Gökçen Taviloğlu

15 Mart 2019

Ütopyaya Tarih Bilinciyle Bakmak

Özet Bu makale, ütopyaların oluşma süreçlerini ve sebeplerini açıklamayı amaçlamaktadır. Yazının giriş kısmında, önce ütopyanın etimolojik anlamı ele alınmakta, akabinde ütopyaların kaynağı olan tahayyül gücünün işlevleri üzerinde durulmaktadır. Gelişme bölümünde, toplumda tarih bilinci inşa edilirse, daha nitelikli ütopyalar üretilebileceğine değinilmiştir. Neden böyle bir tespitte bulunduğumuz örneklerle serimlenmiş ve bu serimleme kavramsal çıkarsamalar eşliğinde ilerlemiştir. Sonuç bölümünde ise insanın, Tanrı’ya öykünerek kendi yazgısını belirleyecek ütopyalar geliştirmek istemesinin, onu özgürleştirmek yerine, hürriyetini […]
11 Şubat 2018

Ne Umduk, Ne Bulduk?

İnsan içinde yaşadığı Dünya’yı, kendini daima güvende, rahat ve mutlu hissedebileceği bir ortama dönüştürmek arzusundadır. Bilimdeki ve teknikteki ilerlemelerde, sanatta, eğitimde, dinde ve devlet yönetiminde görünürde hep aynı gaye vardır. Peki o halde insan neden sömürünün ve zulmün ortadan kalktığı, barış dolu bir dünya inşa etme umuduyla geçen bin yılların ardından, hâlâ bu arzusuna kavuşamamıştır? Nasıl oluyor da tarih boyunca ektiğimiz tohumlar beklediğimizden farklı ürünler veriyor? Acaba hak etmediğimiz bir […]
30 Temmuz 2017

Neden Us’lanmıyoruz?

İnsan doğadaki bütün varlıkların özelliklerini kendinde topladığı ve aklı sayesinde onlara aşkın olduğu için yeryüzünün tek hâkimi ve hükümranı olmuştur. “Yeryüzünde bir halife yaratacağım.” (Bakara 2/30)   Ancak insanın kendi kendisine hükmetmesi, dünyaya hükmetmesinden daha zordur. Nasıl ki insan doğaya, doğa yasalarını tanıyarak hâkim olabilmişse, kendine de ancak kendini tanıyarak hâkim olabilir. Kendini tanıyan insan, yapısından kaynaklanan bir zorunluluktan dolayı kendini ahlâk yasası ile denetim altında tutması gerektiğini bilir. Çünkü […]
5 Şubat 2017

Kaygıdeğer Dünya

Kaygı; doğada yalnızca insana hastır. Çünkü insan ne diğer canlılar gibi kendi ile özdeştir ne de kendine verili olarak dünyaya gelmiştir. Onun her şey olma potansiyeline sahip olarak doğuşu ve onca olasılık içinden seçtikleri ile kendini var edecek oluşu, insanı yükümlülük altına sokar. Kaygı duyuşunun altında da bu sorumluluk duygusu yatar. Bir bilinç varlığı olduğu için bebeklik evresinden itibaren duyuları ve zihni ile dış dünyaya açılmaya başlayan insan zamanla kendi […]
25 Ocak 2017

İnsanın Çizdiği Sınır

İnsan bilincindeki sınır kavramı, sonradan kazanılmış olmayıp, sezgisine doğuştan sahip olduğumuz apriori bir kavramdır. İnsan, dünyaya gelmiş olduğu zaman biriminden önce fiziksel olarak var olmadığını bildiği gibi, yaşamının sonlanacağı andan itibaren de bedensel olarak varlığını devam ettiremeyeceğini sezgisel olarak bildiğinden, ömrünün sınırlı olduğunun idraki ile hayatına devam eden tek canlıdır. Burada sorulması gereken asıl soru; kendisinin fiziksel olarak sınırlı bir varlık olduğunun farkında olan insanın, nasıl olup da sınırsızlık kavramına […]
25 Ocak 2017

Ölmeden evvel ölünüz!

İnsanı kendi bütünselliğine evrilmekten alıkoyan her şey onu kendine yabancılaştırır. İnsan tininin ve yabancılaşmanın eş zamanlı tarihi dil ile başlar. Çünkü bilincin kendine dışsal olan nesnelere duyduğu yabancılıktan kurtulması için onları kavramsallaştırarak yeniden bilincine taşıması gerekir. Fakat dil, gündelik hayatta alışılageldiği gibi sezgisel anlamda kullanılmaya devam ettiği için bu ereğini yerine getiremez. Ve böylece insanların sadece nesnelere koydukları adlar üzerinde uzlaştıkları bir etkinlik haline gelir. Oysa yabancılaşmayı kaldıran dilde ki […]
2 Kasım 2016

Eleştirel Aklın Eleştirisi

Çok seslilik, demokrasinin ve medeniyetin olmazsa olmazıdır. Fikri, irfanı ve vicdanı hür olarak yaşamak herkesin hakkıdır. Ancak bu hakkın da bir sınırı vardır. Eğer ki aynı hakkı bir başkasının elinden ilkesizce alıyorsak, bu keyfîlik zalimliği getirir. Nitekim tarihte zalim olmayan bir diktatör yoktur. Tehlike, siyasal ve ekonomik gücün böyle bir zihniyet tarafından ele geçirilmesi ile başlar. Bu sürece en çok hizmet eden, farkındalığı gelişmemiş toplumlardır. Şimdiki eylemlerinin ve seçimlerinin ileride […]
30 Ekim 2016

Uykudan Uyanmak

“İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar.” Hz. Muhammed Yaşadığımız sürece uykuda oluşumuz, mağaradaki yedi uyurların ve onların bekçiliğini yapan Kıtmir isimli köpeğin hikâyesine benzer. Beş duyumuzla zihnimiz ve irademiz gaflet uykusundayken, akıl onların bekçiliğini yaparak, uyanmayı sağlayacak etkilere karşı bizi korur. Uyanmamızın gecikmesi biraz da bundandır. İnsan ancak rüyadan uyandığında gördüklerinin hayali bir imge olduğunu anlayarak, nesnelerin ve objelerin asıllarıyla birlikte olur. Hâlbuki Hz. Muhammed, “İnsanlar rüya içinde rüya görmektedirler” diyerek bizim […]
27 Ekim 2016

Dil ve İnsan

İnsan, kimliğini kullandığı dil ile kazanır ve yine onu dille ifade eder. En yüksek ifade şekillerinden biri şiirdir. Daha önce hiç kendimizi o şekilde ifade etmemiş olsak bile, okuduğumuz bir şiirin tıpkı bizi ifade ettiğini düşünebiliriz. Bazı şiirlerde kendimizi buluruz. Her ne kadar bir şairin şiirsel ifadesinde kendimizi bulsak da, orada anlatılan bize göre biz değil, şaire göre bizizdir. Eğer kişi, topluluk içindeyken ya da biriyle karşılıklı diyalog halindeyken kendini […]