Nilgün Çevik Gürel

13 Temmuz 2020

Dokuz Yüz “900”

Novecento (Dokuz Yüz / 20. Yüzyıl), Maurizio Cattelan,1997, 200x7x270 cm. Malzeme: Mumyalanmış At, Deri Askılar, Koşum Takımları, İp Castello di Rivoli Çağdaş Sanat Müzesi, Torino – İtalya Her dönemin kendine özgü sanatçısı ve sanat eseri olduğu düşüncesini kabul edersek; günümüz sanatçılarının beslendikleri kaynaklar, kullandıkları malzemeler, kendi düşünceleri, duyguları, izleyicinin tepkileri gibi unsurlarla ortaya çıkan eserlerini değerlendirirken sadece biçimsel formlar, malzeme, teknik gibi alışılagelmiş estetik algıların değil, daha çok, üretilen fikirlerin, tepkisel yaklaşımların ön planda olduğunu görebiliriz. İtalya’nın Torino şehrinde bir Ortaçağ eseri olan ve restorasyonlardan sonra barok özellikler taşıyan “Castello di Rivoli” 1984 yılında İtalya’nın ilk çağdaş sanat müzesi olarak hizmete açılmıştır. Klasik sanatın izlerini taşıyan bu Ortaçağ kalesinin içine girildiğinde günümüzün ruhunu yansıtan ve ziyaretçilere hem geçmişi hem de şimdiyi yaşatan eserleri görebiliriz. Bu eserlerden en dikkat çekenlerinden biri olan Novecento isimli enstalasyon, ilk bakışta vicdanları fazlasıyla rahatsız eden bir görüntüye sahip olsa da verdiği etki bir o kadar […]
15 Mart 2019

Her İnsan Uçabilmeli

Uçmak insanın en büyük hayallerinden biri olmuştur ve ancak kendi deneyimi ile uçabilme becerisinin uçma duygusunu verebileceğine inanan Leonardo da Vinci, Hezarfen Ahmet Çelebi gibi tarihte birçok kişinin tutkusu haline gelmiştir. Rusya’da ise I. Dünya Savaşı sonrası, Ekim Devrimi’nin önemli karakterlerinden olan Vladimir Tatlin, uçabilmenin özgürlük olduğunu savunan efsanevi sanatçılardan biri olmuştu ve 1929 yılında bu düşüncesini gerçekleştirecek önemli bir projeye başladı. Kendi ismi ile yakın olan Rusça “letat” yani uçmak kelimesini birleştirerek “Letatlin” adlı muhteşem bir araç yaptı. İnsanların bisiklet gibi kolaylıkla kullanabileceği kuş şeklinde, 10 m. uzunluğunda olan bu konstrüksiyon, uçan bir makineydi. Gövdesi için ahşap ve balina kemikleri, kanatlar için ise ipek kumaşlar kullandığı bu makine, kişinin kollarını kaldırıp indirmesiyle uçacaktı. Letatlin teknik olarak gerçekten uçabilir miydi bilinmiyor ama sanatçının bu hayali, insanın uçabileceği düşüncesi ile özgürleşebileceğini gösteren önemli bir eser halini almıştı. O dönemde savaşın getirdiği olumsuzluklar, yaşam mücadelesi, özgürlük, hak, adalet arayışlarını tetiklerken, Letatlin’in ortaya […]
11 Şubat 2018

Samsara’nın Dışında Olmak

Hint felsefesi insanın düşünce ve eylemlerinin etkilerini bu dünyada ya da bir sonraki hayatında yaşayacağı bir döngünün içinde olduğundan bahseder. Samsara olarak tanımlanan bu sonsuz ölüm ve tekrar doğum döngüsünden çıkmak ise kurtuluş ile olur. Kurtulmak başka bir varoluş evreninde sınırlarını aşarak insanlık halini kırmak, beşeriyeti yok etmek olarak kabul edilebilir yani ölüm halinden sonra başka oluş hallerine yeniden doğulması. Kurtuluşa erişebilmek için madde dünyasına bağlayan bağlardan kurtulmak, gerçeği aramak, gerçekle birlikte özgürlüğün kazanılması yani maddi olanı terk edip, nefsini terbiye ederek, öz varlığını bulması gerekir insanın. Bu hiç kolay değildir. Zihnimiz bizi bu dünyada tutabilmek için düşünceler ve duygularla doludur. Endişeler, korkular, kaygılar zihnin bize yarattığı küçük oyunlardır. Beden varlığını devam ettirebilmek, geliştirebilmek için acılarla dolu bu doğum ölüm döngüsünden çıkmak istemeyiz ve bunun içinde kendimize küçük mutluluklar ararız, bulduğumuz mutlulukları da kaybetmekten korkarız, bundan dolayı gelecekte mutlu olabileceğimiz ya da mutluluğun devamını sağlayacak arzularımız olur, bu arzu ve […]
13 Mart 2017

Hint Sanatı

Geçmişten günümüze dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Hindistan topraklarında da tarihi etkileyecek sınırsız sayıda sanat eseri ve sanatçılar var olmuştur. Bu büyük uygarlığın yüzyıllarca dönüştürerek sürdürdüğü felsefe, din, ideolojilerini yansıtan sanat eserlerini incelemek ve açıklamak için yine yüzyıllara ihtiyacımız olacak fakat genel bir bilgi elde etmek için Hint sanatını anlamamıza yardımcı olan, bilinen ilk kaynakları inceleyerek başlamak günümüzdeki etkileri az çok görebilmemizi sağlayacaktır. Tarih öncesi dönemlere bakıldığında, Hindistan alt kıtasında taş devrine ait yerleşim bölgelerinin kalıntıları günümüze kadar ulaşmıştır. İnsanların mağara ve taş kovuklarını yerleşim yeri olarak kullanmaları, bu yerlerin günlük hayatlarını yansıtan kalıcı izlerinin de zemini haline getirmiştir. Yaklaşık MÖ 10.000’lerde Ajanta, Bagh, Armamalai, Bhimbetka ve Vindhiyan vadisinin mağaraları günümüze önemli bilgiler aktarmaktadır. Bu mağaralarda yaşamış insanların günümüz sanatını da etkileyebilecek teknik ve tarzda muhteşem eserlerin sanatçıları olduğu görülebilir. Bu eserlerde duygu ve düşüncelerin ifadelerinin yanı sıra ölümler, cenazeler, ritüeller, insan figürleri ve genellikle de boğa, inek, fil, antilop, aslan, maymun […]
5 Şubat 2017

Seçme Özgürlüğü ve İrade

Akıl dışı ve anlaşılamaz olan dünyanın ve doğanın oluştuğu andan itibaren korkuların, acıların etkili, insanın bu dünyada anlam arayışı içinde yaptıklarının anlamsız olduğu, hatta insanın kendisinin de anlaşılmaz bir yaratık olduğu görüşünde olan düşünür Friedrich Schelling varolmanın uğursuz bir şey olduğundan bahseder. Uğursuz olduğu konusu çok kabul edilebilir olmasa da, acıların, korkuların olduğu bilinen bir gerçekliktir. Dünyanın acılardan ibaret olduğundan bahseden Hint felsefesi de, bu acıların, korkuların yok olabilmesi için arzu ve isteklerin söndürülmesi gerektiğini öğütler. Arzu ve isteklerden kurtulmanın yolu ise meditasyondan geçer. Meditasyon ile nefeslere odaklanıldığında kişiyi bireyleştiren bilinç ve kişiyi kozmosla birleştiren bilinç dışının birleşmesi ile aşkın bir düzeye ulaşarak, bilinçli bir farkındalık haline gelen birey, yaşamın tüm acılarının üzerine çıkan bir ruh olarak ölümden sonra yaşam olasılığını kabul eder, bütünlüğü algılar ve yok olma kaygısının anlamsızlığını fark eder. Geçmişe baktığımızda evrende var olduğumuz andan itibaren yok olma korkumuz başlamıştır diyebiliriz ve devamlı varlığımızı hissetmek ve hissettirmek […]
25 Ocak 2017

Kutsal Mekânda Sanat

Tanrının her yerde olduğuna inanılsa da insanlık tarihine bakıldığında, tanrıyı mabetlerde arayışlar tükenmemiştir.  Göklerde olana ulaşabilmek için yukarıya doğru uzayan büyük tapınaklar tasarlanmıştır. Tapınaklar tanrı ile bağlantı kurulabilecek sığınaklar ve ölümden sonraki dünyanın varlığının algılanmasını sağlayan semboller olarak düşünülmüştür. Tüm kültürlerin dini inançlarını yaşadığı tapınaklar, aynı zamanda bu kültürün estetik algısını, sanatsal yapısını yansıtan mimariler ve semboller olarak ortaya çıkar. Binaların tarzı, üzerinde bulunan heykeller ve resimler o bölgede yaşayan insanların kültür, gelenek, ritüel ve estetik algılarını süreçleri ile anlatan belgeler haline gelmiştir. İnanç farklılıklarını kutsal mekânların yapısı ve isimleri gösterir. Kilise, sinagog, câmi tanımları farklı inanç sistemlerini temsil eder. Aynı inanç sistemini benimseyen kültürlerde bile tapınak tipinin farklılıkları, mimari biçimi, yapılan heykel ve resimlerin farklı olduğu görülebilir. Bu farklılıklar hangi zamanda yapıldığı ve geçmişe ait izleri açığa çıkaran mimari, tarih ve arkeolojik olarak da çok önemli bilgiler taşır. Hindu tapınaklarına bakıldığında; kendi kültürlerinde var olan çok çeşitli inanışı yansıttığı […]
25 Ocak 2017

İslam Sanatına Yansımalar

İnsanların mağaralarda yaşadığı paleolitik dönemde mağaraların ve kayaların üzerine çizilen resimler dikkate alındığında, sanatın insanlık tarihinin başlangıcından itibaren var olduğu anlaşılabilir. Daha sonra buzullar erir, insanlar mağaralardan çıkar, saz ve kerpiçten evler yapar, ilk toplu yaşamı sağlayan köyler ortaya çıkar ve mimarinin temelleri neolitik dönemde atılmış olur. Bu topluluklar bitki liflerinden, dokuma ve topraktan kaplar yaparak sanatın çeşitliliğini de başlatmıştır diyebiliriz. Yine bu dönemde tarım ile birlikte ticaretin başlaması, verimli toprak arayışları, göçlerin ve savaşların olması, başka coğrafyalarda yaşayan diğer topluluklar arasında bilgi ve kültür alışverişini sağlamıştır. Sanat çeşitliliği ve tarzların oluşması bu kültürel etkileşim sayesinde gerçekleşmiştir. Bu eserler incelendiğinde sanat eserlerinin zamanı ve algıları yok eden, algı ötesine geçebilmeyi ve aşkınlığı sağlayan bir etkisi olduğu söylenebilir. Sanat eleştirmeni ve yazar olan Sheldon Cheney “Sanat; kavramsal olarak tasarlanmış bir imgenin ya da imgeye dönüşmüş bir kavramsal tasarımın belirli bir aracın verdiği olanaklarla biçimsel dışa vurumudur.” yorumu ile sanat kavramına geniş […]
25 Ocak 2017

Sonsuzluğun Bitimi

Doğmadan önce nereden geldiğimizi bilemediğimiz gibi, öldükten sonrada ne olacağımızı bilemiyoruz. Doğum ile ölüm arasındaki boşlukta ise yaşantımız sınırlanır ve burada ilk sorumluluğumuz hayatta kalabilmektir. Hayatta kalabilmek için ise başka bir canlı varlığı tüketerek besin zincirinin birer halkası haline gelip, özgürlük ve sınırların anlamını, hayatta kalabilme, var olabilme isteği ile içgüdüsel olarak oluşturmuş oluruz. Evreni incelediğimizde sınırsız ve sonsuz olduğunu algılayabiliriz. Fakat evrende bulunan herhangi bir varlığın kendisi olabilmesi için diğer varlıklardan ayrılıp sınırlanması, kendiliğinin ayrımını oluşturması gereklidir. Algıladığımız sınırsızlık kavramı sınırları yani sonsuzun bitimini de kapsar. Sınırların ötesine geçildikçe gelişme, genişleme,  değişim, dönüşüm ile farklı oluşumlar ortaya çıkar. Özgürlük alanı ise bu sınırların içinde kalır. “Özgürlük” hür irâdeyi temsil eder, içinde bulunduğumuz toplum ve yaşadığımız evren arasındaki ilişkiyi anlatır. Bu ilişkiler dengeler halindedir ve sınırlar aşıldığında dengeler değişir.  Uzaydan dünyaya bakıldığında yaşadığımız mekânların nehirler, dağlar, okyanuslar ile ayrıldığını görebiliriz. Bu sınırlar değişik bitki örtülerini, iklimleri, farklı kültürleri oluşturur. Fakat […]
25 Ocak 2017

Sevgi

Sevgi kelimesini sık sık kullanmamıza rağmen, çoğu zaman bu kelimenin anlamını doğru oturtamıyoruz. Sevgiyi, çıkarlarımız, arzularımız, korkularımız, beklentilerimiz için kullanabiliyoruz. Bu yanlış olmamakla beraber gerçeği, hakikati keşfedebilmek için engel oluşturabiliyor, oysa sevgiye ulaşmak için bir sebep aramamıza gerek yoktur. Sevginin iyileştirici gücü şefkattir. Şehvet ise tutku, arzu, paylaşamama, açgözlülük halidir ve içimizde bir sıcaklık ve ateş hissettirir ve bu ateşin etkisi hayatımızı yönlendirmeye başlar ve bizleri köleleştirir. Bu enerji halini aşabilmek sevgiye götürür ve diğer dış enerjiler tarafından değil, hayatımızı kendi kendimize yönetebilecek duruma gelebiliriz. Hindu anlayışında “Sevgi” Sanskrit dilinde Kama, Prema ve Bhakti kelimeleri ile ifade edilir. Kama: Fiziksel ve cinsel ilişkilerden oluşan sevgiyi tanımlar. Kama’da ego ve tatmin duygusu yoğun bir şekilde hissedilir. Huzuru (shanti) ve mutluluğu kama’da bulmak zordur. Bu durumda iyi ve kötü duygular üretilir, geliştirici olmakla beraber aynı zamanda zarar verici de olabilir. İnsanların davranışları arzular tarafından yönlendirilir ve arzular kama yoluyla yerine getirilir. Kama […]