Metin Bobaroğlu

14 Mart 2019

Ütopya

Antik Yunan’da felsefe, Aristoteles’le sistematik bir bütünlüğe kavuşmuştur. Farklı disiplinler arasında birliği sağlayacak mantıksal bir yöntem uygulanmıştır. Aristo ile birlikte felsefe, düz yazı ile mantıksal ve tözsel tutarlılık içinde ussal bir anlatım kazanmıştır. Aristo öncesi filozoflar ve özellikle ön Sokratikler felsefeyi şiir biçimi ile ifade etmişlerdir. Aristo felsefesi katı cisim felsefesidir, uzayda yer kaplayan bir cismin “şimdi ve burada”ki konumunu töz ve ilinekler birliği yolu ile ussal kavrama taşımıştır. Antik Yunan’da zaman ritmik bir zaman anlayışıdır, geçmiş ve gelecek zaman kiplerini gerçeklik için kullanmaz. Antik Yunan zaman anlayışı, ritmik döngüsel zamandı. Doğanın döngüselliğine güvenilmiş ve o güven içinde rahat edilmişti. Bir de Ege Bölgesinde üzüm, zeytinyağı, şarap, peynir ile her türlü refah içinde olan kavim, yarın endişesi olmaksızın bereket tanrıçası tarafından besleniyordu, yani memnundular. Yarın endişesi olmayanın tarihi de olmaz, her şey döngüsel, zevkli tekrarlardır; sonbahar gelecek, yapraklar dökülecek ve hasat zamanı ile gelen en güzel bayramlar; Baküs törenleri, bağ […]
14 Mart 2018

Anadolu Aydınlanması ve Cumhuriyet

Türk devrimi normal koşullarda gerçekleşmiş bir devrim değil, İstiklâl Savaşının içinden muzaffer çıkan bir toplumun, kendi bilincine varmasıdır. Yani aydınlanma burada edimsel olarak (fiilen) gerçekleşmiştir. İnsanlara aydınlanmayı fikren anlatmak, onları bir eyleme yönlendirmek içindir. Ama Anadolu halkları bunu, ölüm-kalım savaşı üzerinden yani başka güvenecek kimsesi kalmadığı için kendine güvenerek, muzaffer bir biçimde kendi kazanmıştır. Ben, bunu böyle anlıyorum. Kendini yönetmeyi kazanmak, kendini kazanmaktır. Bu artık başkasına ihale edilemezdi. “Efendim, Tekrar dönüp monarşi olsaydı, olmaz mıydı? Tarihimiz de güzeldi…” “Hayır! Olmazdı.” Çünkü İstanbul’u işgal eden İngilizlerle, henüz aramızda ateşkes (mütāreke) yok, barış yapılmamış. O zamanki koşullarda düşmanın gemisine binerek, ülkeyi terk eden bir padişahtan söz ediyoruz. Bu, tüm padişahları karalamayı gerektirmez, hepsi aynı tür olaylar değildir ve Vahdettin’in bu tutumunu genişleterek, Abdülhamit’e, Abdülmecid ve benzeri öteki padişahlara da yönlendirmek haksızlıktır. Sonuç itibariyle, Abdülhamit’in aleyhinde konuşan bir vekili, Mustafa Kemal uyarmıştır. Aleyhinde konuşulmayacak bir kişidir, ülkeyi ayakta tutmak için çok zahmetler çekmiştir ama Vahdettin için bu söylenemez. Uzlaşılamazdı […]
11 Şubat 2018

Felsefe Taşı: Kaybolan Kelime

Dünyada bir kriz yaşanıyor, biliyorsunuz. Bu kriz içinde, tabii ki nesnel koşullar var. Belirli bir çıkara bağlı davranışlar çeşitli ülkelerde sergileniyor ama bunun arkasında meşrûiyet zemini aramak için karşılıklı iki taraf, birtakım değerleri konu ediniyor ve bu değerler üzerine birtakım çatışmaların olduğunu söylüyor. Bunun bir de geçmişi var. Yapmış olduğumuz tüm çalışmalarda aşağı yukarı net bir ayrım olarak koymasak da, koymak istemesek de, dünyada, bir Doğu-Batı karşıtlığı, kültürel olarak ve uygarlık bağlamında da uzun yıllardır kamplaşmalar olduğunu, bunun çeşitli biçimlerde, giderek, insanların inançlarına kadar indirgendiğini ve inançlardan hareket ederek, insanların birbirlerine karşı çeşitli biçimde savaşlar yaptıklarını ve yapmak istediklerini görüyoruz. Bunun bir çözümlemesini yapmak gerekir diye düşünüyorum. Nedir bu olay? Gerçekte böyle bir zemin var mı? Yoksa, insanlar, sadece salt çıkarları doğrultusunda yaptıkları kamplaşma ve çatışmalarda, bazı değerleri kendilerine meşrûiyet zemini bulabilmek için mi kullanıyorlar? Böyle bir noktadan hareket ederek irdeleme yapabilir miyiz? Bu konuyu çeşitli biçimlerde ele aldığımızı biliyorum […]
10 Aralık 2017

Anadolu Aydınlanması Ve Cumhuriyet – 1. Bölüm

Aydınlanma döneminden sonra Rönesans ve aydınlanma hareketlerinden sonra da birey ve bireycilik önemli bir şekilde Avrupa dünyasında parladı. Bu bireycilik sorunsalı toplumculukla dengelenmiştir ve birey ve birey olma, kalıcı modernitenin temel ilkesi olmuştur. Özgürlük, eşitlik ve dayanışma, üç temel ilke, aydınlanmanın doğurduğu ilkelerdi ve bunların topluma yansıması, toplumda karşılık bulması tabii ki bir devrim niteliğinde olmakla birlikte tarihî bir birikimi de gösteriyordu. Ben, toplum ve teori arasındaki ilişkiyi anlamak bakımından, “Değişme yeteneği olmayan toplumlar değiştirilemezler” ifadesini şiâr edinmişimdir yani keyfî bir irade ile toplumlara istediğimizi yaptıramayız. Nasıl ki doğa karşısında insan iradesi doğanın dirençlerini, doğanın kendi yasaları ile iş birliği yaparak aşabilirse ve kendi için kılabilirse, bu toplum için de geçerlidir. Toplum, evet, her ne kadar doğa kadar bir sebep-sonuç zinciri, determinasyon kilidi içinde değilse de bir yanıyla doğaya bir yanıyla da özgürlüğe bağlı insan ilişkilerinde dirençler vardır ve bu dirençler tarihsel birikimlerle desteklenmiş de olabilir, yenilenmeye açık olmayı da tarihsel gelişim sürecinde elde etmiş olabilir ve bu potansiyel eğer bir toplumda yoksa istediğiniz […]
4 Ağustos 2017

Yöntem Sorunu

En genel olarak yöntem, bir işin gerçekleştirilmesi, bir bilginin elde edilmesi, uygulanması ve çıkan sonuçların değerlendirilmesi için kullanılan yol, yordam olarak tanımlanır. Batı uygarlığında yöntem method olarak terimleştirildi. Antik Yunan’da kanon, örnek ve yöntem olarak kullanılmıştı. Yunan dilinden Arapça’ya, kural ve ilke anlamında kanun diye çevrilmiştir. Ünlü Aydınlanmacı Alman düşünürü I. Kant, kanon’u şöyle tanımlamıştır: “Kanon terimiyle, bilgi güçlerinin kullanılışını saptayan önsel ilkelerin topunu anlıyorum.” Yöntem söz konusu olduğunda, onun daha belirgin ve tanımlı kılınması bakımından, “neyin yöntemi” ya da “neyle ilgili yöntem” diye sorulması gerekir. Bir nesnenin, bir olayın, bir olgunun ve bunlarla olan ilişkinin yöntemi mi? Ya da bir sürecin, bir eylemin, bir bilgi oluşturmanın yöntemi mi? Yöntem için sorulacak soru nasıl sorusudur. Nasıl yapılır, nasıl bilinir, nasıl oluşur, nasıl uygulanır vb. gibi sorular hep yöntemi anlamak içindir. İnsan gereksinim bağlamında çevresine yönelir, ilgi duyar ve ilişki kurar. Kurduğu ilişkilerle çevresini etkiler, değiştirir ve dönüştürür. İnsanın çevresini değiştirmede ve kendi için kılmada doğal yetenekleri yeterliyse, herhangi bir yöntem […]
3 Ağustos 2017

Doğu – Batı Estetiği

Estetik, felsefî bir disiplindir ve konusu sanat; daha açıkçası güzel sanatlardır. Estetik, Grekçe bir sözcüktür ve “duyum bilimi”, “duygu bilimi” anlamlarında kullanılmıştır. Ancak bu anlam estetik kavramını doyurucu değildir, çünkü estetik, günümüzde “sanat felsefesi” ya da “güzel sanat felsefesi” anlamında kullanılmaktadır. Estetik, sanatın özünü ve evriminin yasalarını olduğu kadar, güzelin çeşitli dışa-vurumlarını da inceleyen güzelin bilimidir. Estetik, güzelliğin sağladığı duyusal hazzın incelenmesine indirgenemez, böyle yapıldığında “sanatsal-yaratı-kuramı” dışta bırakılmış olur. Estetik, gerçekliğin yasalarının bilinmesiyle de yetinemez. Bu türden genellemeler sanatın duyusallığını göz ardı ederek soyutlamalara ulaşır. Sanat nesneleri (eserleri), arzu nesnelerinden ayırt edilir: İnsan, arzu nesnelerine tüketmek ya da kendi için kılmak için yönelir. Buna karşın sanat ilgisi, sanat nesnesini özgür bırakır, kendi adına varlığını sürdürmesini ister. Sanat nesneleri doğa nesnelerinden de ayırt edilir: Estetik değerlendirmede sanat nesneleri, doğa nesnelerinden niteliksel bir ayrımla daha yüksekte durur. Çünkü sanat eseri, insan emeğiyle yoğrulmuş ve insan değerlerini yansıtmaktadır. “Eğitim, arıtma, iyileştirme, mali kazanç, […]
3 Ağustos 2017

Tarih Bilinci ve Kimlik Sorunu

İnsan, “dünya-içinde” bir tarih varlığıdır. Doğasıyla, kültürüyle, genetik kalıtımı, dili ve toplumsal varoluşuyla tarihseldir. Böylece de sonlu ve geçici varlıktır. Başka bir deyişle İnsan, Dünya Tarihi’nin belli bir kesitinde ortaya çıkar ve varolur. İnsan, bir yanıyla doğanın, diğer yanıyla da tarihin ya da zamanın çocuğudur. Biyolojik yanıyla insan, bir olanaklılıktır. Gerçekleştirilmek üzere bir takım yetilerle donanmıştır. Hayvanlardaki yetkin iç-güdü’ler insanda bulunmaz, doğa bunun yerine insana zekâ bağışlamıştır. Yaşamla başa çıkabilmek için verili yetilerden çok kazanılmış ve geliştirilmiş yetilere gereksinim vardır. İnsan bunu zekâsıyla yapmaktadır. İnsan doğduğunda toplumun kucağına doğar; kendisine ait değildir, içine doğduğu topluma ve o toplumun kültürüne aittir. Onun kişiliğini ailesi ve eğitim kurumları biçimlendirir. Bu nedenle insan bir eğitim varlığıdır ve eğitim yoluyla bulunduğu topluma eklemlenir. Biyolojik yapısıyla insan doğadaki diğer varlıklara oranla çok güçsüzdür. Tek başına yaşamda kalması neredeyse olanaksızdır. Bu nedenle de onun yaşam güvencesi toplumdur. Toplum kendisine katılan her yeni insanı kültürüyle yoğurur, ona […]
3 Ağustos 2017

İletişim Sorunu

İletişim, bilindiği gibi, iki kaynak arasında, iletilerin karşılıklı gidip geldiği bir ilişkidir. Eğer ileti tek yönlü akıyorsa, böyle bir durumda iletişimden söz edilemez. İletişim için geri bildirim gereklidir. Günümüzde iletişim, daha çok teknolojiyi çağrıştıran bir kavram. İletişim deyince akla, radyo, televizyon, gazete, telefon, bilgisayar, Internet vb. geliyor. İletişim araçlarının teknolojik boyutu dolayısıyla, bilgi akışı, ülkeden ülkeye, ulustan ulusa, bireyden bireye denetlenemez bir biçimde, ülkelerin sınırlarını aştı. İletişim, bildirişimin alt yapısı olmakla birlikte, çoğu zaman bildirişimi de kapsayan bir kavram olarak kullanılmaktadır. Kuşkusuz iletişim, bildirişimin olmazsa olmaz bir koşuludur. Bilgilenme hakkı, bir insan hakkıdır ancak, bu hakkın kullanılabilmesi iletişim olanaklarıyla sınırlıdır. İletişim olanakları kısıtlanmış ya da engellenmiş birey ya da toplumlar, gerçekte bilgilenme hakkından yoksun bırakılmış olurlar. Bilgiyi oluşturmak için, iletilerin toplanması sınıflandırılması, incelenmesi, irdelenmesi ve yorumlanması gerekmektedir. Teknik anlamda, iletişim olanakları sağlanmış olsa da, iletileri değerlendirebilecek eğitim düzeyi yoksa, bilgilenme olanağı yoktur. Bu nedenle, <bilgilenme hakkı>, alt yapısı oluşmadan, kâğıt üstünde […]
3 Ağustos 2017

Değer Üreten Varlık Olarak Etik İnsan

İnsan için ayırt edici birçok tanım vardır. Bu tanımlar, çeşitli disiplinlerin damgasını taşırlar. Eğer Etik disiplini söz konusu olursa, o zaman “İnsan değer üreten bir varlıktır” tanımı öne çıkar. Kuşkusuz insan, yalnızca değer üreten varlığa indirgenemez; nasıl ki, yalnızca “düşünen varlık”, “eylem varlığı”, “ahlâk varlığı”, “istenç varlığı”, “toplumsal varlık”, “emek varlığı” vb. tanımlarına indirgenemezse. Aslında her indirgeme bir soyutlamanın ürünüdür ve çeşitli disiplinlerin kendi bağlamlarında yaptıkları soyutlamalarla ortaya çıkan insan tanımları insanın bir yönünü ya da bir niteliğini vurgulamaktan başka bir anlam taşımaz. O halde, şunu söylemek yanlış olmaz sanırım: İnsan soyutlamalarla elde edilen tek tek tanımlara ya da ulamlara (kategori) indirgenerek anlaşılamaz; ancak, ulamların ayrımlı birliğinde daha iyi anlaşılabilir. İnsan tarih sürecinde doğa, toplum ve kendisiyle olan ilişkilerinde, yaşama biçim vererek Ekin ve Uygarlık üretir. Aynı zamanda yaşama anlam verir. İşte bu anlam verme işi ile değerler üretilir. Bu nedenle, uğruna yaşamaya değer inanç, fikir, eylem ve idealler değerleri oluştururlar. Değerler, üretildikleri ekin ve uygarlıklara damgasını vururlar. İnsanın düşünsel, […]