Turgut Özgüney

10 Ocak 2020

İnsan Hakları

1789’da yayımlanan insan hakları bildirisinin 1. maddesi, özgürlük (hürriyet) ilkesini şu özdeyişle dile getiriyordu: “İnsan özgür doğar, özgür yaşar.” Doğru muydu? Doğru olsaydı, bu ilkeyi ortaya atabilmek için yapılan Fransız İhtilali’nin hiçbir anlamı kalmazdı. İnsanlar özgür doğmuyorlar. Özgür yaşamıyorlar ama özgür olmak istiyorlar. Yüzyıllardan beri de bunun için savaşıyorlar. Doğrusu şuydu: “İnsan özgür doğmalı, özgür yaşamalıdır. Niçin?” diye sorulabilir. Tarih bu soruyu gerekli kılan örneklerle doludur. 1922 yılında faşizmin sözcüsü Mussolini şöyle demektedir: “Bizden özgürlük değil, ekmek istiyorlar, ekmek!” Bu sözde ekmek, özgürlüğün karşısına bir karşıt güç olarak çıkarılmıştır. İtalyan grevcilerin istedikleri ekmekti doğal olarak. Ama özgürlüğü vererek karşılığında alınacak ekmek mi, yoksa ancak özgürlükle elde edilebilecek ekmek mi? Önemli olan buydu. Ve Mussolini’yi çökerten yanılma da bu olmuştur. İnsan Hakları Bildirgesi özgürlüğü şöyle anlatmaktadır: “Başkalarına zarar vermeden istediğini yapabilmek…” Bu tanımda özgürlük bir hayli kısıtlıdır ve yeni soruları çağrıştırmaktadır: “Başkaları kimdir? Başkalarına zarar vermek ne demektir? İnsan kendisinden başka […]
9 Aralık 2019

Pythagoras

Hayatı Pythagoras’ın tüccar babası Mnesarchus iş nedeniyle Delf şehrindeyken karısı Parthenis’le birlikte kaderin (kader tanrıçalarının) Suriye’ye dönüş yolculuğunda yanında olup olmadığını öğrenmek için Delf kâhinine danışmaya karar verir. Yerdeki geniş bir yarığın üzerine kurulmuş üç ayaklı altın tahtında oturan Pythi (Apollon’un kadın peygamberi) sordukları soruya cevap vermek yerine Mnesarchus’a karısının hamile olduğunu, bir erkek çocuk doğuracağını, güzellikte ve bilgelikte bütün insanlara örnek olacak çocuğun hayatı boyunca insanlığa büyük katkılarda bulunacağını söyler. Mnesarchus kehanetten öyle etkilenir ki karısının adını Python onuruna Pythasis olarak değiştirir. Gerçekten de karısı Fenike’nin Sidon şehrinde kâhinin söylediği gibi bir oğul dünyaya getirir. Mnesarchus ile Pythasis, oğullarının kaderinin kâhin tarafından belirlendiğine inanarak ona Pythagoras adını verirler. Pythagoras’ın doğumu ile ilgili birçok efsane vardır. Bazıları onun ölümlü olmadığı söyler. O dünyaya gelerek insanlığa bilgi vermek için bedenlenen bir Tanrı’dır. Pythagoras antik zamanların kutsal bir doğumla geldiğine inanılan birçok bilgesinden biridir. Godfrey Higgins şunları söyler: “İsa’nın hayatıyla Pythagoras’ın hayatı […]
15 Mart 2019

Ütopya (Phantasia-Oneiros)

Ütopya, ideal bir toplum tasarımıdır. Gerçekleştirilmesi olanaksız bir tasarım ve düşsel düşüncedir. Ütopya kelime anlamıyla içinde tasarımı, ideal toplum hayalini, siyasal ve toplum düzeni kurgulamayı barındırır. Bu pathoslara (arzu-istek) bağlı olarak gerçekleştirilmesi istenen arzunun bir hayali, düşüdür. İlk ütopyacılar olmasıydı, yerleşik düzen hayali kurulmasaydı insanlar hâlâ mağaralarda yaşıyor olacaklardı. İnsanlar neden ütopik düşünceye sahiptirler? Ütopyalar, yani Phantasia’lar daima iyi niyet üzerine kurgulanmışlardır. Ütopya, yeni bir dünya yaratma isteği, var olan toplumsal kanunları tümüyle mahkûm etme arzusu, yeni bir toplumsal düzen kurma arzusu ve yetkin bir düzenin kurulacağı beklentisidir. Bu görüşe bir örnek vermek gerekirse; Sokrates Atina’da meclis başkanıyken yöneticileri ve yasaları eleştirerek kendisini Atina’nın en iyi “siyaset sanatı”nı bilen kişi olarak ilan ediyordu. Sokrates’in zihninde yeni bir dünya yaratma düşüncesi dans ediyordu. Dolayısıyla ütopyayı ortaya koyan itki “dünyada cenneti gerçekleştirme hayali” idi. Hegel, “Mantık Bilimi” adlı eserinde Sokrates’in tavrını şöyle yorumlamıştı: “Sokrates, düşüncesiyle Atina yönetimini ya yıkmıştır ya da yıkmaya […]
11 Şubat 2018

Antik Umut

  Tüm antik çağların bilgeliğine göre insan ruhu gökyüzünden gelerek bedene bürünmüştür. Fakat geldiği bu yer (dünya) öyle pek güzel bir yer değildir. Burada bir Kaos (düzensizlik) hüküm sürmektedir. Ruh, zorunlu olarak bir beden içine gönderilmiş ve “Katalemna” olarak adlandırılan bir mağarada yani bedende tutsak edilmiştir. Bu tutsaklık esnasında maddeyi deneyimlemiş, maddi dünyanın acımasızlığı altında ezilmiş, çok ıstırap çekmiş ve hayal kırıklığına uğramıştır. Şimdi ise bu tutsaklıktan kurtulması gerekmektedir. Kurtuluş için bir umut ışığı aramaktadır (Pythagoras ve Platon’un anlatımı). Aslında bu umut ışığı, tüm çağlar boyunca ozan-şairler, müzisyenler, filozoflar ve bilgeler ve sanatçılar tarafından dile getirilmiştir. MÖ. 9. yüzyılda yazılmış Antik Yunan mitlerinden Pandora adlı mitte, kutu açılınca her şeyin etrafa saçılmasından sonra kalan son şeyin umut olduğu anlatılmaktadır. Musa tarafından Tekvîn’deki düşüş (Kathados) öyküsünde bu umut ışığının nasıl ortaya çıkacağı, bir alegori ile anlatılmıştır. Edouard Schure’nin yorumuna göre; Tekvin’de psişe (insan ruhu) “Ayşa” diye adlandırılır. Bu, Havva’nın başka bir […]
3 Ağustos 2017

Ahlâk Öğretileri

AHLÂK ÖĞRETİLERİ (MUTLULUK AHLÂKI – EUDAİMONİSM) Bir insanın ahlâki görüşü, düşünüşü “iyi” anlayışı içinde bulunduğu çevre, toplum ve kültür dünyası ile ilgilidir. En ilkel toplumun bile kendine göre bir ahlâk anlayışı var. Ahlâk her alanda hayatımızın içinde, davranışlarımızın pek çoğu ahlâkla ilgili eylemlerdir. Ahlâkın içeriği çeşitli çağlarda , çeşitli uluslarda, çeşitli çevrelere göre değişiyor. – “Ahlâk ilkeleri “ göreceli değerlerdir. Her ahlâk görüşü kendi amacını en üstün görür. İnsanları kendi itaati altına almak ister. Hatta onları yok etmek ister. Bu bakımdan her ahlâk “Despot”tur. Ama yürürlükteki her ahlâk böyle olmak zorundadır, yoksa kendini ortadan kaldırmış olur. Örneğin: Sokrates kendi içinde bulunduğu toplumun ahlâki ilkelerine ve değerlerine karşı çıkmış ve gençliği uyarmıştı. Toplum kendisini gençliği baştan çıkarmakla suçlamış ve ölüme mahkum etmiştir. Biz bugün o topluma baktığımızda toplumun düşüncelerini mi yoksa Sokrates’in “düşünce” ve davranışlarını mı “iyi” ve “değerli” buluyoruz. İnsanın eylemlerini “ahlâk” bakımından “değerli” ya da “değersiz” kılan nedir? “İyi” […]
3 Ağustos 2017

Estetik Kavramı

Estetik kavramı Grekçe “aisthesis”den (algı, duyum) gelir ve ilk kez Alexander Gottlieb Baumgarten (ö: 26.05.1762) tarafından kullanılmıştır. Christian Wollf’un öğrencisi ve izleyicisi olan Baumgarten, ana yapıtına “Aesthetica” (1750) adını vermiştir. O bununla, bir “Doyum Bilgisi Bilimi” ortaya koymak istemişti. Bu bilim “Aşağı Bilgi Kuramı” (Gnoseologia Inferior) olarak Wolf’un sistemini (Mantık’ını) tamamlayacaktı. Kavramın bu, belirlenimine dayanarak Kant, estetiği, “Genel olarak duyarlık kurallarının bilimi” olarak gösterdi. Daha sonra Husserl’de kavramı bu anlamda kullandı. Baumgarten’le birlikte ve ondan bu yana yaygınlaşan bir başka belirlemeye göre estetik, özgür “Serbest (güzel) Sanatlar” ve “Güzel Üzerine Düşünme Sanatı” olarak da anlaşıldı. Bu belirlemeye göre estetik, artık bir “Sanat Felsefesi” oluyordu. Estetiğin böyle anlaşılması, klasik ve aynı zamanda en belirgin ifadesini Alman idealizminin dört sistemci yapıtında buldu: Kant’ın “Yargı Gücünün Eleştirisi”, Schelling’in “Sanat Felsefesi”, Hegel’in “Estetik Dersleri” ve Schopenhauer’ın “İstenç ve Tasarım Olarak Evren” adlı yapıtının üçüncü kitabı. Bu yapıtlara egemen olan bir kavrayışa göre “Sanat Felsefesi”, aynı zamanda “Güzelin Kuramı” ile bir aradaydı. […]
5 Şubat 2017

Kaygı

Kaygı sözcüğünü kısaca betimleyecek olursak; kötü bir sonuca varılacak diye duyulan, duyumsanan, üzüntü, endişe anlamına gelir. Aslında kaygı insan varoluşunun temelinde bulunur. Kaygının birçok çeşitleri vardır. Birkaç örnek verecek olursak; yaşam kaygısı, psikolojik kaygılar, geçim kaygısı ve sağlık sorunlarını sayabiliriz. Aslında tüm canlılar genel olarak ölüm kaygısı taşırlar ve bu kaygıların hepsi bedene aittir. İnsanlar genel olarak bedensel tutkularını (Pathe) tatmin etmek amacıyla yaşarlar ve bunları gerçekleştiremedikleri zaman endişe ve üzüntü duyarlar, hayal kırıklığına uğrarlar. Bu tür arzuları “gerçekleştireceğim” diye büyük sorunlar içine düşebilirler. Hatta bu onların hayatlarına bile mal olabilir. Genel olarak kaygıları; A- Tensel, B- Tinsel olarak ikiye ayırabiliriz. Yukarıda belirtildiği gibi tüm kaygıların, sıkıntıların, tedirginliklerin hepsi, bedene aittir. Sokrates’e göre filozoflar, Tin’i bedenle birlikte olmaktan kurtarmaya çalışırlar ve onlarda bedenin tiranlığından kurtulma kaygısı vardır. Zihin kendi içine kapandığında, seslerle, görülerle, acıyla, beğeniyle, rahatsız edilmediğinde, bedenle ilişkisini kesip gerçek varlığı özlediğinde beliren düşünce en iyi düşüncedir. O anda […]
25 Ocak 2017

Alın Yazısı

İnsanların en çok ilgisini çeken konulardan birisi, belki de en çok ilgi uyandıranı, alın yazısı, yani ‘kader’dir; çünkü bu onların doğaları gereği böyledir. İnanç sistemlerine göre alın yazısı kesin olarak vardır ve Tanrı tarafından yazılmıştır. Bazı insanlar bu görüşü sorgusuzca kabul eder, bazıları ise bu görüşü reddederler. Bazıları da bir insanın alın yazısının kendi eylemleriyle belirlendiğini iddia ederler. Kadim bilgelerden Pythagoras’a göre, Paligenesia (yeniden doğuş yasası), tâbi olan insanın alın yazısı bir önceki yaşamından getirdiği yetilerle belirlenir. Ona göre; • Her yaşam bir öncekinin ya ödülü ya da cezasıdır. • Canice geçirilmiş bir hayat, kefaret ödeme biçiminde bir hayata karşılık gelir. • Kusurlu bir hayat, sınavlarla dolu bir hayatı davet eder. • İyi bir hayata özel görev (mission) karşılık gelir. • Üstün bir hayat ise yaratıcı bir misyona karşılık gelir. M.Ö. 400’lerde Sokrates’in talebesi Kinik okulunun kurucusu Antisthenes şöyle bir ilkeyi savunuyordu: “İnsanı alın yazısının elinden kurtaracak olan şey, sadece […]
19 Kasım 2016

Evrensel Bilgeliğin Sembolü Süleyman

Süleyman ismi, sırası ile ve bir arada ışık, ihtişam ve hakikat anlamına gelen 3 heceye bölünebilir. Sol-om-on şu halde Moriah dağının yamacındaki taştan tapınak, Süleyman tapınağı “Sonsuz Işığın Evi”nin dünyasal sembolüdür. Gizem öğretilerine göre Süleyman’ın 3 tapınağı vardır. Tıpkı 3 usta, 3 tanık, 3 dönüşüm çadırı olduğu gibi… İlk tapınak evrenin büyük evidir, bunun ortasında güneş “Sol” altın tahtında oturur. Zodiak’ın 12 burcu kalfalar olarak ışıldayan efendilerinin etrafında toplanır. Bu kozmik tapınağı 3 ışık; yıldızsal, güneşsel ve aysal ışıklar aydınlatır. Hiçbir dünyevi imparatorluğun, ihtişamına asla ulaşamayacağı ilâhi kral “Süleyman” gezegenlerden, aylardan asteroitlerden oluşan maiyeti ile uzayın topraklarında gururla dolaşır. Hiran etkin fiziksel ışığı temsil ederken Solomon görünmez, ama kadiri mutlak ruhanî, aklî ışığı temsil eder. İkinci sembol tapınak büyük evrensel evin suretinde yapılmış olan insan bedeni, yani küçük evdir. “Bilmez misiniz?” diye sormuştu havari Pavlus; “Sizler Tanrı’nın tapınağısınız ve Tanrı’nın ruhu içinizde ikamet ediyor.” Üçüncü sembolik tapınak Soular’dır (ruhsal ev). […]