Coşkun Özdemir

16 Mart 2023

Felsefe ve Onun Nesnesi Dikkate Alınarak Yapılan AdKavram-Nesne İlişkisine Dair Bir Tartışma

Filos-sofos: (Felsefe) Bilgi Sevgisi: Felsefe sözcüğü etimolojik olarak bir duygunun adıdır; bu duygu “Bilgi sevgisidir”, öyle ise felsefe adının nesnesi, bilginin yarattığı “sevgi duygusudur”. Bu içerik ad-kavram nesne ilişkilerinde sınırlama ve olumsuzlamadır. Her belirlenimin bir olumsuzlama-sınırlama, her olumsuzlama ise sınırlamadır bu nedenle bir belirlenim olması apriori ve aksiyomatik bilgi ve yasadır, yasa varlığın ve kavramın ona göre oluştuğu şeydir. Her “yasa” saltık öznedir, özne olarak yasa varlığın ve kavramın içinden geçerek onları oluşturan değişmez kalıp-formdur. Felsefe adının-nesnesinin doğal olarak kavramının belirlenimi ve olumsuzlaması da zorunlu olarak yasadışı veya yasaya aykırı değil yasaya tabi olmalıdır. Bu nedenle felsefe kavramının olumsuzlamalarını ve sınırlarının ötesini, belirlenimler olarak alamayız, tıpkı belirlenimlerini olumsuzlama olarak alamayacağımız gibi. Çünkü böyle yapmak yasaya uymaz, yasaya uymayan bir şey ise yapılamaz. Ad ve nesne ilişkisi, zeminini bilme isteminden alır çünkü bilinecek şey önce öteki şeylerden ayrılarak tespit edilmelidir, bu ayırma “bir şeyi” bilginin nesnesi yapar, nesne de bilme amacı […]
24 Ocak 2022

Bir İdeoloji Olarak Hümanizma Kavramının İspatı

Yazdıklarımızı kanıtlayarak, kanıtladıklarımızı yazmış olacağız. Eğer nedensellik bağı olmasaydı hiçbir şey var olmazdı, hiçbir şeyi bilinmezdi. Çünkü her varlık, nedenlerinin sonucu her bilgi nedenlerinin bilgisidir. Bir şeyin nedeni aynı zamanda o şeyin özüdür. Bir şeyin özü onun öznesidir yani yapıcı aklıdır. Bireysel ve toplumsal konuların nedeni-özü-öznesi insandır. Toplumların sorunlarının da bu sorunlarının çözümünün nedeni de insandır. Öyleyse ilk işimiz insanın nedeni, özü, öznesi varsa özneleri ve bu öznelerin bilgisidir. İnsanın bir değil iki özü vardır ve yalnızca insanın iki özü vardır. Bir şeyde öz, aynı zamanda özne olduğu için insanın ve her tür eylemlerinin iki öznesi vardır. Bu iki öz-özne, iki farklı kökenden kaynaklanır. Bu kökler ya da özler birbirinden cins olarak farklıdırlar ve cins olarak farklı iki dünyada yaşarlar. Öyle ise insanın içinde yaşadığı ‘iki dünya’ vardır. Bu durumda, ‘insan’ kavramı sorunlu bir kavramdır, dolayısı ile toplum kavramı da. İnsanın en büyük sorunu iki dünyada birden yaşamasıdır; doğal dünyada […]
15 Mart 2019

Felsefe Ütopyamız Bitti mi? Felsefe, Bilgi Sevgisi Anlamının Dışında Boş Bir Kavram Olabilir mi?

“Var olmayan olarak kavranabilenin, özü varoluş içermez.” Spinoza Felsefe kavramı (bilgi sevgisi dışında) var olmayan olarak kavranabilir, amacımız bunu tanıtlamaktır. Her kavram, kendinde bir şeyin ya da belirli bir şeyin kavramıdır. Bir şeyin kavramı olmayan bir kavram olamaz. Bir şey insan bilinci için kavram olmazdan önce, kendi kendinde bir varlığı ve bu varlığın kendi için oluş süreci vardır. Bu nedenle belirli bir varlık, oluşmuş bir varlık olduğu için somuttur, var’dır. Var olmuş her varlık ve onun kavramı somut olduğu için tanımlanabilirdir. Sorular: – Felsefe nedir, sorusu yanıtsız mıdır? Yanıtı varsa, bu yanıt binlerce tanımdan hangisidir? – Bir tanımda, tanım için yeterlilik olmayabilir mi? Felsefenin tanımının yeterli olarak yapılması olanaksız mıdır? – Bir kavramın tanımı onun özünü tanımak-bilmekse, yüzlerce tanıma karşın, özü tanınamayan, bilinemeyen bir kavram olabilir mi? Özsüz bir kavram olabilir mi? – Bir kavramın her dönemde farklı bir tanımı olabilir mi? – Bir kavramın farklı ülkelerde, farklı zamanlarda farklı […]
11 Şubat 2018

Büyük Umut / Homo Sapiensten Homo Logos’a

“… Her şey bu Logos’a göre olup bittiği.” -Heraklitos (1. Fragman)   1- En büyük umut “Homo-Logos” boşlukta mıdır? 2- Özgürlüğün zemini ıssız boşluk mudur? 3- Özgürlüğün zemininde yürünebilir mi? 4- Özgürlüğün zemini yürünebilir hale getirilebilir mi? Kavramsal (Logotik) düşünce özgür olmak için zorunludur, ama yaşamak için değil. Çünkü yaşamak için özgür olmak zorunlu olmadığı gibi gerekli bile değildir. Özgürlük istemi, çoğu zaman yaşamın önüne büyük bir engel olarak çıkar, yine de insanın ve insanlığın en asli ve asil umut konusu olmaktan çıkmaz. Her insan özgür olamaz, bununla beraber özgürlükle insanlaşma zorunlu olarak birbirine bağlıdır. Bu bir çelişki değil, insan kavramının ─bu aynı zamanda düşünce kavramı anlamına gelir- edimselleşmesi ve edimselleşememesi süreci ile ilgilidir. Düşünce yetisi her yeti gibi kendi kendini edimselleştirmeye hem yeter hem yetmez hem yetişir hem yetişmez. Düşüncenin özgürlük için yeti olarak yeterli hale gelmesi, düşüncenin kendi kendini düşünülebilmesi ya da düşüncenin nesnel öz-bilincinin elde edilmesidir. Düşüncenin […]
5 Şubat 2017

Tanrı İnancı ve Bilim Çelişkisini Çürütmek Üzerine Bir Yazı…

“Tanrı Kavramı Dine Bırakılamaz, Gerçek Bilim Tanrı Kavramı Olmadan Yapılamaz” “Haber verenden haberin olmazsa, HABERDEN HABERİN nice olur” Mevlânâ Tanrı İnancı ve Bilim Arasındaki Çelişkiyi Çürütmek Üzerine Bir Yazı…[1] Bugüne kadar yaşamış toplumların; doğayla ve kendi kendileri ile ilişkilerinin kipsel olarak karşıtı, tözsel olarak eşlemi olan ve kendi yaşayışlarının düşünsel türevi olarak yaratmış oldukları tinsel dünyanın (bir başka deyişle, toplumsal kültürün, ikiye bölünmüş durumunu ─güya kaynaklarına göre), günümüzün pozitif tininin içine sindirmesi endişelerin en büyüğünü üretmesi gerekirken, evrensel kültürün bu konudaki endişesizliğinin haklı endişesi, hiç de hakkı olduğu kadar duyumsanmamaktadır. Tinin bu bölünmüş kipi, kendi ilerleyiş yolunda zorunlu olarak uğradığı kaçınılmaz, uzun ve birbirine karşı duruşlarında donuk, durgun düşünsel dönem, tinin özgürlüğe ilerleyişinin önünü kapatmış ve bu büyük engel içten içe, gene tinin kendisinin yarattığı görece özgür gücünü de felç etmiş gibidir. Tinin özgür gücünün yeniden dirilmesi için bu katılaşmış bölünmenin öncelikle teorik olarak yerinden oynatılması ve giderek yenilmesi zamanı […]
29 Ocak 2017

Dilin Diyalektiği, Diyalektiğin Dili

 “Fikirlerin düzeni ve bağlantısı Şeylerin düzeni ve bağlantısıyla aynıdır.”   Spinoza      “Ussal olan edimseldir ve edimsel olan ussaldır.” Hegel ÖZET “ Şeylerin düzeni fikirlerin düzeni ile aynıdır”[1]. Ancak her ikisinin düzeni de birbirine yaklaşınca biri ötekine koşan mıknatıs ve metal özelliğinde değildir. İki yanın aralarında hiçbir farklılık kalmayacak biçimde yalın öteki haline gelmesi için, her iki yanında değişmeleri, olumsuzlanmaları gerekecektir. Bu değişim ilkin olgunun görünüşünün düşünsel(ideel) kipe çevrilmesini gerektirir. Zaten o kipte bulunan soyut us görüngüyü kendi kipliğine çevirme işini üzerine alır. Ancak kendisi soyut biçimini olgunun içeriği ile doldurarak kendinde de değişiklik yapması gerekecektir. Bu her iki karşıtlığın birbirine tamı tamına uygunluğu-tamalgı[2] karmaşık ve zorlu bir süreci gerekli kılar. Kuşkusuz bu süreçte elimizdeki tek araç ‘dil’dir. Amacın araç ile gereç üzerinde kendini gerçekleştirmesi, amacın nesnelliği kadar aracın işlekliğine ve hünerine de bağlıdır. Bazı sözcükler araç olma görevlerini mükemmel gerçekleştirirler. Türkçede bu sözcükler hiç de az değildir. Anahtar sözcükler: […]
25 Ocak 2017

Amaç

İnsan ve insanlık bedensel ihtiyaçlarını giderme telaşı içinde, gerçekte ne olduğunu ya hiç düşünemez hale gelir, ya düşür ama bulamaz ya da pek ender de olsa bulur ama gerçekleştiremez. İnsan denilen varlığın Özü, ya da kendine özgün yüklemi, bir başka deyişle onu o yapan yetisi, bir anlık (anlama yetisi) sahibi olmasıdır. Anlık, şeyleri düşünceye çeviren ve bu çevirme ile şeylerin gerçekliklerini anlayan ve bilebilen yeti, kuvvet ya da yüklemdir. Böylece anlık ve düşünce, insanın yüklemi, insan anlık ve düşüncenin öznesi ya da tözüdür. Her varlığın içkin örgütlenmesi kendi sakınımını kapsar. Varlığın içörgütsel ve içgüdüsel görevi-işlevi kendi yüklemini olabildiğince etkin kılmasıdır. İnsanda bu kendini etkin kılma görevi, onun özgün varlığı olan anlığın etkin kılınmasıdır. Öyleyse insanın en yüksek amacı anlığını sürekli iyileştirmek olmalıdır. İnsanın “anlığını iyileştirmesi” gibi bir amaçtan yoksun olması; insan olma olasılığından, iddiasından ya da amacından yoksun olması demektir. Yoksunlukların en büyüğü. Anlığın iyileştirilmesi ki özgürleştirilmesi anlamına gelir; salt […]
25 Ocak 2017

Felsefe, Mantık ve Metafizik Kavramlarının Sınırlarına Dair Bir Tartışma

Bilimlerin tekil nesnelerinin en evrensel olan ile bağını neden iki farklı biçimde ifade ederiz? Bazı tekil bilimler, nesnelerinin en evrensel ile bağını ortaya koyarken; örneğin, Biyo-loji, Sosyo-loji, Onto-loji deriz de, bazı bilimler için de tekil bilim nesnesinin  en evrenselle bağını ortaya koymak için o bilimin felsefesinden söz ederiz. Doğa felsefesi, tarih felsefesi, hukuk felsefesi, din felsefesi, sanat felsefesi vb. İlkinde, biyo, sosyo ve onto’nun -loji’e göre açınımını (ki nesne lojik olan karşısında görece, lojik ise tikel nesne karşısında saltıktır) her tekil ve sonlu nesnenin, sonsuz ve ebedi olanla bağını ya da koşullu ile koşulsuzun birliğini ifade etmiş oluruz; ikincisinde ise tarih, sanat, tüzenin yine aynı biçimde, ama farklı ifadelerle ‘tikeldeki evrenseli veya evrenselin tikelleşmesini’ veya evrensel ve tikelin apriori birliğini, bilimin konusu olarak önümüze koyarız. İçerik her iki adlandırmada da aynıdır; tikel ve ‘en evrenselin’ kendinde birliği. Ancak, ‘en evrenselin’ yerine kullanılan sözcükler, ikisinde de farklıdır. Birincide ‘lojik’, ikincide ‘felsefe’. […]
20 Kasım 2016

Kendi ve Kendi Olmayanın Kurgul Diyalektiği

Giriş: Öncelikle, Türkçenin felsefe yapmayı ne kadar kolaylaştırdığını gösterecek bir kavramla karşı karşıya bulunmak güncel (!) bir fırsattır. Felsefe aynı zamanda olgudaki karşıtlıkları birlikleri içinde bulma, tanıma ve anlama ve kavrama olarak da anlaşılmalıdır ki –her olgu karşıtlıklar, olumluluk ve olumsuzluklar yumağıdır. Çünkü felsefe somut olguyu anlar ve olgu diyalektik kurguldur, ama sözcükler ve sıradan dil olgunun bütünlüğünü ayrıştırır ve parçalı görür ve gösterir. Bazı sözcükler, bazı dillerde bu parçalanmışlığın yerine, parçaları kökensel birliği içinde somut haliyle gösterir. Dilimiz bu sözcükler açısından çok zengindir. Bu anlamıyla yabancılaşma sözcüğü; kendi karşıtını da içinde taşır, karşıtı yabancılaşmanın konusu olarak, yabancı olmayan kendi’dir, kendi ise kendi’ne yabancı olamaz, ama bir şey potansiyel ve kendindeyken, henüz kendi de değildir, çünkü edimselleşmemiştir. Öyleyse kendisi hem kendidir hem de kendi olmayandır. Çünkü kendi olacaktır ki, kendi olmadığı için bunu yapmalıdır. Sözcük bize dolaylı olarak kendini, ama dolaysız olarak ise kendine yabancıyı, kendi olmayanı verir. Biri ötekinin […]