğru tespitlerini kanıtlamaktadır. Bu oryantalist postmodern okumanın eksikliğini özellikle Ortadoğu ve Afrika topluluklarında geçerli olan Kaotik Farkındalık Simülasyon Teorisi [5] tamamlar. Bu teoriye göre facebook, twitter gibi internet ağlarından ve sosyal medya bilgi edinmelerinden oluşan, simülasyon evreninde gerçeği kendi topluluklarının karmaşıklıklarında yaşayan, kaotik farkındalık olan düzensiz duyarlı mülteci davranışları üretmektedir. Bu simülasyonlar kelebek etkisi gibi modern dünyanın öngörüsü/tanımı dışına çıkan küresel zuhur olarak tanımladığımız yeni bir mülteci profili ortaya çıkarmıştır.

III. Simülasyon evreninde yer edinen sosyal bir olayın ya da hareketin hemen hemen tüm dünya üzerinde takipçileri oluşabilmektedir. Doğrudan ve hızlı biçimde haber almanın yanı sıra ilgili görsellere hatta videolara erişmek bile an meselesidir. Kaotik Farkındalık Simülasyon Teorisi’ne göre küresel zuhur olarak tanımlanan söz konusu mülteci hareketi, sahip olduğu etkiyi simülasyon evreninde edindiği yer ile sağlamış ve artırmıştır. Zuhur eden küresel göç akışında Ortadoğu’dan gelen göçmenlerin yanı sıra Asya ve Afrika ülkelerinden insanlar da çeşitli yollarla Avrupa ülkelerine gitmenin yollarını keşfetmiştir. Bu keşfin bilgisi ise simülasyon evrenindeki paylaşımlar, bundan etkilenen mülteci adayları ve onların pratikleriyle mümkün kılınmıştır.

Bir Postmodern Mülteci: Türkmen Meryem

Bugün sosyal alanda yaşanan kültürel değişimi kavramak için karmaşıklık paradigmasının kullanışlı olduğunu düşünmekteyiz. Sosyal hareketlerin organizasyon formundaki değişim göz ardı edilmemeli ve daha fazla önemsenmelidir. Küresel Mültecilerin birbiriyle kurduğu iletişim ve dayanışma ağının işleme formu, kendinden örgütlenme pratiği olarak ele alınabilir. Çünkü mültecilerin hayatta kalma pratiği ve deneyim bilgisi, ürettikleri ortak amaç etrafında dolaşmaktadır. Söz konusu pratikler ve deneyim bilgisi, modern kültürün gerçeklik ilkesini içeren “sınır” ve ilişkili uygulamalarını (hukuk, milli kimlik, mülteci tanımı, pasaport vb.) ortadan kaldırabilecek güce ve meşruluğa sahip olduğu için Kaotik Farkındalık Simülasyon Teorisi’nin ilgilendiği simülasyon evreninde bir anarşi (yeni anarşi[6]) örneği olarak okunabilir.  Bu yazı böyle bir okumanın izleklerini göstererek mültecilerle dayanışmanın önemine ve uzun erimde yaşamlarımıza etkisinin daha iyi kavranabileceğine işaret edip yeryüzünün sınırlara sahip olmadığını hatırlatmaktadır.

 

 

 


[4] Baudrillard, J. (1994).Simulacra and Simulation. New York and London: University of Michigan Press. (Not: Birçok yayın evi tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir.)

[5] Akdeniz, K. G. (2010). “Disorder in Complex Human System”. In:HFritzschand K KPhua (Eds.), Proceedings of the Conference in Honour of MurrayGell-Mann’s 80th Birthday Quantum Mechanics, ElementaryParticles, Quantum CosmologyandComplexity: SingaporeWorldScientific, 630-637; www. akdeniz.com

[6] Akdeniz, K. G. (2013).“Chaotic Awareness in Gezipark”. In: Ş.E. Şefika andB.Santo (Eds.), Chaos, ComplexityandLeadership.Switzerland: Springer, 183-187.