Evren Gül

2 Mart 2020

Amerikan Soyut Dışavurumculuğu

Öncelikle dönemle ilgili biraz bilgi vermekte fayda var. İkinci Dünya Savaşı sırasında uluslararası sanat ortamı Paris’ten New York’a taşınır. Bu merkez kaymasının arkasında birçok etken vardır. Mesela 1930’larda başta Almanya ve İtalya gibi Avrupa ülkelerindeki totaliter rejimlerde sanatsal yaratıcılığın kökünü kazımaya yönelik girişimler, birçok Avrupalı sanatçının ABD’ye göç etmesine yol açmıştır. Başta Gerçeküstücüler olmak üzere André Breton (1896-1966), André Masson (1896-1987), Yves Tanguy (1900-1955), Mark Chagall (1887-1985), Max Ernst (1891-1976) ve diğerleri Fernand Léger (1881-1955), Piet Mondrian (1872-1944)… Yaşanan bu akış, haliyle Amerikalı sanatçıları da etkilemişti. Çünkü bu atılımlar bir yandan Avrupa’da atılmış adımlara da bir gerçeklik kazandırmıştı. Amerikalı ressamlar bu atılımların, diğer insanlardan bir farkı olmayan cesur, atılgan, önlerindeki örnekleri olumlu ya da olumsuz değerlendirebilen, inançla donanmış gözü pek profesyonellerce başarıldığını görmüşlerdi. Norbert Lynton, (1927-2007) onları ve dönemlerini şöyle tarif eder: “İleride Soyut Ekspresyonizm olarak değerlendirecek akımın öncülüğünü yapacak tek bir Amerikalı ressam yoktur. Bu akımın merkezinde, anahtar niteliğinde […]
15 Mart 2019

İnşallah

Evren Gül İnşallah, 2018 Ahşap Üzerine Karışık Teknik54 x 66 x 7 cm Uyuyor çocuk, omuzlarımda Çevremizdekiler, denizi lanetle Endişeli anne korkaklaşıyor Onu kim suçlayabilir, beni mi suçluyorsun? İnşallah, inşallah Dileğin buysa, gerçekleşecek İnşallah, inşallah Dileğin buysa… Rüzgar estikçe, soğuklaşıyor Hüzünlü botlara karşı, biz kaçarken Endişeli gözler, karanlıkta arıyor Denizin yükselişi ile birlikte İnşallah, inşallah Dileğin buysa, gerçekleşecek İnşallah, inşallah Dileğin buysa… Kaygı denizi, korku denizi Ülkemizde, yalnızca gözyaşları Geleceğimizde geçmiş yok Dileğin buysa, gerçekleşecek İnşallah, inşallah Dileğin buysa, gerçekleşecek İnşallah, inşallah Dileğin buysa… Söz-Müzik: Sting
13 Mart 2017

Francis Bacon’ın Mekân Anlayışı

Hakan Tüner’e “1870 savaşında Estaque’da saklı yaşamış olduğundan dolayı Cezanne’a kızılmaz, herkes saygıyla onun “Hayat korkunç” sözünü anar. Oysa eğer felsefenin bize “Hayatı coşkuyla yaşayanlar” olduğumuzu öğretmediği söylense, Nietzsche’den beri herhangi bir öğrenci felsefeyi düpedüz reddeder. Sanki ressamın uğraşında, başka her çeşit acilliği aşan bir acillik varmış gibi. O buradadır, yaşamda, güçlü ya da güçsüz ama dünyayı ağır ağır düşünmesinde hiç kuşkusuz olarak egemen; tekniği, gözlerinin ve ellerinin göre göre, resim yapa yapa kendine verdikleridir; tarihin skandallarının ve şanlarının yankılandığı bu dünyadan, insanların öfkelerine ve umutlarına hiç bir şey kalmayacak olan tuvaller çekip çıkarmakta direnmektedir – kimse bir şey demez. Öyleyse nedir ressamın bu sahip olduğu ya da aradığı gizli bilgi? Van Gogh’un “Daha ileriye gitmek istediği boyut? Resmin ve belki de bütün kültürün temel yanı?” Maurice Merleau-Ponty – Göz ve Tin     Francis Bacon (1909-1992) 1909 yılında İrlanda’nın Dublin kentinde doğmuştur. Babası bir at üreticisidir, bu yüzden çocukluğu […]
5 Şubat 2017

Diri Diri Gömülüş

Her işte tanrıların dediğini yap ki, bir daha bölünmeyesin ve sevgi yolu ile ilk bütünlüğünü yeniden bulasın. Kimse sevgiye karşı koymasın. Ona karşı koyan, tanrıları düşman eder kendine. Sevgi ile barışıp uzlaştık mı bizi bütünleyecek sevgilileri de bulur, mutluluğa erişiriz; bu da az kişiye nasip olan bir şeydir”.                                                                                                                                                                 Platon, “Şölen- Dostluk”   İnsanın gerçekte ihtiyaç duyduğu şey, gerilimsiz bir durum değil daha çok uğruna çaba göstermeye değer bir hedef, daha […]
25 Aralık 2016

David, Goliath ve Caravaggio

Kitâb-ı Mukaddeste, 1. Samuel bahsi, Efraim dağlığından Elkara isimli bir adam ile başlar. İki karısı vardı; Hanna ve Pennina. Pennina’nın çocukları vardı fakat Hanna’nın olmuyordu. Ve adam orduların Rabb’ine secde kılmak ve kurban kesmek için her yıl yaşadığı şehirden Şilo’ya çıkardı. Ve Eli’nin iki oğlu Hofni ve Finehas ile Rabb’in kâhinleri de orada bulunurlardı. Elkana’nın kurban keseceği gün gelince karısı Pennina’ya ve onun oğulları ve kızlarına paylar verirlerdi. Fakat Hanna’nın bu özel durumundan dolayı ona iki pay verilirdi. Çünkü Rab onun rahmini kapamıştı. Hanna çok ağlamaktadır ve Rabb’e yakarmaktadır: Ve vaki oldu ki, kadın Rabb’in önünde duasını uzatırken Eli onun ağzına bakıyordu. Hanna ise içinden söylüyordu; ancak dudakları kımıldanıyor, fakat sesi işitilmiyordu; ve Eli onu sarhoş sandı. Ve Eli ona dedi: Daha ne vakte kadar sarhoşluk edeceksin?, üzerinden şarabı at. Ve Hanna cevap verip dedi: “Hayır efendim, ben ruhu kederli bir kadınım, şarap ve içki içmedim, ancak Rabb’in önünde gönlümü […]
15 Aralık 2016

Babel

Alejandro González Iñárritu tarafından yönetilen 2006 yılı yapımı Babel (İbranice kargaşa sözcüğünü çağrıştırıyor) filmi, ismini Tevrat’ta ve Kur’an’da da geçen ayrıca dünyadaki başka yerel efsanelerde de kendini duyuran, Babil Kulesi’nden alıyor. Babil Kulesi’nden Tevrat’ın yaratılış bölümünde şöyle bahsedilir: “… Ve bütün Dünya’nın sözü bir, dili birdi. Şarktan göçtükleri zaman Sinear (Sümer) diyarında bir ova buldular, orada oturdular. Birbirlerine ‘gelin, kerpiç yapalım, onları iyice pişirelim. Onların taş yerine kerpiçleri, harç yerine ziftleri vardı. Yeryüzünde dağılmayalım diye kendimize bir şehir, başı göğe erişecek bir kule yapalım’ dediler. Ve âdemoğullarının yapmakta olduğu şehri ve kuleyi görmek için Rab indi. Onlar bir kavm, hepsinin tek dili var. Gelin inelim, birbirlerinin dilini anlamasınlar diye onların dilini karıştıralım. Rab onları oradan dağıttı ve şehri bina etmeyi bıraktılar. Bundan dolayı onun adına Babil dendi.”[1] Çünkü Rab bütün insanların dilini orada karıştırmış ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıtmıştı. Kıssa, insanın ilişkide ve iletişimde en yüksek uyumu araması ve […]
24 Kasım 2016

Caspar David Friedrich’in Romantizmi

Önder Büyükerman’a Yaşayan her fânî Her ruh özler Her sıkıldıkça arar, Dar hayatında ya dost ufku ya canan ufku. Yahya Kemal Beyatlı- Kendi Gök Kubbemiz – Ufuklar     18. yüzyılda Avrupa’da aklın her şeyi kurucu ilkesi olarak benimsendiği, tüm toplumsal yaşamın ve düşünüşün buna göre şekillendiği dönem Aydınlanma Çağı olarak nitelendirilir. Bu dönem filozofu ve öncü bir aydınlanmacı olan Immanuel Kant’ın şu sözleri konuyu özetlemek için hem yeterli hem de oldukça şöhretlidir. “Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır Sapere Aude! Aklını kendin kullanmak cesaretini göster!” Aydınlanma çağında bilim alanında çok önemli bir yol alınır. 15.yüzyıldan itibaren keşif ve icatlarla süregelen bir gelişim […]
19 Kasım 2016

Deli Dumrul Boyu

Bu yazının ilk bölümü Düşün-ü-yorum bülteni Nisan-Mayıs 2015 58. sayısında yayımlamıştır.   İkimiz de ölümün gerçeği karşısında kalakalmıştık. Aynı silahsızlıkla kalakalmıştık. O öleceğini ben öldüreceğimi zannediyorduk. O şimdi hala öleceğini düşünürken, bense artık onu öldüremeyeceğimi biliyordum. Aramızdaki zaman farkı, her zaman olduğu gibi bir varoluş sırrı sanki titreşip duruyor aramızda. Bilmediğimiz bir terazinin dengesinde yeniden var oluyor ya da yok oluyorduk. Murathan Mungan, Yedi Kapılı Kırk Oda, Dumrul ile Azrail, s:49. Deli Dumrul Boyu bireysel boyutta ele alındığında her ölümlünün yaşaması gereken bir karşılaşma ve sarsıntının öyküsüdür. Bireyin varoluşa, öznel gerçekliğin dış gerçekliğe, bireysel erkin evrensel düzene çarptığı; yeni bir iç-dış örgütlenme ve ilişkiler düzenlemesi gereğinin ortaya çıktığı bir karşılaşmadır. Ayrıca Deli Dumrul miti insan yaşamının evreleri açısından bir dönüm noktasına işaret ettiği gibi, tarihsel açıdan değerlendirildiğinde Türklerin İslamiyet’e geçiş evresinde önemli bir dönemeci işaret eder. Bizler, bugünün Anadolu coğrafyasında yaşayan insanlar olarak Deli Dumrul tipolojisinin şahsında, İslamiyet’in zorlayıcı gücüyle […]
19 Kasım 2016

Sarsıcı Bir Karşılaşma Hikâyesi: Deli Dumrul

“Şimdi gün batımını uğurlarken, manzarası   giderek yoksullaşan tepenin başında, en az onun kadar çaresizdim. Dumrul’u öldürebilmek şöyle dursun, ölümüne bile seyirci kalabilecek gücüm kalmamış, ölüme ilişkin bütün gücümü ölümden alırken, ölüm benden gücümü almıştı. Bunca yılın döngüsü, görünmez elimin dengesinde benden habersiz terazi değiştirmişti. Beni öldüren aşk, aynı zamanda derin bir yaşama gücü vermişti  bana. Ölümsüzlükten cayıp yaşayacaktım. Bir gün onu bulmak ümidiyle yaşayacaktım”. (Murathan Mungan, Yedi Kapılı Kırk Oda-Dumrul İle Azrail, sayfa 51) Bilinen en yaygın Dede Korkut öykülerinden olan Duha  Koca oğlu Deli Dumrul sarsıcı bir karşılaşma, fark ediş ve dönüşümün hikâyesidir. Özetlemek gerekirse genç  bir adam olan Duha Koca oğlu Deli Dumrul, bir köprü inşa eder ve bu köprüden geçenlerden 30 akçe geçmeyenlerden ise döve döve 40 akçe alır. Bir gün  köprünün yakınına bir oba yerleşir ve bir süre sonra  obadan genç bir adam vefat eder. Duyduğu feryatlar  üzerine obaya giden Dumrul, oğlanı öldürenin Azrail  adında birisi olduğunu […]